26 Ekim 2016

HEKVA Hanımlar Eğitim ve Kültür Vakfı





Çok sevdiğim ve güvendiğim bir arkadaşım Hekva (Hanımlar Eğitim ve Kültür Vaktfi) 'da gönüllü olarak çalışıyor.  Evlerine bizzat gidip keşif yaparak saptanmış ihtiyaç sahibi ailelere yardım amacı taşıyan bir vakıf bu. Anne ya da babası olmayan ya da çalışmasına engel bir durumu olan aileye sahip öğrencilere yemek, burs, giyim ve kırtasiye yardımı yapılıyor. Ayrıca  kurs imkanı sunarak sosyal olarak kazanç ve iş imkanı sağlamalarına yardım ediyorlar. 
Vakfın tüm imkanlarından faydalanarak okulunu bitirenler, hangi mesleği edinmişlerse geri dönüp vakfa fayda sağlamaya çalışıyor..(Doktor olmuş biri şimdi vakıftaki çocuklara burs veriyor,, ailelere gönüllü hekimlik hizmeti veren de var.)  
Kurban bayramlarında sizin adınıza kurban kesilerek bu ailelere dağıtılıyor. Siz sadece belirtilen rakamı vakfın hesabına gönderiyorsunuz.

Zaman zaman sosyal yardım projeleri de gerçekleştiriyorlar. (Facebook,Twitter ve İnstagram'dan takip edebilirsiniz. )
Mutfaktan yönetime tamamı hanımlardan oluşan vakıfta gönüllü olarak çalışmanız da mümkün. 
Daha detaylı bilgi almak isterseniz: 
Adres:Haseki Sultan Mah. Haseki Cad. No:33 Aksaray-Fatih
Tel:0212 632-697677 

Bünyesine bağlı Çıt Çıt Mağazası ile de az kullanılmış veya kullanılmamış, lekesiz, sağlam 2. el ürünleri (kıyafet,mobilya vs.) kabul ederek satışa sunuyorlar. Bu şekilde hem israfı önlemeyi hem de dar gelirli insanların kaliteli ürünlere daha uygun fiyata sahip olabilmesini sağlıyorlar.

Facebookta Hanımlar Eğitim ve Kültür Vakfı diye aratırsanız hem fotoğraflara hem de nasıl bir işleyişi olduğuna dair fikir sahibi olabilirsiniz. HEKVA Hanımlar Eğitim Ve Kültür Vakfı

Ayrıca Haseki de Haseki Softası adında bir restoranları da var. Hekva'ya bağlı olarak hizmet veren restoran özel günler ve büyük organizasyonlar için sipariş alıyorlar.. Haseki Sofrası
Buranın geliri de aynı amaçla vakfa aktarılıyor. 

Yine Hekva'ya bağlı olan Çıt Çıt Mağazası ile de az kullanılmış veya kullanılmamış, lekesiz, sağlam 2. el ürünleri (kıyafet,mobilya vs.) kabul ederek satışa sunuyorlar.


Size vakfın yardım yapılabilecek bir ayağından söz etmek istiyorum.
Yardıma muhtaç ailelere senelik 1200 TL ile bir yıllık yemek yardımı yapılıyor. (Yemekleri vakıftaki hanımlar yapıyor, aileler gelip oradan alıyorlar) 
Siz de ihtiyaç sahibi ailelere bu desteği vermek isterseniz, !200 TL'yi ister bir kerede ,ister ikiye bölerek, isterseniz aylık 100 TL ile yapabilirsiniz. 
Ben etrafımdaki 12 kişiden 100 TL toplayarak 1200 TL'ye ulaşmaya çalışacağım. Dilerseniz siz de kendi çevrenizde bunu yapabilirsiniz. 

Bana geri dönüş yapmak isterseniz sizi yönlendireceğim. :-)





-- 

21 Mayıs 2016

46



Yaşım oldu 46.
Endişelerimden yaşlandım.
Alnımdaki endişe çizgilerimden.
Elimde endişelenecek malzeme vardı. 17 yaşımdan beri. Bazıları mevcuttu, bazılarını ben ürettim. Kontrolü elden bırakmak bana göre değildi. Güvenemiyordum, kimseye, hiçbir şeye. Durum benim kontrolümde değilse olmaz gibiydi.

Kontrol etmek. Yönetmek. Öyle olmasını istemek. Tamamen kalben iyilikle. Zerre kötülüksüz. Ama gelip görelim ki,  cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşeli.
Bu kontrolörlüğüm beni cehennemin taşlarında yürüttü evet. Hiç de güzel değildi. Bir daha yürümemek için iplerin birçoğunu bıraktım elimden. Teslim olmayı öğrenme aşamasındayım. Emekliyorum.

Kalkıp yürümeye başladığımda, bu girişin sebeplerini ve sonuçlarını, öğrettiklerini, alıp götürdüklerini, getirdiklerini anlatırım belki.
46 oldum evet.

Nasıl geçtiğini bilmediğim, yaşımın kaç olduğunu anlamadığım, hissedemediğim yaştayım. Ne 18, ne 78, ne gencim ne yaşlı. Endişe çizgilerim haber veriyor yaşlanıyor olduğumu. Ne yapayım, çizgilerimi doldurtup, yaşını dondurayım mı? Bırakayım zaman çizsin resmini yüzüme.  Hayatın resmi görülsün yüzümde.  
Sergi güzelliğinde bir resim olsun dilerim.

Olur belki. Hayatıma giren yeni nefesler, yeni kalpler var, hepsine kalbimdeki aynadan bakıyor gibi baktığım. İyiler, güzeller, eğlenceliler, renkliler, siyahlarımdan ayırıp renklendirdiler beni de. Şükürdeyim onlar için.
46 yıl sonra, şimdiye kadar yapmam, gitmem, yemem, demem dediğim pek çok şeyi gerçeklediğimi görür oldum. Değişiyor olmaktan mutluyum. Hep ben kalmamalıydım, özüm hariç.

Daha da değişeceklerim var. Zaman var onları da oldurmaya.
Yazmayı ne çok özlemişim, ne çok…
İçimden geçen harfler havada uçuşup, söz olamadan unutulurken şimdi bir kenarından tutup yakalıyor olmanın mutluluğundayım.

Her gün yazsam, güzel sözler, anlar, anılar… Parmaklarım köprü olsa ulaşsalar ulaşmasını isteyene.
46 yaş.

Sükûnet. Kabullenmek, teslim olmak, akmak bir yerlere tutunmaya çalışmadan. Değişmek, daha fazla şükretmek.
Teslim olmayı öğrenmeye çalışmak.  Yapmaya çalıştığım, içselleşeceği günü sabırla beklediğim teslimiyet.

Ne olacaksa olacak, diyerek günün, anın hakkını vererek yaşamak. Kimsenin hatta kendi hayatımın bile müdahili olamayacağımı derime kazımak. Yaşayıp göreceğim. Duamın niyeti iyi olacak elbet. Beklediğimi, istediğimi, dilediğimi fısıldayacağım hep. Geleni geldiği gibi kabullenmek kalacak bana.

46 yaş.
Kimine göre yaşlı, kimine göre genç. Kimine göre 46’lık, yani bildiğin deli. Deli hallerim bende saklı. Delirtilmediğim halde gayet de tatlı. Bir de ben, keyfim ve kahyamız var. Üçümüz bu güne kenetlenip geldik. İyi de ettik hani. Önerimdir.

Kadın yok, erkek yok; sen varsın, ben varım.
Onu bunu ezmeden, üzmeden, yormadan sen ol dilerim. Ezme, yorma ama onu bunu üzeceğim diye de sen olmaktan vazgeçme. Herkes kendi payına düşeni yaşayacak. Üzülmezse üzülmek. Senden gelecekse gelecek. Yanında neyi öğreterek hem de kim bilir? Kim kimin öğreticisi diye gönderildi bilmiyoruz. Yaşıyoruz ki görelim. Yaşarken tek atımlık şansımızı başkası için heba etmemek aslolan.  

Okuduğum bir kitapta erkeğin itici, kadının yaratıcı gücünden söz ediyor. Yaratmanın, içinde bir can yeşertmenin büyüklüğünü, üstünlüğünü, kutsallığını, gücünü fark ediyorum okudukça. Bu gücü kimseye heba etsin diye vermemeli. Şu anda güç dengesi oluşturmuş ilişkilere diyeceğim; insanlar değişiyor.  Değişim kolay kabul edilir bir durum değil hayatındakilere ama her şeyde olduğu gibi sizin özünüze ulaşmanıza da alışılıyor. Sabredin yeter ki.  Henüz o güç savaşına (!) girmemişlere önerim; kendinizi bilin, tanıyın, neyi sevdiğinizi, neyi sevmediğinizi, neyi isteyip neyi istemediğinizi önce siz bilin ve hayatınızdakine hissettirin ve bence söyleyin. Beklemeyin sizi anlamasını, o kadar vaktiniz yok. Kalbinizden dilinize geleni dökün orta yere, en nazik, en saf halinizle. İyi biriyse, vicdanlıysa, sevgiliyse anlar sizi. Kabullenir, eşitlenir. Değilse, alttan alan, aman sorun çıkmasın diye susan, ilişkinizde sadece onun önünü ışıklandıran idare lambası olmayın. Kendiniz ışıksınız, herkese yetersiniz.

Yazmayı ne çok özlediğimi ve sevdiğimi ben biliyorum. Başladım mı bitirmek istemediğimi de ama her şeyin bir sonu olmalı.
Daldan dalaydı bugün.

46 yaş ne dediyse onu yazdım, ben masumum. Yaşadığınız güzel her ne varsa daha iyi olsun.
Kötü olanların da bir amacı ve bir ışıklı bir sonu var elbet. Her şey başlar biter. Sevdirir, sevindirir, üzer ve gider. Biter eninde sonunda. Nelerin acıyla bittiğini ve artık hiç acımadığını hatırlayın yeter.

Bu yazı bitmek istemiyor ama.
Hadi bitsin.







  












07 Şubat 2016

Adanmış Hayatlar




Evlilik ya da çocuk için kariyer planlarını rafa kaldıranlar...

Sırf çocuk için, kötü giden evliliklerde kalanlar...

Genç yaşta bir sebepten kocasından ayrılıp -ya da kaybedip- çektiği onca maddi manevi sıkıntıya rağmen, çocuğu için bir daha evlenmeyenler...

Aşkları bitip, karısını ya da kocasını sadece iyi bir arkadaş gibi görüp, sırf kavga gürültü yok, “çocuklar huzurlu en azından” diye düşünerek aşktan, kadınlıktan, erkeklikten uzak yaşayanlar...

Çocuk ve koca için ve hatta “el âlem ne der” diye doğru bildiklerini ve istediklerini yapmayanlar...

Ve daha birçok sebepten hayatını cocuklarına ya da evliliğe, eşlerine adamış kadınlar ve erkekler...

Gün gelip yaşlandıklarında, artık hayatlarını değiştirecek zamanları, güçleri ve istekleri kalmadığında...

Kendilerini adadıkları kişi ya da kişiler karşılarını geçip, “Ben mi istedim bunu yapmanı? Keşke kendi hayatını yaşasaydın" dediklerinde neler hissedecekler?

Hani klasik laftır "evladım, saçımı süpürge ettim senin için" dediğinizde "etmeseydin" baskaldırısıyla karşılaşınca, önümüzdeki kara boşluğa hangi gözlerle bakacağız? Yaşlı, bitmiş, çaresiz ve hatta aldatılmışlık duygusuyla.

Hayatın en can alıcı, en can yakıcı, en keskin köşe başı bu sözlerin duyulduğu andır herhalde.

Çocuk büyüyor, kendi hayatını kuruyor.
Yuvadan uçtuktan sonra, yuvadaki gibi yakın bile olamıyorsunuz.
Belki bazen, verdiginiz öğütlere, ona yakın durma isteğinize bile sert tepkiler verebiliyor.
Öyle evlâtlar yok mu? Evlenmeseler bile ebeveynlerini dışlayan, -belki çok uç ama- onlardan utanan...

Yok mu? Var. Aramıyorlar, sormuyorlar, sanki ağaç kovuğundan çıktılar!

Oysa ne emekle, ilmek ilmek, terle, kalp sızısıyla, ağrıyla, yürek çarpıntısıyla, gözyaşıyla büyütülüyorlar. Mutlu oldukları da var ama endişe, bekleme, korkma, kendinden fazla düşünme, önemseme, mutluluğun hep bir adım önünde ve ömürden ömür alıyor işte.

Evlât bu, kolay mı?

Tamam, bunlar istenerek, gönül rızasıyla yapılıyor ve hatta karşılık beklemeksizin.
Benim dediğim, bunları yaparken, kendimize de minik iyilikler yapmak, gönlümüzü hoş tutmak.Bütün varlığımızla adanmamak.

Hayatımızdakilere ‘adanmamak‘ onlara pamuk ipliğiyle bağlı olmak demek değil zaten.

Sadece bizim de yaşıyor olduğumuzun farkına varacak kadar görür gözlerle bakmak kendimize. Silüet olmaktan çıkıp nefes alabilmek.

Bundan hayatımızdakilerde faydalanacak kuşkusuz. Yani salt kendimiz için yaşıyor ya da ne yapıyorsak kendimiz için yapıyor olmayacağız zaten. Kendimizi mutlu ediyor oluşumuzun ışıltılı, gökkuşaklı gölgesi onların üstüne de düşecek şüphesiz.

Sağlıklı olsun, mutlu olsun, bir de hayırlı evlat olsun deriz hep.

Hayırlı evlât olanlarımız ne kadar yakınlar ailelerine?

Kendi sorumluluklarımız, kendi hayatımız, çocuklarımız var...

Onlara ne tür bir faydamız var? Yalnızlıklarına ilaç olabiliyor muyuz?
Vazgeçtiklerini onlara geri verebiliyor muyuz?
Ellerinden –adanmışlardansa- kayıp giden hayatlarını tekrar yaşama fırsatını verebilir miyiz onlara? Herkesin hayatı, kapısını kapatıp içeride kaldığı zaman çıplak yüzünü gösteriyor. Çocuk elbette mutlu olsun ama iki sıcak kelâmı da iç ısıtsın yani. Sadece bayramda seyranda açılmasın o kapı. Günlük hayatın hayı huyu, anlarız. Ama anne babalar telefonunuz kadar uzak size. Bakın telefonunuz da cebinizde gördünüz mü ? :-)

Hadi artık biraz da kendiniz için yaşayın...

Kilometre eskimeye başladığında, geçip giden, yaşanmamış, bitmekte olan hayata yaşlı gözlerle bakmamak için...

Güzel yaşadım, yettim herkese, "en çok da kendime" demek için...

Yaptıklarından değil de, yapmadıklarından pişman olmamak için...




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...