Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

08 Mart 2012

Seksenler



80'lerde çocuktum ben. 10 yaşımı sürmeye başladığım yıllar. Çocukluğumu an an hatırlamıyorum. Ama hatırladıklarım o yıllarımı özlememe ve çok sevmeme yetiyor.

İçinde kaybolduğumuz, artık asosyalleştiğimiz ya da sanal olarak çok fazla sosyalleştiğimiz bir girdabın içindeyiz.
Komşuluk yok, selamlaşma yok, güler yüz yok.
Herkes bir yol tutturmuş gidiyor.
Küçükken hepimizin yolu aynı yere çıkardı. Yaşadığımız yer gibi dünyamızda küçüktü. Herkesin birbirini tanıdığı küçük yerlerde nefes alıp veriyorduk çünkü.

Misafire baklava ve çay yetiştiremediğimiz, zilimizin hiç susmadığı bayramlar yok artık.
Evimize yatılı gelen misafiri, yerimiz yok diye kendi evinde ağırlamak isteyen komşularımız da...
Mahalle bakkalımız gözdemiz değil. Sebzemi meyvemizi birinci elden, tazecik, soru işaretsiz alamıyoruz. Yediğimiz her şey sır perdesinin arkasından koparılıp geliyor.
Yaşamak için yiyoruz. Soluk alıyoruz. Kimseye aldırmadan geçip giden yılların içinden geçip gidiyoruz biz de.

Az sonra göreceğiniz her bir fotoğrafta, videoda, seksenlerde çocuk olanların bir anısı kilitli.
Herkes kendi zamanına gidip kalacak muhtemelen.
Belki benim gibi zaman dursun burada artık, geri dönüp çocukluğumu bir kere daha yaşayayım, diyecek.
Belki iyi ki değişmiş, gelişmiş, renklenmiş her şey diyecek.

Bazıları sevmez geçmişte dolaşmayı, Geçmiş geçti gitti, derler.
Benim geçmişim hala geçmedi. Bende, benimle.. Gitmiyor. Göndermiyorum:-)

Işınlanma icad edilirse eğer, gideceğim ilk yer, çocukluk ve gençlik yıllarım olacak.
Gidip kalacağım hatta saklanacağım orada.
Zaten bir gideyim, daha da gelmem buralara:-)

Görecekleriniz ve okuyacaklarınız size ne düşündürüp hissettirecek bilmiyorum ama mutlu etsin derim...
Niyet budur:-)




 Şimdi bile ara ara alıyorum, çaktırmayın:-)


Manzaları televizyon dolabımız.


Çatıya çıkar biri, çekiyor mu? der, içerideki yok, karlı hala, der. Kar gidene kadar sürer bu:-)


Televizyon dolabının olmazsa olmazı: Regülatör. Sabah televizyonla birlikte açılır, gece kapatılır.



Taş Devri. Yaba daba duuuuuu:-)


Ne çok çevirirdik bu topacı.. Gerçi erkekler daha başarılıydı niyeyse?


Kokusu, tadı başkaydı sakızlarımızın..


Temizliğimizi Vim'e borçluyduk:-) Kokusu gelir burnuma hala. Hoş hala var ama formu değişti.


Her genç kızın rüyası: Zetina Dikiş Makinası. Gerçi benim hiç rüyama girmedi ama:-) Annemde vardı bu makineden. Hala duruyor.


Kara Şimşek. Konuşan araba. Ne sükseli gelirdi! Hala konuşturamadılar arabaları ama yol göstericiler konuşabiliyor. Karşılıklı diyaloğa geçilmedi henüz. Olsun, o da olur.


Mutlaka okurdum:-)


Her evde vardı neredeyse. Bizimki iki katlıydı ama:-)


Sakızı, karikatürleri, kokusu, tadı...


Telefon jetonları. Cep telefonu nerdee... Yollardaki ankesörlü telefonlar gayet iş görürdü. Kimse kimseyi ense mesafesinden izlemezdi. Cep telefonları öyle işte. Kapatsan ayrı dert, açsan ayrı. Artık yer tespiti de yapılıyor malum.. Eskiden özgürdük. Geliştik, değiştik evet ama esiri olduk değişimin.


Yıllarca ıspanağın demir kaynağı olduğuna inandık, Temel Reis sağolsun.. Ama sonra hesap hatası yapmışız, rahat olun, dediler, arayı açtık ıspanakla:-)


Şimdi olsa yine izlerim. Ailece beklenirdi Dallas günü. Oturur hep birlikte izlerdik. Şimdi herkesin odasında bir televizyon, herkes istediğini izliyor. Yayın tek değil artık. Diziler de..
Gazoz kapaklarını toplardık. Güya televizyon'un harflerini bulursak televizyon kazanacakmışız. Ben duymadım kazananı..Tam hatırlamıyorum ama bisiklet falan da vardı galiba..

Kalbin kadar temiz bir sayfa ayırdığın için teşekkür ederim'le başlayan, sepet sepet yumurta sakın beni unutma'yla biten bir dolu unutulmuş arkadaşlıkların defteri. Hepimizin vardı. En çok, öğretmenlerimiz ne yazmış diye merak ederdik:-)


Ah elcağızlarımızla yazdığımız ucu yanık mektuplar.. Ankara'da okurken arkadaşlarımdan gelecek mektupların yolunu gözlerdim. Her gün, hatta günde birkaç kere posta kutusunu kontrol ederdim. Sayfalarca yazardık birbirimize, sayfalarca... Yazmak, okumak göndermek ve almak ne büyük heyecandı, mutluluktu..


Gırgır. Tabii ki her evde vardı. Çalı süpürgeler vardı bir de. Ev toz içinde kalırdı onunla süpürünce, güya temizlik yapıyoruz:-) Bakayım ondan da bulabilir miyim:-)


                                 Buldum. "En ilkel temizlik aracı" olarak kayıt altına alınmış garibim:-)


Kırmızı bisikletim...Ne çok severdim. Çok sık zinciri bozulurdu ama. Elim yüzüm kir yağ içinde, (kendim tamir etmeye çalışırdım çünkü:-)), tamirhanede bulurdum kendimi her defasında:-)


Süpürge biraz daha medenileşiyor. Torbalı, elektrikli. Ho ho ho hover, süpürür döver, her yeri temizleyen, hover hover hover:-)


Bu radyonun aynısından vardı bizde. Babacığım her öğlen işten gelir, yemek yiyip, şekerleme moduna geçmeden önce asoşeytid pres'in sunduğu haberleri dinlerdi.:-)



Bizim de buna benzer bir plak çalarımız vardı. Kapatınca çanta olurdu.


Füsun Önal'ın Minik Kuş şarkısını ezberlemiştim. Yıllar sonra bulup dinlemek mutlu etmişti..



45'lik kaydını buldum:-)


Dünya kadar plak vardı.. Neredeler kimbilir. Kıymet bilmedik..


Bayılırdım! Hala bile arada alır yerim:-)


Eti Cin'de pek popülerdi ama fazla sevmezdim galiba..


Ya SEK süt ya da mahallenin sütçüsünden gelirdi sütümüz. Hala var şişenin bu formu.


Şeker Kız Candy. Az gözyaşı dökmedik beraber:-)



Beslenme Çantası. Aynısının mavisinden vardı. Anneciğimin yaptığı köfteli ekmeğin kokusu geldi burnuma...


Önlüklerimiz siyahtı, yakalarımız beyaz. Cebimizde mutlaka temiz bir kumaş mendil olurdu. . Her pazar mendilimiz yıkanır, ütülenirdi mutlaka. Tırnaklarımız kesilirdi. Pazartesi günleri tırnak kontrolü yapılırdı temiz, ütülü mendillerimizin üzerinde. Şimdi tırnaklar uzun, ojeli, cilalı gidiliyor okula. Makyajı atlamayalım. Saçlardaki boyayı da. Nereye gidiyoruz bilmiyorum.
Bu arada, solda oturan esmer, kara kız ben miyim ne? :-)


Yakalarımızı mutlaka annelerimiz örerdi. Önlüklerimiz de her sonbahar, okul açılmadan üzerimize göre dikilirdi.



Şarkısı üzerine; size salam, size sucuk getirmişeeem, diye berbat esprilerin yapıldığı zamanın şarkıcısı:-)



İşte bu şarkı:-)



Önce Anıtkabir'de İstiklal Marşı'yla yapılan askeri tören. Sonra kapanış ve sonra bu görüntü ve tiz bir ses. Yayın bitti, gidin yatın artık:-)


Necefli maşrapamızı nasıl unuturuz? Yayın kesildiği an belirirdi ekranda:-)


Teyp kasetleri. Elvis Presley hayranıydım ben o zamanlar, hala da öyleyim gerçi. Yaşadığımız yer kasabaydı. Şehirden sipariş ettiğim Elvis kaseti için bir hafta beklediğimi bilirim. Şimdi, birkaç saniyede istediğiniz şarkı kulağınızda. Tamam güzel elbette. Hız, hemen elde etmek vs. Ama ben bekleyip heyecan duymayı tercih ederim hala. Ben gelemedim bu zamana, kaldım oralarda:-)


Ah leblebi tozu:-) Bakkal Ziya Amca'dan alırdık. Yerken ille bi boğulurduk:-) Kikir kikir gülerdik çünkü..Kaçardı boğazımıza haliyle:-)

                                                   
                                Para çikolatalar. Pek hoşuma giderdi o yaldızlı kağıdı açmak...


Uçan Kaz.Yılbaşı, annem ve arkadaşları yılbaşı sofrası hazırlıyor. Ben salonda dizlerimin üstünde oturmuş Uçan Kaz'ı izliyorum. Hafızamdaki fotoğraf bu...


Vikinler. Viking burnunu kaşıyarak düşünür, her defasında bulurdu bir çözüm.. Ve sonunda derdi; Haftaya, buluşalım haftaya, Vikingler geliyor, devamı haftayaa... :-)


Şirinler. Huysuz Şirin, Sakar, Şirine, Uykucu... Kötü Gargamel. Her defasında Şirinler tuzağından kurtulsun diye beklerdik. Kurtulurlardı tabii eninde sonunda:-)
               

Bay Meraklı. Mmmm, daaaa... diye diye bir dolu iş gelirdi başına. Videosunu da buldum:-)


:-)

Jetgiller. Yemek derdi yok, bulaşık, temizlik derdi yok. Kıyafetler bir düğmeye basılarak giydiriliyor. Lüküs hayat yani:-) E hadi, keşfedilsin artık. Kaç yıl önce adamlar düşünmüş o kadar. Geldik gidiyoruz hala göremedik! Peeee...


Ve işte benim Heidi'm ve Peter'im.. Bu çizgi filmin kişisel tarihimde başka başka renkleri, tadı, anıları, anları var. Müziği ayrı, karakterleri ayrı, rengi, yeşili, hissiyatı ayrı..İçime işleyen, beni içine alan, ait hissettiren bir çizgi filmdir bu. Hala öyledir.


Ton Ton Ailesi. Hop hop hop, değiş ton ton:-)


Cool Pink Panther'im benim:-)


Tom o zaman da  Jerry'i yakalayamıyordu:-) Beceriksiz kedi:-)


Fokur fokur kaynatılırdı iğneler. Kaynayınca steril oluyor evet ama acil durumlarda ne yapıyorlardı ki acaba? Vardı bir çözümleri herhal..


Simli kartpostallar. Her yılbaşında, bayramda mutlaka kart alışverişine çıkardık. Gönderecek birilerimiz olurdu illaki.. "Ailece bayramızınız kutlarız" demek bile bir incelikti, hoşluktu.



Çocukluğumun sonlarına yakın almıştık. Pembeydi benim Converslerim de..Kendime siyahını aldım birkaç yıl önce ama giyemiyorum, çoook rahatsızlar! Nasıl giyiyormuşuz, ya da hala giyiyorlar bilemedim..


Her hastanede mutlaka olurdu. Şışşşşşş.....


Aynısından vardı bizde de. Önce santrali arardık, numaramızı yazdırırdık. Artık ne zaman hat düşerse, onlar bizi geri arar istediğimiz numarayla görüştürürlerdi. Şimdi dünyanın öbür ucuyla görüntülü olarak, istediğimiz yerde ve zamanda konuşabiliyoruz..O zaman söyleselerdi inanır mıydık?


Hala çocuklara hediye olarak alınabilir bence. Çok vakit geçirirdim bu oyunla..


Eti Reklamı, Bir bilmecem var çocuklar, diye başlayan...


Babacığımın vardı böyle bir daktilosu..


Bu da hesap makinasıydı... İkisinin de tıkır tıkır sesi hala kulaklarımda..


Walkman'li yıllar. Her genç kızın olmazsa olmazıydı. Büyüklüğüne bakar mısınız? :-)


Banyo günü pazardı. Hiç sekmezdi. Annem banyodaki sobayı yakardı. Sobanın su haznesindeki su ısınınca sırayla sokardı bizi banyoya. Su sıcaksa ve "çok sıcaak" diye bağırırsak, yerdik kafamıza  banyo tasını:-) İlk zamanda komili sabunuyla yıkanırdık. Saçımız dahil. Sonraları Blendax çıktı. Mavi şisesinde..


Yalnız kovboy. Müziğini çok severdim ben:-)


Nam nam nam:-)


Her evde olurdu bu dergilerden. Örgü pek modaydı..


Hatırlıyorum bu dergiyi..


Cosby Ailesi


Altın Kızlar



Video kasetlerinin revaçta olduğu zamanlar. Filmler videocudan kiralanırdı.



Deterjanlar kremliydi o zaman.



Annem bütün hamurişlerini sana ile yapardı. Öyle tek tek almazdık. Karton kutuda çok sayıda alınırdı. Zaten zeytin tenekede, reçel büyük kavanozlarda alınırdı. Bol bol, çok çok alırdık ne alıyorsak... Bereketli yıllardı...



Bayramlarda yapardı annecim. Öyle nefisti ki, annemden fırça yemek pahasına dayanamaz, aşırır dururdum:-) .


Bir de sana böreği vardı. Onu da şahane yapardı annem. Üzerinde pudra şekeri koyardı.



Sobalar ısıtırdı bizi o zamanlar. Ama annelerimiz sayesinde. Tamam, kış geldiğinde el birliğiyle kurulurdu ama yakmak, temizlemek hep anneme aitti. Ne zor.. Biz sıcacık yatağımızda yatarken o sabahın köründe kalkar, sıcak eve uyanalım diye odun, kömür taşıyıp sobamızı yakardı. Sobanın üzerinde her zaman sıcak suyumuz, çayımız olurdu. Yemeklerimizi de genellikle soba pişirirdi:-) Ayrıca boruya takılan metal tellere de çamaşır asardık. Ne çok işe yararmış..



O boruları takmak bir dert, çıkarmak ayrı dertti. İs olur içi bazen, tüter,  evde göz gözü görmez. Çıkarıp temizlemek gerekir...


Sonbaharda herkesin evinin önüne kışlık yakacağı yığılır, ev halkı odun ya da kömür ne alınmışsa, odunluğa-kömürlüğe taşırdı yakacaklarını..



Soba sıcağı başka ısıtırdı insanı..


Hepimizin mutlaka bir mekap ayakkabısı olmuştur. Pek şıklarmış şimdi bakıyorum da..


Ziraat Bankası'nın kumbarası vardı bende. Doldururdum içini, babamla gider açtırır, hesaba yatırırdık biriktirdiğim paraları.


Her evin duvarında ağlaya ağlaya gözünde yaş kalmadı. Çocukceyizin adı yıllar sonra Avrupa Yakası'nda Çiko'ya çıktı. :-)


Aşklarımın ilki:-) O dönem beni tanıyan herkes Elvis'e aşkımı bilirdi. Filmini gören arardı hemen, seninki çıktı izle, diye:-) Arkadaşlarım fotoğraflarını kesip getirirlerdi. Dünya kadar küçüklü büyüklü Elvis Presley fotoğrafım vardı.. Deftere yapıştırmıştım hepsini, açar açar bakardım..


Her ay mutlaka alırdım. Hele ki Elvis'im canım kapakta, almaz mıyım hiç!
Şarkı sözleri olurdu için de, bir de posterler. Odamın duvarları posterden görünmezdi...


Çamaşır günü bizim evde kabus gibi geçerdi. Mutlaka su kesilirdi, merdane çamaşırı sarardı, annem hem makinaya hem de bize kalayı basardı:-) Çok sinirli olurdu çok... Düşününce hak veriyorum şimdi. Narin parmaklarımızın bir tuşa basarak yıkadığı çamaşırlar gibi değildi elbette annemin çamaşır çilesi. Her şey zormuş o zaman, şimdi her şeyin kolay olduğundan daha çok...


Amerikan Trilogy'yi söylerken, canım benim:-))


Bu şarkının canlı konser kaydı vardı bende. Videoyu gözümü kapatıp dinlediğimde genç kızlığımda buluyorum kendimi..


Daha çok erkekler oynardı ama canım sıkıldığında evde kendi başıma bilyelerle oynadığımı hatırlıyorum:-)


Beş taş oyunu. Çocukluğumun favori oyunlarından. 5 tane yuvarlak taşla oynanırdı. Bilen bilir, anlatmam kolay değil:-)


Sek sek, yakan top, saklambaç. Ne güzel oyunlarımız vardı.. Çocukluğumuz kir toz içinde sokaklarda oyunla geçti. Eve yemek için giderdik sadece. Bazen oyundan kendimizi alamaz, annemizin hazırladığı tereyağlı reçelli ekmeklerle açlığımızı geçiştirirdik..


Çocukluğumun müzik arşivinde arabesk şarkıların o zamanki şahı padişahı Ferdi Tayfur ve Orhan Gencebay da var. Ben seçip dinlemiyordum, yabancı şarkılardaydı benim kulağım ama evde dinleniyordu. İki ablam genç kızlıklarını yaşıyorlar, aşklarına, aşk acılarına yarenlik ediyor iki arabeskçi. İster istemez benim kulağıma da doluşuyor tüm sözler, müzikler. Yıllar yıllar sonra birlikte yaptığımız bir araba yolculuğunda Ferdi ve Orhan şarkıları çalarken, tüm sözlerini ezbere bildiğimi ve şarkılara eşlik ettiğimi farketmiştik şaşırarak:-) 


Ferdi Tayfur - Olsan İçmez miydin ? En damarından:-) 


Orhan Babamız:-)


                                       Orhan Gencebay Hatasız Kul Olmaz (Özel Plak Kaydı)



Ümit Besen-Nikah Masası


Ümit Besen - Okul yolunda


Ferdi Özbeğen-Ağla Halime


1981 TRT Müzik Programı

                               

Çocukluğumu bitirmiş genç kızlığa geçmişim. Madonna'ya ve şarkılarına hayranım.. Konser kayıtlarını izliyorum. Hayranlığım katlanıyor.



 Ağzım kulaklarımda okumuştum bu kitabı:-)

Videolarla 80'lerin şarkılarını dinleyeceğiz şimdi de.. Gidip video bulayım..
Daha çok işim var çooookkk:-)


                                                 Romina Power -Al Bano - FELICITA


                                                     Papa Don't Preach- Madonna


Michael Jackson - Billie Jean (1982)



Modern Talkin- One in Million- Bu şarkıyı ezberlemiştim, hala da çok severim:-)


Culture Club- Do You Really Want To Hurt Me


Yeke Yeke-Mori Kante


Dr. Alban - No Coke 





Culture Club - Karma Chameleon 
                        
                           

•Orson Welles - I know what it is to be young-1984


                                                Ace Of Base- All That She Wants



Modern Talking - You're My Heart, You're My Soul 



 

                                            Kim Wilde-You Keep Me Hangin' On 


Roxette- - Listen To Your Heart 

                             
                                                  Modern Talking - Brother Louie


George Michael - Careless Whisper (1984)


Alphaville - Big In Japan


Dire Straits- Brother In Arms




Dire Straits - Romeo and Juliet 



                     

Duran Duran - Wild Boys



Falco - Jeanny



MFÖ-Güllerin İçinden



s Pet Shop Boys- Domino Dancing



The Cure - Lovesong


Billy Joel- The River Of Dreams



Scorpions- Wind Of Change 



Scorpions- Still Loving You


Billy Joel - We Didn't Start The Fire 


Take My Breath Away-Berlin


Walk Like An Egyptian -Bananarama


The Bangles- Eternal Flame

 

Life is Life - Opus


Hello Lionel Richie





Maria Magdalena Sandra


Walk Of Life Dire Straits


Sledgehammer Peter Gabriel


To Shy Kajagoogoo



Footlose Kenny Loggins


Say, Say, Say Paul McCartney - Michael Jackson





 Nothing Compares Sinead O’Connor


Smooth Operator Sade


Celebrate Youth - Rick Springfield


Eye of The Tiger - Survivor


Bonnie Tyler-Total Eclipse of the Heart 


What’s Love Got to the With it Tina Turner


Red Red Wine UB40


Wake Me Up Before You GoGo Wham!
Bu şarkıyı kaç kere dinleyip dansettiğimi hatırlamıyorum bile:-) Annemler evde yokken geçerdim televizyonun karşısına, açardım teybi, deli gibi dansederdim. Zannederdim ki bir tek ben görüyorum kendimi televizyonun camında, Meğer dışarıdan da komşu izleyicilerim olurmuş. Perde içeriyi gösterirmiş. Annem söyleyince ne utanmıştım! :-)


I Just Call To Say I Love You -Stevie Wonder


Paul Young- Everytime You Go Away 


Gloria Estefan - Conga 


Laura Branigan - Self Control 


Dire Straits - Money for Nothing


Physical Olivia Newton John


Girls Just Wanna Have Fun Cyndie Lauper


99 Luftballons Nena


Martika- Toy Soldiers 


Elvis Presley'in en sevdiğim şarkılarından biriyle kapanışı yapıyorum
Let it Be me
("Let It Be Me" diyenleriniz çok olsun... Şarkıyı dinleyin anlarsınız.. )






07 Mart 2012

"Fotoğrafik Hatıralar"



Uzun zamandır blogumda yenilik yapmıyordum.
Sık yazı da yazmıyordum. Birkaç aydan beri hem blogun rengini, hem içeriğini hem de formunu değiştirdim. Yenilikler yaptım, ekledim, çıkardım.

Yenilikler neler, nasıl eklentiler var, nasıl daha renklendirip, değiştirebilirim derken, şaşkınlıkla binlerce blogun varlığından haberdar oldum.

En çok ilgimi çeken ve vakit geçirdiğim bloglar özenli ve profesyonele yakın fotoğrafların olduğu bloglardı.
Adını başlığa aldığım "fotoğrafik hatıralar" adlı blog da bunlardan biri.

Blogun sahibi Ülkü Hür.
Doğa, yoğa ve fotoğraf sevdalısı.
Blogunu; kitaplarını, özenli sofralarını, yazılarını, anılarını, yaşanmışlıklarını not ettiği zaman tüneli olarak tarifliyor.

Blogun içeriği zengin. Görselleri harika.
Ben en çok onlara tav oldum zaten.
Bugün diyetinin 14. gününe girmiş olan blogger, her gün diyetinde tükettiği yiyecekleri fotoğraflıyor.
Fotoğraflar öyle güzel, öyle neşeli, özenli, şık, yaratıcı ve eğlenceli ki hepsine bayıla bayıla, hayranlıkla bakıyorum:-)
Ve onları herkesler görsün istiyorum:-)
Tabak çanak delisi biri olarak, kullanılan tabaklar çeşitliliği, ince detaylar ve objelerin güzelliği de beni benden alıyor:-)
Sıradışı olan ne varsa, kim varsa seviyorum işte..

Fotoğraf çekmek aşk işi gerçekten ve Ülkü herhangi bir objenin fotoğrafını çekmekten öte bir iş yapıyor. Hazırladığı birbirinden güzel yiyecekleri çekerken eminim daha büyük bir heyecan ve aşk duyuyordur.

Hem çocuklarınız için hem de kendiniz için "tasarım" yiyecekler ve onların harika fotoğraflarını görmek ve Ülkü'nün fotoğrafik anılarıyla donattığı zaman tünelinde dolaşmak isterseniz, adresi burada:
fotografikhatiralar

Fotoğraflarına örnek, kendi izniyle aşağıda:-)
Diğerleri blogunda..

Keyif olsun..




05 Mart 2012

Akıllı Zeki





Zeki: Anlama, kavrama yeteneği olan, zekâsı olan.

Zekâ doğuştan, akıl da elbet ama "akıllı olmak" sonradan ediniliyor sanırım.

Deneme yanılmayla, anlamayla, görmeyle, okumakla, dinlemekle, sebep sonuç ilişkileriyle, tecrübelerle gelişiyor akıl.



Zeki ve akıllı arasında bir yol var. O yolda duruyorum, bakıyorum. Genellemeyip; gördüğümü, yaşadığımı ve deneyimlediğimi yazacağım.



Zeki olana diyeceğinizi bir kere anlatırsınız. Anlar ama kendi doğrularıyla karşılaştırır.

Cevabını ona göre verir.

Doğruları biraz sıra dışıdır. Toplumla ortak paydası çok azdır.

Uçlara gidebilme potansiyelleri vardır. Normal onlar için sıkıcıdır. Heyecan severler, sınırları zorlamak, yolun sonunu görmeye çalışmak için yasak delebilirler. Cesurdurlar.



Genel geçer kurallar onlara saçma gelir. Kendi kuralları daha akılcıdır.

"Hayır" diye bir şey yoktur. "Olmaz olmazdır" onlar için.

Mutlaka seçenekleri vardır.

Hayır, denmişse eğer, mutlaka ikna edebilmek için tüm yolları dener, zekâlarını sonuna kadar kullanırlar.

Garip olan şu ki, bir şekilde ikna ederler :-)



Bağlantıları çabuk kurarlar, kırk tilki dolaşır kafalarında.

Algıları kuvvetlidir. Gördüklerini unutmazlar. Duyduklarını da. Hafızaları sınırsızdır.



Zekâlarına ve kendilerine güvenirler. Her şeyi başarabileceklerini sanırlar. Az emekle hem de. Ve fakat gelin görün ki başarırlar da. Kendi referansları kendileri. Ölçütleri kendileridir.

Bu yüzden eğer sizin onaylamadığınız şekilde bir sonuca ulaşmışsa, yola değil sonuca bakarlar.

Bir kere oldu mu, hep olacak sanırlar. Sizin yolunuzdan onlara nedir?



Özgürdür ruhları. Kalıplara sokamazsınız, sığdıramazsınız deneseniz de.

Sosyal, aktif, insan ilişkileri kuvvetli, iş bitiricidirler.

Tersleri kötüdür ama. Sinirlendiklerinde tüm sonuçları göze alarak size yanlış gelebilecek her şeyi yapabilirler.

Taşarlar biraz, fazlaca coşarlar.



Sonucu ne olursa olsun istediklerini yapma dürtüleri kuvvetlidir. Başlarına çok işler gelir bu yüzden ama hiç ders almazlar.

"Bildiğini oku" diye üflenmiştir kulaklarına doğduklarında.

Kolay değillerdir hiç. İstekleri, beklentileri vardır, ifade ederler üstelik. Hiç çekinmeden hem de. Bazen patavatsızlığa varacak şekilde rahattır dilleri.

Vicdanlıdırlar ama duygusal yönden çok çok derinlikli oldukları söylenemez. Kendilerini ifade etmekte zorlanırlar.

Anlatırken ve dinlerken kestirme yolu tercih ederler. Uzun ince yollar sıkıcıdır onlar için.



Akıllarına gelen süzgeçsiz çıkar dışarı.

Monte edilirlerken filtre koyulmamış :-)

Bakış açıları geniş değildir. Kendi gördüklerini, bildiklerini ve düşündüklerini en doğru sanırlar. Sizin doğrunuzun da yanlış olduğuna ikna etmeye çabalarlar.

Kendinizi asla yapmam dediğiniz şeyleri yaparken bulursunuz. Nasıl kandığınıza yanarsınız sonra.

Zekâyla başa çıkmak zordur.



Bilim adamları, mucitler, sanatçılar zeki insanlardan çıkar. Karşılaşacakları tüm zorluklara karşı dirençleri vardır. Nitekim seçtikleri meslekler, yolları dik yamaçlı, taşlı, kayalı, bataklıklıdır. Zoru severler.

Eğer yaptıkları ya da yapacakları kendi istedikleriyse, bedel ödemekten çekinmezler.

Zaten ne yapıyorlarsa en iyisini yaparlar.

İstediklerinin dışında bir şey yaptıramazsınız onlara. Dikteye gelmezler.



Bazen hayatınızı kolaylaştırır, çokça zorlaştırırlar.

Baş edemeyeceğinizi düşündüğünüz zamanlar olur, tehlikeli bulursunuz.

Ama iyi insanlardır.

Kibarlık ve incelik vardır içlerinde.

Komiklerdir.

Kötülük bilmezler, temizdir ruhları.

Dürüstlerdir.



Gelelim akıllılara;

Akıllı: Gerçeği iyi gören ve ona göre davranan.



Daha çekimserler. Daha sağlamcı.

Gerçek isterler.

Ayaklar ille yere basacak.

Doğrucu Davut olanları da vardır; gerçeğe ya da sonuca ulaşmak için her yol mubah diyenler de.

Ama genelde yalan söylemeyi tercih etmeyen, etmek zorunda kalsa da beceremeyenlerdir.

Pratik zekâlıdırlar. Organize yetenekleri kuvvetlidir.

Birkaç işi aynı anda yapabilirler.

Sebep-sonuç ilişkisini en baştan kurarlar, sonucu görebilirler, ona göre temkinli davranırlar. Bu yüzden bodoslama atlayamazlar öyle her şeye.



Deneme yanılma yolundansa, denemiş yanılmış olanların ayak izlerini sürerler.

Tamam, bu yüzden öyle adrenalini bol bir hayat yaşamazlar ama bundan da şikâyetçi olmazlar.



Kuralcıdırlar, kurallara uyandırlar.

İkna yetenekleri yoktur. Hayırsa hayır, evetse evet. Israr edemezler, sevmezler, edilsin de istemezler.

Kolaycıdırlar ayrıca. Zorlaştırmazlar hayatı ne kendilerine, ne de başkalarına.

Kastetmezler, direkttir ağızdan çıkan. Ne derlerse o.



Saflık derecesinde inanırlar herkese.

Komplike işlere kafaları çalışmaz. Karışık ilişki de sevmezler, iş de, işlem de:-)

Matematikle araları açıktır.

Zaten öyle çok da zeki değillerdir. Ama kendilerine yeten akıllarıyla dünyayı yerinden oynatırlar gerekirse.



Duygusal zekâları aşırı düzeyde gelişmiştir.

İletişim konusunda iflah olmaz açlıkları vardır.

Kendilerini çok iyi ve doğru ifade edebilirler.

Bakış açıları geniştir. Baktıklarının tek yüzünü görmezler. Evirip çevirip, durum analizi yaparak en doğru sonuca varmaya çalışırlar.

Hatalarından ders alırlar.



Sizin hayatınızdakiler ya da siz, akıllı ya da zeki olabilirsiniz. Belki ikisi birden.

Öylesinizdir umarım ve avantajlarını yaşıyorsunuzdur.



Her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsanız, Allah akıl fikir versin hepinize:-)

Yani hepimize... :-)



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...