21 Mayıs 2016

46



Yaşım oldu 46.
Endişelerimden yaşlandım.
Alnımdaki endişe çizgilerimden.
Elimde endişelenecek malzeme vardı. 17 yaşımdan beri. Bazıları mevcuttu, bazılarını ben ürettim. Kontrolü elden bırakmak bana göre değildi. Güvenemiyordum, kimseye, hiçbir şeye. Durum benim kontrolümde değilse olmaz gibiydi.

Kontrol etmek. Yönetmek. Öyle olmasını istemek. Tamamen kalben iyilikle. Zerre kötülüksüz. Ama gelip görelim ki,  cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşeli.
Bu kontrolörlüğüm beni cehennemin taşlarında yürüttü evet. Hiç de güzel değildi. Bir daha yürümemek için iplerin birçoğunu bıraktım elimden. Teslim olmayı öğrenme aşamasındayım. Emekliyorum.

Kalkıp yürümeye başladığımda, bu girişin sebeplerini ve sonuçlarını, öğrettiklerini, alıp götürdüklerini, getirdiklerini anlatırım belki.
46 oldum evet.

Nasıl geçtiğini bilmediğim, yaşımın kaç olduğunu anlamadığım, hissedemediğim yaştayım. Ne 18, ne 78, ne gencim ne yaşlı. Endişe çizgilerim haber veriyor yaşlanıyor olduğumu. Ne yapayım, çizgilerimi doldurtup, yaşını dondurayım mı? Bırakayım zaman çizsin resmini yüzüme.  Hayatın resmi görülsün yüzümde.  
Sergi güzelliğinde bir resim olsun dilerim.

Olur belki. Hayatıma giren yeni nefesler, yeni kalpler var, hepsine kalbimdeki aynadan bakıyor gibi baktığım. İyiler, güzeller, eğlenceliler, renkliler, siyahlarımdan ayırıp renklendirdiler beni de. Şükürdeyim onlar için.
46 yıl sonra, şimdiye kadar yapmam, gitmem, yemem, demem dediğim pek çok şeyi gerçeklediğimi görür oldum. Değişiyor olmaktan mutluyum. Hep ben kalmamalıydım, özüm hariç.

Daha da değişeceklerim var. Zaman var onları da oldurmaya.
Yazmayı ne çok özlemişim, ne çok…
İçimden geçen harfler havada uçuşup, söz olamadan unutulurken şimdi bir kenarından tutup yakalıyor olmanın mutluluğundayım.

Her gün yazsam, güzel sözler, anlar, anılar… Parmaklarım köprü olsa ulaşsalar ulaşmasını isteyene.
46 yaş.

Sükûnet. Kabullenmek, teslim olmak, akmak bir yerlere tutunmaya çalışmadan. Değişmek, daha fazla şükretmek.
Teslim olmayı öğrenmeye çalışmak.  Yapmaya çalıştığım, içselleşeceği günü sabırla beklediğim teslimiyet.

Ne olacaksa olacak, diyerek günün, anın hakkını vererek yaşamak. Kimsenin hatta kendi hayatımın bile müdahili olamayacağımı derime kazımak. Yaşayıp göreceğim. Duamın niyeti iyi olacak elbet. Beklediğimi, istediğimi, dilediğimi fısıldayacağım hep. Geleni geldiği gibi kabullenmek kalacak bana.

46 yaş.
Kimine göre yaşlı, kimine göre genç. Kimine göre 46’lık, yani bildiğin deli. Deli hallerim bende saklı. Delirtilmediğim halde gayet de tatlı. Bir de ben, keyfim ve kahyamız var. Üçümüz bu güne kenetlenip geldik. İyi de ettik hani. Önerimdir.

Kadın yok, erkek yok; sen varsın, ben varım.
Onu bunu ezmeden, üzmeden, yormadan sen ol dilerim. Ezme, yorma ama onu bunu üzeceğim diye de sen olmaktan vazgeçme. Herkes kendi payına düşeni yaşayacak. Üzülmezse üzülmek. Senden gelecekse gelecek. Yanında neyi öğreterek hem de kim bilir? Kim kimin öğreticisi diye gönderildi bilmiyoruz. Yaşıyoruz ki görelim. Yaşarken tek atımlık şansımızı başkası için heba etmemek aslolan.  

Okuduğum bir kitapta erkeğin itici, kadının yaratıcı gücünden söz ediyor. Yaratmanın, içinde bir can yeşertmenin büyüklüğünü, üstünlüğünü, kutsallığını, gücünü fark ediyorum okudukça. Bu gücü kimseye heba etsin diye vermemeli. Şu anda güç dengesi oluşturmuş ilişkilere diyeceğim; insanlar değişiyor.  Değişim kolay kabul edilir bir durum değil hayatındakilere ama her şeyde olduğu gibi sizin özünüze ulaşmanıza da alışılıyor. Sabredin yeter ki.  Henüz o güç savaşına (!) girmemişlere önerim; kendinizi bilin, tanıyın, neyi sevdiğinizi, neyi sevmediğinizi, neyi isteyip neyi istemediğinizi önce siz bilin ve hayatınızdakine hissettirin ve bence söyleyin. Beklemeyin sizi anlamasını, o kadar vaktiniz yok. Kalbinizden dilinize geleni dökün orta yere, en nazik, en saf halinizle. İyi biriyse, vicdanlıysa, sevgiliyse anlar sizi. Kabullenir, eşitlenir. Değilse, alttan alan, aman sorun çıkmasın diye susan, ilişkinizde sadece onun önünü ışıklandıran idare lambası olmayın. Kendiniz ışıksınız, herkese yetersiniz.

Yazmayı ne çok özlediğimi ve sevdiğimi ben biliyorum. Başladım mı bitirmek istemediğimi de ama her şeyin bir sonu olmalı.
Daldan dalaydı bugün.

46 yaş ne dediyse onu yazdım, ben masumum. Yaşadığınız güzel her ne varsa daha iyi olsun.
Kötü olanların da bir amacı ve bir ışıklı bir sonu var elbet. Her şey başlar biter. Sevdirir, sevindirir, üzer ve gider. Biter eninde sonunda. Nelerin acıyla bittiğini ve artık hiç acımadığını hatırlayın yeter.

Bu yazı bitmek istemiyor ama.
Hadi bitsin.







  












Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...