10 Mayıs 2009

İyi ki doğmuş olabilirim :-)





3 yıl önce yazdığım doğum günü yazımı paylaşıyor olacağım sizinle.

Sonra da bugün yazdığım doğum günü yazım gelecek.

Buyrun bakalım.
:-)

****


Az önce 11.05.2007 tarihine ilişti gözüm. Telefonumun ekranındaki tarih.
Bir anda pişmiş kelle oldum.
Mutlu mutlu baktım ekrana…
Sevdiğim bir arkadaşımdan gelen ilk kutlama mesajını okudum…
Yine bir mutlandım.

Ben var ya, saatler her 11:05’i gösterdiğinde de aynı hissiyata bürünüyorum.

Eğer rastlamışsam onbiri beş geçen saate, seviniyorum işte. Tanıdık, bildik, sevdik rakamlar çünkü.
Normal miyim?
Hayır.:-)
Ama kime ne zararım var ki?
Aşk duyuyorum başkalarına anlamsız gelmesi muhtemel çok şeye.
Mesela ayakkabılarıma, çantama, saatime, sehpamın üzerinde duran bir objeye, vazgeçemeyeceğim halka küpelerime, çektiğim bir fotoğrafa, okuduğum kitaba, filmin tekine…

Bu tarihi çok seviyorum işte, niyeyse...
Dünyaya viyakladığım tarih olmasından şüpheleniyorum.
Siz emin olun ama. Öyle gerçekten. :-)

Saat 23:00 civarı, evde gerçekleşen doğumun mucizelerinden biriyim ben de…

Yarın, yurdun dört bir yanından, Türkî Cumhuriyetlerden ve dış temsilciliklerden gelecek kutlamaları kabul ediyor olacağım. :-)

Şımarıklığı had safhada tutacağım kesin.
Güzel bişey.
Lazım bişey.
Şımarıklık.
Uzundur kendime yapmadığım kıyağım olsun bugün.

Bugün benim mutlu olduğum gün. Hep mutlu olmayı dilediğim.
Özel geçsin istediğim, özel hissettirilmek istediğim.
Diğer günlerden farklı olmasından mutlu olduğum.
Gün bitip 12 Mayıs’a dönüldüğünde içimin burulduğu.
Her defasında çocuk gibi dudak büküp, “bitti mi şimdi bugün?” diye üzüldüğüm.
Kaç gün kaç gece kutlayasım olan doğum günüm…

Bu yıl dışarıda şenliklerle kutlamayacağım.
Evde olacağız. Çekirdek aile, anişkom, ablalarım, yeğenler…
Yine çok mutlanacağım.
Yine çok özel hissedeceğim.
Yine gece yarısı, “tüh, bak gördün mü, yine bitti” diyeceğim.

“Çocuğumsu” Nuray biraz daha “büyümüşsü” olacak.
Azıcık ama.
1970 sabit, ardından gelen yıllar oynak, durmuyor durduğu yerde.
Amman durmasın da…
Yaşayacak güzel günlerim var daha…

İşte böyle…
Yazayım, bildireyim dedim.
Peşinen söyledim bugün şımarık olurum diye.

İyi ki doğdum değil mi? :-)



******

2007 yılında yazmışım bu doğum günü yazısını.
Gün ışığına çıkarmadım hiç. Neden bilmem.
Bugünü bekledi belki.

O yıl 37’yi bitirip 38’den gün almaya başlamışım.
Ben zannediyorum ki bu yıl da 38’i bitirip 39’dan gün alacağım.
Ama şüphelerim var yani.
Sakin sakin bekliyorum doğum günümü.
Bir gün, bir sitede (www.annecocuk.com) dost sandıklarımla ( :-)) yaş hesabı yapayım iki satır dedim.
Onlar ne dedi?
Sen bu yıl 40 oluyorsun!
Var ya bunu lök diye söylediler biliyor musunuz?
Ne alıştırma, ne bir şey.
Vallahi, işte burada söylediler, inanmazsanız bakın;
http://www.annecocuk.com/modules/newbb/viewtopic.php?forum=1&topic_id=105236

O gün bugündür hazmetmeye uğraşıyorum.
Neyseki bitirdiğimiz yaşı söyleyecekmişiz. Dostgiller bunu da dediler.
Ben de kendimle konuşuyorum;
Nuraycım, canım. Şimdi sen 40 yaşına gireceksin ama bak korkma, bitirdiğin yaşı söyleyecekmişsin bir yıl boyunca.
Yani bir yıl daha 39 yaşındasın.
(Olleyyy! :-))

40 yaş bana korku verirdi.
Daha gelmesine çok vardı ama garip bir şekilde kadınların dönüm noktası sayardım. Yani hayatı 40 a kadar yaşadılar, tamam şimdi geri dönüyorlar.
Öyle değilmiş galiba.
Yani onların yalancısıyım ben hala.
Belki 40 yaşını paytak paytak adımlamaya başladığımda anlayacağım, yolun ilerisi var mı yoksa çıkmaz sokaktan geri mi dönüyoruz diye.

Pek renk vermiyorum, nötr ortalık.
Sessiz hatta.
Duygusuz.
Ama kötü değil yani.

2007 yılındaki doğum günü yazım neşeli.
Keyifli.
Coşkun.
Şımarık.
Anneli.

Bu yıl doğum günü nasıl geçecek bilmiyorum.
Elbette yine mutlu geçsin istiyor ve umuyorum o ayrı.
Hatta sabah erken kalkıp günün tamamını sindire sindire yaşayayım diyorum.
Ama yani eskiden duyduğum coşkuya bakınıyorum.
Yok ortalıkta şu saat itibariyle. (23:45)
Belki yarın günle birlikte içime doğar.
Yoksa 40 yaşın üstüne atacağım bu durgunluğu haberiniz olsun. :-)

Yine de ben iyi ki doğdum.
Kırk mırk :-p



(Gün 11 mayısa döndü, kelebekler içime kıpırdanmaya başladı.
Gün doğmadan neler doğar, boşa değil:-)
Ruh halim sağ üstte gördüğünüz fotoğraftaki gibi.
En sevdiğim halim; yaramaz, şımarık, keyifli :-))

Not:Siyah-beyaz portre fotoğraflarımın tümü Ayşe Selcen Güçhan tarafından çekilmiştir.
Emeğine bin teşekkür:-)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...