Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

22 Kasım 2012

Fotoğraf


Blog yazarı metin sayfasına gelir, yazacak bir şey bulamaz.
Çünkü uzun süredir okumamaktadır, ne gazete ne de kitap. Yazmamaktadır tek satır.
Durmuştur, kalmıştır.

Yazmayı çok sevmesine rağmen, nedense bir rehavet çökmüş, sadece fotoğraf çekmekte ve yayınlamaktadır.
Uzun zamandır İstanbul ona poz vermekte, o da zevkle, poz poz çekmektedir.

Tamam, tüm bunlar onu çok mutlu eder ama yazmayı da özlemiştir.
Özlemiştir ama bakınız, yine de iki satır yazmadan birkaç fotoğraf yayınlayıp kaçacak gibi durmaktadır...

Nöbetçiler!
Yakalayın! :-)










































































05 Ekim 2012

Umut, Veda, Hayat, Hüzün


Ayşe Kulin'in okumaya doyamadığım dört kitabının adları bunlar...

Osmanlı yıllarının sonlarında konakta yaşayan büyükdedesinin hikayesini başlangıç alan,  1983 yılına kadar kendi hayatı, bu süreçte ülkenin sosyo ekonomik, kültürel ve siyasi gelişimini ilmek ilmek dokuyarak yazdığı harika bir biyografi.



Biyografik kitaplar her zaman ilgimi çekmiştir. Ayşe Kulin'in anlatımıyla taçlanıyor bu tarz her defasında.

Hüzün dün bitti.
Bu seriyi herkesler okusun isterim.
Kitaplarında anlattığı herkesin fotoğraflarını da görüyor olacaksınız son iki kitapta.
Ayşe Kulin'in güzelliğine hayran kalıp, siyah beyaz fotoğraflarına uzun uzun bakacaksınız belki.
Gençliğin, güzelliğin, havariliğin sonunda yaşlılığın da güzel olabileceğini göreceksiniz şimdiki Ayşe Kulin'i görünce..



Ayşe Kulin film çevirecek, sizi de kolunuzdan tutup bir kenarda seyret diyecek. Nefesinizi tutup izleyeceksiniz siz de.
Çok seveceksiniz biliyorum.
Umuyorum:-)

Bu kitapta izlediğiniz, film olacak.
Kanal D dizi olarak yayınlamaya başladı. Heyecanla bekledim. Heyecanla izliyorum..

Bu dört kitabı Kitap Önerileri 'ne ekliyorum.

Okuyup benim kadar sevdiyseniz ya da okuyup severseniz ses verin emi..






03 Ekim 2012

Evrenden Mektubum Var Volume 2


Aykut Oğut'un şahane pazartesi mektuplarından biri daha:)

***

Kendini test etmek ister misin canımın içi Nuray;
Harika bir ilişki gördüğünde,
Harika bir maaş duyduğunda,
Harika aile ilişkileri gözlemlediğinde,
Harika bir kariyere şahit olduğunda;
Ne hissediyorsun????
1 - Olmadığı için kıskançlık
2 - Olacağı için umut
Hangisini hissettiysen, hissetmeye devam edeceksin çünkü;
Hissettiğin herşeyi yaratmak zorundayım.
Öptüm valla
Evren

***

Evren Kardeş,

Öncelikle selam eder sorularını cevaplamaya başlarım:-)
Ne hissediyorum?
Harika ilişki, harika maaş, harika aile ilişkileri ve harika kariyer kimdeyse, önce onun için mutlu oluyorum çok.
Sonra umut.
Daha önce dedim, kime dedim? :-)
Evrenden Mektubum Var

Harika bir kariyer ve maaş müjdesi bekliyorum sizden.
En verimli çağımdayım, çalışmak istiyorum, enerjim içimde patlıyor vallahi. :-)
Sizinle çalışmazsam gidip başka işverenlere, kurda kuşa yem olacağım, o olacak. :-)

Umut bekleyenin ekmeği.
Ama kilo alıyorum artık, haberiniz olsun:-).
Evet'li ya da hayır'lı bir cevap.
Hayırlı bir evet olursa şahane olur tabii:-)

Öptüm valla:-)

Hiç Tanımadığım Biri

Olsun istiyorum bazen.
Beni bilmesin. Ne yaşadığımı, ne yaşamakta olduğumu.
Ben anlatayım ona bilmesini istediğim kadarını.
Belki anlatmak istediğim her şeyi.
O dinlesin. 
Yargılamasın.
Soru sormasın.
Üzülmesin.
Anlasın.
Sadece anlasın.
Ne yapmam gerektiğini söyleyebilir isterse.
Söylediğini yaparım istersem.

Hiç tanımadığım biri.
Anlattıklarımdan sonra beni en iyi tanıyanım olacak biri.
Belki kalacak, belki gidecek.

Var mı hayatınızda böylesi?
Aslında, hiç tanımadığım biri, dedim.
Henüz olmayan biri yani:-)
Böyle birine ihtiyacınız var mı?
Hah, şimdi oldu:-)










01 Ekim 2012

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış



İlkokuldayken mevsimleri öğretirlerdi ya...
İlkbahar, yaz, sonbahar, kış.
Resimlerle anlatırlar bir de...
Kalbim ilkbaharda kaldı benim.
 
Yaz sıcaktı, çok sıcaktı. Bunalttı. Yere göğe sığamaz olduk sıcaktan. Nefes aldırmadı.
Tek Bodrum'un serin denizini, tatlı tatlı esen rüzgarını sevdim bu yaz.
Tiril tiril giyindiğimiz için yazı da seviyorum ama çok sıcak herkes gibi beni de bıktırdı.

Sonbaharın ikinci ayına girdik. Karanlık, yağmurlu, hüzünlü günler...
Ruhuma hiç de iyi gelmeyen, beni içime, kabuğuma kaçıran serin, soğuk, çamurlu, isli puslu günler...

Kış yakın. Kat kat giyinilecek yine. Çizmeler, botlar, atkılar, şapkalar, eldivenler, kabanlar.
Ne kadar giyinirsem giyineyim burnum, ellerim ve ayaklarım donacak yine.
Onca şeyi giyinip sokağa çıkmak zul gelecek hep.

Oysa bahar, yaz ne güzel..
İncecik elbiseler, hadi yanına incecik bir hırka...
Güneş, ışık, aydınlık, tatlı ılık esinti...
Kuşların neşeli sesleri, ağaçların, doğanın rengarenk çiçekli elbiseleri...

Kasvet bana göre değil.
Sever bazısı, hatta yağmur yağacak, gri hüzün çökecek şehre diye mutlu bile olurlar. Beklerler.

Benim baharım.
Benim bahar dallarım, çiçekli toprağım.
Benim ılık güneşim.
Buluşma bir sonraki bahara inşallah...

Sonbaharınız, kışınız güzel geçsin.
Güneşi bol, yağmuru, karı, soğuğu tadında olsun.

Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun:-)











07 Eylül 2012

Sıra Instagram'da




Msn, facebook, twitter derken sıra geldi Instagram'a.
Fotoğraf çekmeyi seviyorum. Bu yüzden Instagram'da daha fazla vakit geçirmeye başladım.
Benim için biçilmiş kaftan diyebilirim rahatlıkla:-)

Sosyal medyada bulunma sebebimiz paylaşım.
Paylaşımın çeşidi çok; haber, yazı, fotoğraf... Her ne paylaşıyorsak sonunda beğenilsin, dikkat çeksin istiyoruz.
Aslında insan oluşumuzun doğal bir yansıması beğenilmek isteği.
Yediden yetmişe herkes, yaptığıyla, giydiğiyle, dediğiyle beğenilmeyi seviyor, bekliyor.
Facebook, twitter, bloglar, fotoğraf paylaşımları aslında hepsi insanların beğenisine sunulan ve geri dönüşüm beklenilen aracılar.

Instagram Twitter ve Facebook'un karması gibi. Fotoğraf yayınla, yayınlanan fotoğraflara yorum yap, beğeniyorsan beğen'i tıkla. Tüm galeriyi sevdiysen takip et.
Diğerlerinde de yayınlama, beğenme, yorumlama ve takip var. Sadece buradaki ortak payda fotoğraf.
Yapılan yorumlar zaman içinde dostluklar da kurdurabiliyor.
Karşılıklı sohbet de edebiliyorsunuz.

 
 
Daha önce Teknolojik Esaret diye bir yazı yazmış, içinde olduğumuz bu sosyal ağ hapishanesinden çıkmamız gerektiğinden söz etmiştim.
"Beğen" tuşunu kullanmanın yanında, yorum yazmak  iletişimi daha çok besler, demiştim.
Ama burada öyle değil. Daha çok beğeni almak ve aslında takip edilmek asıl amaç. Yorum da alıyorsanız taçlandırılıyorsunuz ama takip sayınızın artıyor olması daha çok keyif veriyor.

Bunun için fotoğraf galerinizin çok iyi olması gerekiyor öncelikle. Dolaştığım galerilerde birkaç fotoğraf güzelse, beğeniyorum ama takip etmiyorum mesela.

Daha önce fotoğraf konusunda çok farklı düşünüyordum. Photoshop'a ya da Instagram'da kullanılan filtrelere şiddetle karşıydım. Fotoğraf gözümün gördüğü, benim çektiğim haliyle kalmalıydı. Rengi, ışığı, kompozisyonuyla o fotoğrafı ben çekmiş olmalıydım. Güzelse, ben çektiğim için güzel olmalıydı, değilse değil.
Sonradan "güzelleştirilmiş" fotoğrafa ben fotoğraf demiyordum:-)
Ama her konuda olduğu gibi bu konuda da büyük konuştum ve dediklerimi bir bir yuttum:-)
Burası öyle bir yer ki, fotoğrafların gerçekten "güzel" olması gerekiyor. Etkileyici, çarpıcı, farklı. Hatta bazen gerçek dışı.
Ben hala gerçeğe yakın olanlarıyla ilgileniyorum ama bazen gerçek olmadığını bile bile seviyorum.

Her şekilde fotoğrafın ilk haliyle filtreden geçmiş, editlenmiş hali birbirinden çok farklı ve zaman geçtikçe maalesef kendi çektiğiniz fotoğraf size de yavan geliyor.
Aslında iş fotoğraf çekmekten çıkıp fotoğrafın nasıl editlendiğine dönmüş burada.
Bunu iyi yapıyorsanız Instagram'da popüler oluyorsunuz.

Buna direnenler ve fotoğraflarına dokunmadan yayınlayanlar var hala ama onların da çoğu profesyonel makinalarla çekim yapıyorlar ve genelde siyah beyaz çalışıyorlar.
Sonuçta fotoğraf galerilerini dolaştıkça bakış açınız değişiyor. Artık başladığınız yerde kalamıyorsunuz.
Ve tabii ben de bu çarka girdim, fotoğraflarımı edit etmeye, yani ışığıyla, rengiyle oynamaya başladım ama sonuçta onları ben çektim. :-) (Kuyruk dik hala:-) )

Tüm bunlara rağmen, hem kendim için hem diğer fotoğraf çekenler için önemsediğim ilk şey kompozisyon.
Işık, renk, efektler sonra geliyor.
En çok hayvan fotoğraflarını seviyorum, sonra yemek fotoğrafları, sofralar, siyah beyaz fotoğraflar...
Renk de seviyorum çok.

Her gün birkaç fotoğraf paylaşmaya çalışıyorum. Fotoğrafların beğeniliyor olması mutlu ediyor. Takipçim arttıkça daha da mutlu oluyorum:-)
Genelde şimdiye kadar çektiklerimi yayınlıyorum. Bazen günlük.
Instagram için anlık fotoğraf çekip koymak gerek diyorlar ama bence öyle bir gereklilik yok hatta anlamsız bile.
Fotoğraf paylaşıyorum, ne zaman çektiğimin ne önemi var ki?

Fotoğrafları pc üzerinden görmek, beğenmek ya da takip etmek için aynı anda birçok fotoğraf görebileceğiniz şekilde düzenlenmiş harika bir web sitesi var. http://web.stagram.com/
Tavsiye ederim. Sisteme kullanıcı adınızla giriş yapıyorsunuz. Telefonunuzda ya da IPad'inizdeki sistem aynı şekilde karşınızda ama kullanış kolaylığıyla.

Sözün özü; son gözdem Instagram.
İşte buradayım: http://web.stagram.com/n/nurayilbrs/
Beklerim efenim:-)

Instagrama'a dair:
-6 Ekim 2010'da kullanılmaya başlandı.
-7 farklı dilde kullanılabiliyor.
-İlk olarak APPstore'da kullanıcılara ulaşmış daha sonra android mobillerde kullanmaya başlamıştır.
-Mehme Turgut, Nihat Odabaşı, Mustafa Seven, Mehmet Kıralı ve Çiler Geçici'den oluşan seçici kurul, yıl sonunda sergide gösterilmek üzere 100 amatör Instagram kullanıcısını ve her birinin bir fotoğrafını seçecek.
-Fotoğrafların popüler olması ve takip edilmeniz için;
Fotoğrafların konularını, temalarını hashtag olarak yazmak, böylece arandıklarında kolayca bulunmasını sağlamak.
Her gün en az 2-3 fotoğraf yüklemek.
Başkalarının fotoğraflarına yorum yazmak.
Popüler kullanıcıları takip etmek gerekiyor.

Galerimden birkaç fotoğraf...






 



















05 Eylül 2012

Mimikler ve Kırışıklıklar





Hiç dikkat ettiniz mi yüzünüzdeki mimiklere?
Konuşurken, dinlerken, izlerken, düşünürken, sessizken, yürürken, güneşlenirken...
Yaptığımız mimiklerde kırışıyor yüzümüz.

Konuşurken çoğu insan kaşlarını kaldırıyor, alınlarındaki çizgilere bakın.
Bazılarının tam kaş ortaları kırışık. Daha çok gergin, devamlı sinirli, kaşları çatık ve endişeli olanlarınki kırışıyor.
Bazılarının göz çevrelerindeki kaz ayakları yer etmiş yüzlerinde.
Bazıları ağız çevresindeki çizgilerle kendini ele veriyor.

Mimik yaparken yüz kaslarımızı kullanıyoruz. İlk başlarda deride ince çizgilenmeler oluşuyor ama zaman geçtikçe her gün tekrarlanan mimikler, cilt esnekliğini yitirdiğinden yüzümüze derin çizgi ve kırışıklık olarak yerleşiyorlar.








 



Kişisel özelliklerimiz, genetiğimiz, çevresel faktörler, yaşam şeklimiz, hayata bakışımız vs. her şey yüzümüze yansıyor aslında.

Sigara kullananların ciltlerinin daha çabuk kırışıyor mesela. Sebebi, sigara dumanının deriyi besleyen damarları daraltarak, cildi gergin tutan kolajen oluşumda etkin C vitamini, oksijen ve A vitamini gibi gerekli besinlerin deriye ulaşmasını zorlaştırması imiş. Ayrıca sigara içerken kullanılan mimikler de kırışıklığı arttırırmış.




Güneş, cildimizde oluşan her türlü olumsuz etkinin sebeplerinden en önemlisi. Kışın bile koruyucu kullanmak gerekiyormuş.

Uyuma pozisyonu da yüzde kırışıklık yapıyor.Yüzünü yastığa dayayarak uyuyanlar yıllar içinde kırışabiliyorlarmış. Buna sebep cilt gece biz uyurken yenilendiği için oksijen almasına engel olacak şekilde yastıkla yüze basınç uygulamak.

Hava kirliliği, dengesiz beslenme, alkol, stres, sık sık kilo alıp vermek ciltte hem sarkmaya hem de kırışmaya sebep oluyor maalesef ki..

Ama her şeye rağmen genetik miras ve cildin tüm bu olumsuz dış koşullara karşı verdiği savaş ciltteki kırışıklığın derecesini belirliyor.

70 yaşına gelmiş birinin yüzünde tek bir kırışıklık yokken, 45 yaşındaki biri kırış kırış olabiliyor.

Tamam.
Tatsız tabii ki...
Aynada karşılaştığımız çizgiler zaman zaman neşemizi kaçırabiliyor bile ama yine de sağlıkla, huzurla, kırış buruş olana kadar yaşamayı kim istemez?
Ben isterim:-)




27 Ağustos 2012

İyi Haberler Bekliyoruz:-) / İyi Haber Geldi:-)






Birkaç ay önce size bir arkadaşımdan bahsetmiştim.
Yaşamak için Sebebiniz Var mı? demiştim.

Bu yazıyı yazdıktan sonra, arkadaşım bir ameliyat daha geçirdi. Maalesef ameliyat sonrası oldukça sıkıntı yaşadı. Ameliyatla ilgili sıkıntılar geçtikten sonra midesi ve bağırsaklarıyla ilgili sorunlar başladı. Yaklaşık 15 gün öncesine kadar defalarca acile taşındı, ağrılar ve sancılarla. Gerçekten çok zor geçti bu süreç. Bağırsakta daralma olduğu için yemek yiyemedi adam akıllı, yiyebildiğini de çıkardı. Günlerce aç kaldı. Tabii yiyemediği için kilo kaybı ve halsizlik başladı.
Aradığımda sesini iyi duymak istedim her defasında ama bazen konuşamayacak kadar kötüydü, bazen çıkarabildiği sesi tatsızdı, yorgundu, üzgündü, ağrılıydı...

Bunların hepsi kötüydü elbette.
Ama iyi gelişmeler de var. :-)
Bağırsak sancıları dayanılmaz hale gelince doktoru yaptığı tetkikler sonucunda bağırsakta daralma tespit etti ve stent koyarak açmak istedi.
Sıkıntılı bir operasyon daha geçirdi ama şimdi çok şükür iyi. :-)
Artık yemek yiyebiliyor. Aradığımda sesi harika geliyor. :-)
Onun için çooook ama çok mutluyum!:-)
Çok daha iyi olacak benim güzel arkadaşım.

Bugün telefonda konuştuk. Pet Scan yapılacaktı; tedavi sonuç vermiş mi, metastaz var mı, kemoterapi gerekiyor mu diye bütün vücut taranacaktı. Bu tetkikten de korkuyordu. Çok şükür çok rahat geçirmiş. Sonucu Çarşamba günü alacak.

Arkadaşım çok zor günler geçirdi. Kendini bırakmaya yaklaştığı, bedenen yaşadığı sıkıntıya dayanamayacağını hissettiği zamanlar oldu. Ama yine de inancı, iyileşme isteği, ailesinin ve sevdiklerinin desteği ona devam etme gücü verdi, onca ağrıya, sancıya rağmen...

Telefonda konuşturken benden dua etmemi istediğini söyledi.  Duaya, iyi enerjiye inanır çoğumuz gibi.
Tanıdığı herkese söylüyormuş.
Size yazmamı ve sizin de dua etmenizi rica etti.
Ben de söylüyorum size. Elçiye zeval olmaz:-)

İnşallah arkadaşımın sonucu çok iyi çıkacak. İyi sonuç ruh haline de çok iyi gelecek ve eskisinden de iyi ve sağlıklı olacak.
İnanıyorum ve dua ediyorum... :-)

*****

Eveeet..
Beklediğimiz iyi haber geldi:-)
Arkadaşımın sonuçları temiz. :-)
Düşmanı alt etti şükürler olsun!
Bundan sonra rutin kontroller yapılacak.
Dikkatli ve düzenli beslenecek, stresten uzak duracak ve eskisinden daha sağlıklı ve huzurlu çoook uzun bir hayat sürecek.

Size teşekkür etti. Kendisine dua eden herkese dua ettiğini söyledi.
Ben de teşekkür ederim, okuyan, gönlünden, duasından onu geçiren herkese..
Güzel günler görün...



06 Ağustos 2012

Yemek Yemek





Bazı kadınlar vardır. Evlerinden her daim misler gibi kek, börek, yemek kokuları gelir.
Ne zaman gitseniz sizi doyuracak bir şey koyarlar önünüze. Dolapları tıka basa doludur. Derin dondurucularında yapıma hazır böreğinden yemeğine her şeyi bulursunuz.
Hayranım hepsine, gıpta ediyorum... Yemek yaparken ne kadar mutlu olduklarını görebiliyorum. Onlar gibi olmayı istiyorum ama olamıyorum.
Hamarat kadınlar onlar.

Ya ben?
Sırf yemek yemeyi bilirim.
Tamam yemek de yapabiliyorum ama mesela çok istediğim halde yıllardır sigara böreği ve köfte yapıp da koyamadım derin dondurucuma.
Vakitsizlik mi?
Asla.
Tembellik mi?
Kesinlikle! :-)

Yemek yapmak benim için, yiyelim de hayatta kalalım, diye yaptığım bir iş. :-)
Ama ilginç bir durum var ki, televizyondaki yemek tariflerini izlemeye bayılıyorum. Kalkıp bir tanesini yaptım mı heves edip de?
Hayır. :-)
E be kadın, madem yapmayacaksın, ne diye izliyorsun?
Bilmiyorum. Belki önceki yaşamımda usta bir aşçıydım, şimdiki aşçıları izleyip denetliyorum:-)

Home TV favorim. Tüm yemek programları. Dublajlı olanlar sinir ediyor bazen ama olsun. Yani Iıı.. oo.. ah mah diye ses çıkarmak da gerekmiyor ki arkadaş. Kadın nefes alıyor onu da dublajlıyor.
Bi sus, bi sus. Yemeğe ne koyuyor, nasıl yapıyor onu anlat sadece.
Sakin sakin yemeğin yapılışını anlatan dışses tamamdır.
Huşu içinde izliyorum. Nasıl mutlu ediyor, gevşetiyor.
Hiçbir şey öğrenmiyorum ama:-) Yani öyle bir dikkatle izlemiyorum.
Hımmm.. Bir dahaki sefere ben de böyle yapayım falan demiyorum hiç. İzliyorum sadece.

Yemek bloglarında dolaşmayı da seviyorum ama mutlaka iyi fotoğraflar olacak. Yemek fotoğrafları, sofralar ayrıca ilgimi çekiyor.

Misafire yemek yapmak gerektiğinde yapıyorum haliyle:-)
Canım kendimize de yapıyorum demiştim, aç oturmuyoruz ya..
Ama işte onlara daha bir özeniyorum. Öyle binbir çeşit, uğraştıracak, incikli boncuklu yemekler yapmıyorum ama yaptıklarım da yenir beğenilir cinsten oluyor çok şükür:-)

Kahvaltı sofraları yemekten daha çok ilgimi çekiyor.
Tabaklar çanaklar değişik değişik..

Güzel sofra, güzel yemek, pasta, börek, kek yapıyorsanız, sofra hazır olunca beni çağırın:-)

Yemeksever biri olarak yemekli birçok yazım olduğunu farkettim.
İşte buradalar:-)

Kahvaltının Mutlulukla Bir İlgisi Olmalı
Günlerden Bir Gün
Tuzlu Kek-Pudingli Kurabiye
Tabak Çanak Sevdası
Anne Eli Değmiş Gibi
Hala Anne Yemeği Yiyenler Ne Şanslı












01 Ağustos 2012

Sıcak-Soğuk





Bu yaz çok sıcak geçiyor. Uzun yıllardır olmadığı kadar. Gece uykusu yok, nemden, terden yapış yapış herkes. Dışarıdaki sıcak evlere şenlik.
Rüzgar var hafiften ama sanki ateş üflüyor.

Bugün biraz serin. Hatta yağmur yağıyor arada.
Şurada iki ayımız kaldı sıcağı hissedeceğimiz. Hava soğuyacak yine. Kat kat giyineceğiz. Kaban, atkı, eldiven, şapka, çizme...
Şimdi ne güzel; şort, tişört, elbise.. Giy çık. ayağına da bir terlik, sandalet ya da açık ayakkabı. Hafif hafif.

Buz gibi soğukta beynimiz donarken bu günleri hatırlarız. Yaşlılar gibi; güneş olsa da kemiklerim ısınsa deriz. (Ben diyorum vallahi, güneşe sırtımı verip:-) )

Tamam yaz güzel, sıcak güzel ama fazlası tüketici.
Kış da güzel. Kar güzel, insanı terletmeden, eritmeden dipdiri tutan soğuğu güzel ama fazlası dondurucu, bıktırıcı.





Ortasını bulsaydık iyiydi.
Bahar.
Sonbahar.
İyidir..




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...