Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
05 Mayıs 2012
"Sevgiye ve Dostluğa Razı Olmuyorum"
"Tutkuyu da şehveti de her an çantamda taşıyorum."
Demiş Ayşe Arman.
Evliliğini ve ilişkisini anlatmış, nasıl sevgili kaldıklarını, ilişkiyi nasıl canlı tuttuklarını vs...
Düşündüm.
Çoğu kadın sevgi ve dostluğa razı ki bunların olmadığı çok evlilik var.
Belki de şans bu noktaya varabilmek...
İlişkide tutku ve şehvet de varsa; aşk.
Yoksa huzur.
İkisi de; anlamaz dinlemez, kaba, hırçın, kadir kıymet bilmez iki kişinin evliliğinden daha iyi mutlaka...
Bir yerde okumuştum:
"Aşkı taze tutmak için, değiştirmeye çalışmayın. Hep, ilk neyinizden etkilendiyse onu taze tutun, yeşilliğe su serpen manavlar gibi..."
Başladığı gibi giden, en azından başlangıçtakine yakın evlilikler ya da ilişkiler var elbette.
Onlar bir şekilde "karşılaştırılmış" kişiler bence.
Ve bunun farkına varıp, ilişkiyi, aşklarını, birbirlerine hissettiklerini koruyup kollayan, emek verenler onlar.
Karşılığını da aşkla alıyorlar fazlasıyla.
Ne mutlu:-)
Ayşe Arman'ın bahsettiğim yazısı burada
03 Mayıs 2012
İyi Yolculuklar
Çocukluğumda nasıl tutardı arabalar beni... Midem bulanırdı, çıkarırdım yol boyu.
O zamanlar otobüsler benzin kokuyor, ayrıca sigara içiliyor. Annemin dizine yatardım, fenalıklar geçirerek 3 saatlik yolu giderdik. Vardığımızda tüm gün yatardım kendime gelmek için.
Büyüdükçe geçti.
Bazen otobüslerde o benzin kokusunu alırım hafiften, yine fena olur içim. Sigaraya zaten hiçbir yerde tahammül edemiyorum, otobüste düşünemiyorum bile.
Ayrıca şoförlerin hız tutkusundan çok fena geriliyorum uzun yolculuklarda. İyi firmalar olsa bile şoförüne göre değişiyor.
Çoğu kez yolculuk sonunda teşekkür etmişliğim vardır konforlu, sakin ve güvenli taşıdıkları için. Gelip şikayet ettiğim de, kelle koltukta hissettirdikleri için.
Her şekilde yolculuk risk ve ehli ve sakin şöföre düşmemişseniz fena stresli.
Bebek Arabası
Önce bebek arabasıyla ayağımız yerden kesiliyor. Yolculuğa onlarla çıkıyoruz ilk. Ne keyif. Belki en güvenli yolculuk. Şoförünüz anne ya da babanız çünkü.
Bisiklet..
Hep hayalimdir, kulağımda müziğim, bomboş güvenli bir yol ya da orman, bisikletim ve ben.
Küçükken kırmızı bisikletim vardı. Her yere onunla giderdim. Habire zinciri bozulurdu, tamirciyle ahbap olmuştuk ama olsun. Bazen ben tamir etmeye çalışırdım çok bilirmiş gibi. Elim yüzüm simsiyah yine tamircide alırdım soluğu:-)
O zamanlardan severim bisiklete binmeyi. Müthiş özgürlük hissi verir. İyi gelir bana.
Uçak
Uçak yolculuğuna son birkaç yıldır alıştım. Yükseklik korkum var hafiflemiş olsa da. İlk başta insanların onca yüksekliğe nasıl çıkabildiklerine inanamıyordum. Onlar adına korkuyordum bile. Sonra ilk uçak yolcuğumu yaptım ve yazdım: Bilmemek Aslında İyi Bir Şey(Biraz korkunçlu bir yazı, uyarayım:-) )
Hala bayılmıyorum, hatta kalkışta ve inişte hayli geriliyorum diyebilirim ama en kolay ve zaman tasarruflu ulaşım aracı tabii ki.
Dolmuş
Sarı dolmuşları kullanmışssınızdır. Özellikle Bakırköy-Taksim hattını. Her defasında son duamı ederim o dolmuşlarda. Nasıl bir hayattan bezmişliktir bu şoförlerinki. Tamam trafik fena, bilmem kaç yolcuyla uğraşıyorlar gün boyu ama nedir bu acele, nedir bu hız kardeşim?
Eğer canınıza kastınız varsa bizi de yanınızda götürmeye çalışmayınız yani.
Sakin biraz...
Taksi..
Havaalanına gideceğiz. Taksi çağırdık. Bindik gidiyoruz. Adam nasıl kullanıyor arabayı, aynen şöyle:
Sen misin bunu diyen. Geçti sağ şeride, herhalde 20 km hızla kaplumbağa sırtında götürdü bizi hava alanına. :-)
Ortasını bulamadı bir türlü ama öncekinden daha konforluydu kaplumbağa hızı.
Taksilerde de taksicinin sükunetine göre rahat edebiliyorum. Ama genelde çoğu trafik yüzünden çıldırmış gibiler.
Uçan Balon
Yükseklik korkumu da seviyorum ben. Ona bu kadar eziyet edemem:-)


Tramvay
İşte en sevdiğim ulaşım aracı. Tıngır mıngır gidiyor, nasıl güzel. Şehrin içinden, ama trafiğe karışmadan. Şehri yeniden keşfetme aracı.
Hız yok, stres yok. Daha önce görmediğim çok yeri görebiliyorum tramvayda.
Hele Kabataş'tan kalkan tramvay, Eminönü'nde neredeyse dükkanların içinden geçecek!
Öyle eğlenceli geliyor ki:-) Turistler, turistik dükkanlar, her yer rengarenk.
Hepsinin yanından sindire sindire süzülüveriyorsunuz tramvayla..
Metro
Tamam zamandan kazanıyoruz ama hızı beni bitiriyor. Füniküleri bu yüzden henüz kullanamadım.
Hız yetmiyor bir de hızın sesi. Ooooh yooooooo :-)
Mutlaka kulaklıkla müzik dinlerim metroda. Duymayınca daha az geriliyorum.
Ama finükülerde canlı orkestra olsa kesmez beni. :-)
O kadar hıza ne gerek var efendim. Vakitlice çıkarım, tıngır mıngır giderim ben.
Gemi
Gemi yolculuğunu da pek sevmem. Hele dalgalı denizse. Mavi tur deneyelim dedik, üzerinize afiyet yarım saatte bir çıkarma yapmam gerekti:-) Fena halde tutuyor, midem bulanıyor.
Ama şehir içi vapur, motor sarsmıyor o kadar. Zaten kaç dakikalık yol.
Uzun yol deniz yolculuğunu almayayım. O kadar uzun süre karadan uzak, deniz üstünde kalamam.
Araba
Kullanmayı severim ama yıllardır elim direksiyona değmedi. Oysa yaklaşık 20 yıllık ehliyetim var.
Trafik yüzünden bir 20 yıl daha kullanmayabilirim doğrusu. Ama severim, o da özgürlük hissi verir. Yine müzik olacak tabii. Evet, ayağı yerden kesiyor, istediğiniz zaman istediğiniz yere gidebiliyorsunuz ama genelde istediğiniz sürede gidemiyorsunuz ki oldukça stresli bir durum.
Park yeri zaten ayrı dert. Benzini, kaskosu, bakımı öde öde bitmez. Yıllarca yaptığımız tüm birikimleri araba modeli yükseltme gibi bir saçmalığa yatırdığımız için sonunda akıllanıp sattık en son arabamızı. Bütün taksiler benim arabam. Bu yüzden eksikliğini duymuyorum. Trafik derdi yok, ekstra para ödemiyorum. Ödediğim gittiğim yer kadar.
Tren
En son ne zaman tren yolculuğu yaptığımı hatırlamıyorum. Uzun yolculuklar her şekilde sıkıcı gelir bana. Tren de kısa mesafe gitmiyor tabii. Ama gündüz yolculuğunu etrafı seyretmek için tercih edebilirim. Bazen içinden geçilen köyler, tarlalar tablo gibi geliyor bana. Her biri harika bir fotoğraf karesi. Hızı çok fazla değilse ben de fotoğraf çekebilirim. Tren birden cazip geldi:-)
Şehir İçi Otobüsler
En çok onları kullanıyorum. Fazla yolcu almak için diğer otobüslerle yarış halinde olan bazı otobüsler hariç genel olarak memnunum.
Hop op Hop Off
Şehir turu otobüsleri. Roma'da binmiştik. Tüm şehri onunla dolaşabiliyorsunuz. Tek bilet alıyorsunuz, görülebilecek yerlerde duruyorlar. Siz inip istediğiniz kadar vakit geçiriyorsunuz. Biletinizi göstererek bir sonraki otobüse binip tura devam edebiliyorsunuz. Üstü açık olduğu için özellikle yazın bu otobüsler çok keyifli. Tabii güneş az, tatlı rüzgar çok olsun lütfen:-)
Bir de İstanbul'u turlayabilseydik iyi olacaktı. Bu yaz istiyorum. Yaşadığım şehri tanımıyorum yeterince. Ayıp bana...
Dotto Train
Tabir böyle. Adı bile şirin:-)
(Hakim, bilgin, öğrenen anlama geliyormuş)
Kos Adası'nda binmiştik. Küçümen bir şey. Minik minik vagonları var, tekerlekli tren gibi aslında. Çok eğlenceli:-) Tüm şehri gezebiliyorsunuz, tam da benim tramvaydan aldığım hazzı veriyor.
Seyahat sevenlere mutlu, sakin, huzurlu ve güvenli yolculuklar dilerim efenim :-)
01 Mayıs 2012
Ev Kadınım Bayramın Kutlu Olsun:-)
Bir form doldurduğumuzda, çalışmıyorsak ya da bir mesleğimiz yoksa "mesleğiniz" bölümüne ev kadını yazmıyor muyuz? Mesleğimiz ev kadınlığı.
Her meslek kıymetlidir mutlaka ama ya ev kadınlığını?Hele ki çocuklu bir ev kadınlığıysa.
Evin onca işini gücünü yap, bir de çocukların her türlü ihtiyaçlarıyla ilgilen.
Sosyal, ahlaki, psikolojik, fiziki her türlü donanımını sağla.
Kolay iş değil. Hem bedenen, hem zihnen yıpratıcı, yorucu...
Ev dışında çalışıp, bir de bu dediklerimi yapan annelerin hepsine kraliyet nişanı, Oscar, Nobel, Altın Portakal, Altın Kelebek, MTV Müzik Ödülleri, Malatya Kayısı Festivali'nde verilen kasa kasa kayısılar, aklınıza gelebilecek her türlü ödülü veriyor ve kutsuyorum onları:-)
Sonra da coşkuyla alkışlıyorum, gözlerime yaşlar hücum ediyor. :-)
Güldüğüme bakmayın, hislerimde samimiyim...
Onların işleri bizimkinden de katmerli. Onların bir de eve geldiklerinde ayaklarını uzatıp hizmet bekleyen kocaları var. Büyümeyen -büyümek istemeyen, işlerine öyle gelen- çocukları.
Bencil koca bebeklere olan olan derin hislerimi(!) başka bir platformda tartışalım.
Ama bu platform da gayet uygundur. Derin hisleri içinden taşan olursa, hepsini alır diye düşünüyorum. :-)
Şimdi efendim, bizim de bazı haklarımız var talep ettiğimiz.
Hafta sonu tatili istiyoruz mesela.
Bütün hafta çalışıyoruz tıpkı dışarıda çalışanlar gibi.
Şikâyetimiz yok. (Bunu yarım ağızla söylediğimi hayal edin :-) )
Temizlik.
Ne yemek yapılacağını düşünmek.
Alışveriş yapmak.
Derin düşünceler sonucu bulduğumuz yemeği yapmak.
Sofra hazırlamak, toplamak.
Bulaşık, çamaşır, ütü.
Çocukların dışarıdaki işlerine koşturmak.
Faturalar.
Evin bitmek bilmeyen eksiklerini tamamlamak vs...
Ha, çocuklarla olan iletişimimizdeki tıkanmalar için ürettiğimiz çözümler, bin oyunbazlık, bin cambazlık, davranışlarımızın kar-zarar denge hesapları, psikolojik yıpranma payımız da bu vesairenin içinde ve büyük, önemli ve derin bir yer tutuyor.
Çalışan-çalışmayan ama anne olan herkes anlar ne dediğimi...
Bu arada, her yılın en iyi pedagog, ofis boy, bulaşıkçı, çamaşırcı, temizlikçi, taşımacı, eve getirip yerleştirmeci, kadına atfedilecek tüm işleri en iyi yapıcı olarak bir de ödül verilmesini de taleplerim içine ekler, arz ederim:-)
Bunların hepsini hafta içi yapıyoruz, tamam.
Aklımız, zekâmız, gücümüz yetiyor hepsine yapıyoruz. (Hatta çoğu kez iyi ki biz yapabiliyoruz diyoruz, erkeklerin duygusal, düşünsel, iş bitiricisel yeteneksizliklerini görünce. )
Kocalar da dışarıda çalışıp yoruluyorlar değil mi?
Ama onların hafta sonu tatili ve senelik izinler gibi nefes alma, dinlenme, kafa dinleme, boşaltma ve yenilenme zamanları var.
Bizim?
Yok.
365 gün boyunca 7/24 çalışıyoruz biz.
Nasıl bir adaletsizliktir bu efendiler?
Biz de hafta sonu ve yıllık izin gibi dinlenceler istiyoruz.
Hafta sonuyla başlayalım. (Ürkmesinler, yıllık izni de alacağız söke söke:-) )
Cumartesi sabahı uyandığımızda elimizi sıcak sudan soğuk suya sürmeyelim.
Ev işlerine -evdeki herşeyi bizimle birlikte kullanan- evin diğer fertleri baksın.
Yemek, sofra, bulaşık işine bulaştırmasınlar bizi.
İki gün boyunca; çocukların yastıkları altındaki kanatlarını çıkarıp takmaları, annelerinin bir dediğini iki etmemeleri, yatağımıza kahvaltı gelmesi, dışarıda yemek yenmesi ya da dışarıdan eve yemek gelmesi; sinema, tiyatro, konser gibi eğlenceli aktivitelere gitmemiz için baskı yapılması, olursa olmasın demeyeceklerimdendir:-)
Ama şöyle olmasın mesela;
Hafta sonu tatil yapıyoruz, tamam.
Elimizi bir şeyciklere sürmüyoruz.
Harika!
Ama evdekiler de yapmıyor bir şey.
Ne oluyor?
Pazartesi günü iş başı yaptığımızda, çalışanların yaşadıkları pazartesi sendromundan daha ağır bir duygu bozukluğu yaşıyoruz:-)
Banyo, mutfak, odalar her yer başını almış gitmek üzere.
Tatil yaptığına pişman edecek şekilde...
Kimsenin, sen de şunu ne güzel yapıyorsun, sen olmasan halimiz n'olurdu, iyi ki varsın falan demediği, bir de bedavaya yaptığımız kesintisiz, izinsiz, fazla fazla mesaili ev kadınlığı işimiz.
İki çift güzel laf duymadığımız gibi, yeri gelince "ne yapıyorsun ki, bütün gün yan gelip yatıyorsun, oh ne rahat” diyen muhterem kocalar da var.
Çocukları, yaptığımız tüm işi gücü, alışverişi her şeyi onlara yıkıp uzaklara kaçasımız gelsin bir gün. Sonra uzaklardan bizi panikle arayıp, ben ettim sen etme, dediklerini duyup, hakkımızı teslim alalım.
Biz görev başına döner dönmez, onlar tabanları yağlayıp, arkalarına bakmadan o çok yoruldukları işlerine döneceklerdir, garanti. :-)
Kadınlar kadar her işin üstesinden gelen, pratik zekâlı, onca tilkinin kuyruğunu birbirine değdirmeden tüm gün koşturabilen, özel üretim yaradılışında olmadıklarını görüp biraz eksilirler umarım; o müthiş egolarından, her şeyi ben en iyi bilirim, en çok ben çalışıyorum, en çok ben yoruluyorum'culuktan kurtulup bizi biraz anlarlar artık.
Anlamazlarsa zaten yıllık izin yürüyüşlerine geçeceğiz.
Şöyle on bir aylık izin fena olmaz yani. :-)
Hafta sonu tatili istiyorum.
Evin içinde yürüyüş yapacağım bugün.
Yatak odası başlangıç noktam.
Mutfak, banyo, çocuk odaları güzergâhlarını kullanıp salonda yürüyüşümü nihayete erdireyim diyorum.
Yasaldır değil mi?
Hakkımdır.
Acaba...
Gaz maskesi taksam mı?
Bayramımız kutlu olsun :-)
28 Nisan 2012
Tasarım Kitaplıklar
Kitap kurtlarının ilgisini çekebilecek tasarım kitaplıklardan seçtiklerimi paylaşacağım.. Bazıları modern bazıları klasik.Hepsini çok sevdim ben. Yer olsa, hepsini yaptırıp koyacağım kenara:-)
Size de fikir olurlar belki...

Kitaplarımız nasıl duracak kitaplıklarda?
Bunlar sayesinde..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















































































