03 Mart 2017

Karatayla Zayıflamak



Aslında 'Karatay'la beslenmek' demek daha doğru. Siz sadece aç kalmadan, lezzetli ve sağlıklı beslenmeye karar verip başlıyorsunuz, eş zamanli olarak kilo veriyorsunuz. Daha ne olsun:-)

Artık Prof. Dr. Canan Karatay'ı tanımayan yok. Anlattığı yenilikçi beslenme yaklaşımı okuyup, özümseyerek hayatına adapte etmek isteyenler gün geçtikçe çoğalıyor.
Deneyip hem sağlığını kazanan hem ideal kilosuna inenler etrafındakilere de anlatmaya başlıyor.
Ben de size kendi hikayemi anlatacağım. Umarım faydası olur. :-)

Karatay Beslenmesi yıllardır aslında hayatımda fakat bir türlü devamlılık sağlayamamıştım.
Kasım 2016'da karar verip sağlıklı beslenmeye başladım.
3 ay içinde 10 kilo vererek hem sağlığıma hem de yeni fit görünüşüme kavuştum.
Neler yaptığımı, bu süreçte nasıl beslenerek kilo verdiğimi anlatacağım.

Öncelikle mutfağınızda olmaması gereken yiyeceklerden bahsetmeliyim.
Paketlenmiş, katkı maddesi ya da rafine şeker eklenmiş, mevsiminde olmayan hiçbir besini tüketmiyoruz. Dolabınızı gözden geçirip ekmek, makarna, pirinç, margarin, ayçiçek yağı, reçel, bal, pekmez, un, sürülebilir tüm şekerli kahvaltılıklar, krema, hazır sos, nescafe, gevrekler, salam, sosis, hazır çorbalar, hazır yoğurtlar, paket sütler, tüm gazlı ve şekerli içecekler, bisküvi, kraker, çikolata işlem görmüş tüm market ürünlerini beslenme planınızın dışında tutmalısınız. Çünkü Karatay beslenmesindeki ana amaç sağlıklı beslenmek. Mutfağınızda bu sağlıksız gıdalar olmadan da yedikleriniz hem sağlıklı hem lezzetli olacak. Bir süre sonra sanki daha önce hiç birini yememiş gibi hissedeceksiniz. Canınız yemek bile istemeyecek.
Denemeden inanamayacağınız bir gerçek bu ama siz de bu deneyimi yaşadıktan sonra herkese bu yazdıklarımı anlatıyor olacaksınız :-)

Şimdi de Karatay beslenmesine başlamadan önce mutfağınızda bulunması gereken yiyecekleri listeliyorum; Karar verirseniz alışveriş listeniz hazır:-) 

Roka
Tere
Maydanoz
Nane
Dereotu
Havuç
Turp
Yer elması
Kırmızı lahana
Marul
Limon

Tarçın
Zencefil
Zerdeçal
Kimyon
Kırmızı biber
Karabiber
Kaya tuzu

Ceviz (Kabuklu ve yerli ceviz tercih edelim)
Badem (Çiğ ve mümkünse kabuklu.)
Fındık (Çiğ ve mümkünse kabuklu)
Çiğ Kaju
(Kuruyemişler kavrulunca içlerindeki faydalı yağlar zararlı trans yağa dönüşüyor.)
Gün kurusu kayısı
Mürdüm eriği
Yaban mersini

Yeşil mercimek
Kırmızı Mercimek
Kuru fasulye
Börülce
Nohut (Glisemik indeksi yüksek olduğu için haftada iki kaşık)
Kuru bakla (Glisemik indeksi yüksek olduğu için haftada iki kaşık)
Aşurelik buğday
Bulgur (Haftada iki kaşık)

Yumurta
Peynir (İşlendikleri için krem peynir, light peynirler ve taze kaşar hariç)
Zeytin
Eski kaşar

Avokado
Anamur Muz (Yumurta alerjisi olanlar küçük bir adet muzu kahvaltıda tüketebilirler. )
Ekşi yeşil elma
Mevsiminde doğal, ilaçsız, düşük glisemik indeksli meyve

Yoğurt
Sirke
Turşu
Zeytinyağı (Soğuk sıkım)
Tereyağ
Günlük süt
Lor
Ev salçası
Yazdan hazırlanmış domates sosu
Kefir
Maden suyu
Ev yapımı şalgam suyu
Şekersiz ve poşetli olmayan bitkisel çaylar

Et
Balık
Sakatat
Tavuk (Market tavuğu değil, doğal beslenen, gezen tavuk)
Kasap sucuğu (Kasaplarda sadece ve et ve baharatlarla katkısız olarak yapılan sucuk)

(Kış)
Karnıbahar    
Pırasa
Lahana
Kereviz
Ispanak
Pazı
Brokoli
Brüksel lahanası
Soğan
Sarımsak
Havuç (Pişmemiş)

(Yaz)
Domates
Salatalık
Biber
Kabak
Patlıcan
Enginar
Bamya
Bakla
Semizotu
Dolmalık biber
Taze fasulye
Pazı
Ispanak


Yukarıdaki listeden alerjiniz olanları ya da sağlık sorunlarınızdan dolayı doktorunuzun önermediği besinleri tüketmemelisiniz.

Kahvaltı
Karatay beslenmesinin en önemli basamağı olan kahvaltıda yediğimiz sağlıklı besinler, bizi tüm gün tok tutarak günlük enerjimizi sağlayacak.
Kahvaltıda tüketilmesi gereken 5 ana besin var.
İki yumurta, kuruyemiş, peynir, zeytin, yeşillik.
İlk günlerde şeker isteğinizi karşılamak için 2 gün kurusu kayısı ekleyebilirsiniz. Benim tatlı düşkünlüğüm olmadığı için ender tükettim. Ama önceki beslenme düzeninde tatlı sevenler için iyi bir dengeleyici olacaktır. Ayrıca çaylarınıza tarçın eklemek de yardım edecektir.


Her gün aynı şeyleri yemekten sıkılmamak için kahvaltıma farklı tatlar eklemeye çalıştım. Bütçenize ve damak tadınıza göre masanıza ekleyebileceğiniz kahvaltılıklar;
Peynirli ıspanak, kereviz salatası, domates kurusu, yoğurtlu brokoli, yoğurtlu karnıbahar, biberli soğanlı kahvaltılık, unsuz mercimekli krep, pastırmalı lor topları, kasap sucuk, börülce salatası, pastırma, kuru et, avokado ezmesi, tahinli sarı mercimek ezmesi, karnıbahar kısırı. peynirli karnıbahar köftesi hepsi unsuz pırasa böreği, mercimek böreği, karnıbahar pizzası, fasulye böreği, sebzeli börek.


Yumurtayı rafadan ve katı dışında değişik şekillerde yapmaya çalıştım. Hem besin değeri ve lezzeti arttı hem de daha tok kalmamı sağladı.
Örneğin akşam yaptığınız mercimek yemeği, karnıbahar, ıspanak, kuru fasulye ya da yumurtaya yakışacağını düşündüğünüz herhangi bir yemekten iki kaşık yumurtanıza katabilirsiniz. Peynir ve dilediğiniz baharatlarla da tatlandırabilirsiniz. Bu karışımlardan bazen börek, bazen pizza tadını alıyorsunuz. (Kuru ya da taze soğanla omlet yapmayı denemelisiniz. Hatta acıka ile yaptığım yumurta da çok lezeetli oldu)
Diğer bir seçenek fasulye, mercimek ve karnıbaharı haşlayıp küçük kaplarda tutarak yumurtalarınıza eklemek olabilir.
Aynı şekilde ıspanak ve pazıyı da yıkayıp kurutarak yumurtanıza eklemek üzere buzdolabı poşetinde tutabilirsiniz. Pırasayı da incecik doğrayarak aynı şekilde kullanabilirsiniz.

Ceviz ve bademi akşamdan yıkayıp bir bardak içme suyunda beklettim. Sabah kalkınca aç karnına ceviz suyunu içtim. Taze badem ve ceviz tadı aldığım için de keyifle tükettim. Bazen kahvaltımda içine sıcak su ekleyerek ceviz aromalı çay gibi tükettim. 
Kahvaltıda ayrıca kavrulmamış fındık ve kaju da yiyebilirsiniz.
(Kuruyemişler ince belli çay bardağı kadar ölçülendiriliyor.)

Peyniri evde yapabilirsiniz ya da sevdiğiniz, sağlıklı şartlarda yapıldığını düşündüğünüz her türlü peyniri tüketebilirsiniz. Peynir de ölçü olarak avuç içi kadar öneriliyor.

Zeytin  çok tuzlu olmamalı, en az 8/9 tane yiyebilirsiniz.

Ben bu ölçüleri az ya da fazla olmamak kaydıyla istediğim kadar tükettim.

Kahvaltı salatası diye adlandırılan yeşilliklerden oluşan salatayı her sabah yaptım. İçine dilediğiniz yeşillikleri koyup, bol soğuk sıkım zeytinyağı ve limonla tatlandırarak yediğinizde hem içerdiği liflerden dolayı  tok kalmanızı sağlayacak hem de bağırsak sağlığınızı koruyacaksınız.

Yukarıdaki kahvaltıyı hazmedebilmek için organizmamız 5 km. koşmuş kadar  uzun süre yüksek düzeyde enerji harcıyor. Bu yüzden uzun süre tok kalabiliyoruz. (Yüksek glisemik indeksli, proteinsiz, şekerli ve karbonhidratlı kahvaltılar çabuk hazmedildikleri için kısa bir süre sonra midemiz boşalıyor ve açlık hissediyoruz. )

Yukarıda anlattığım şekilde yaptığım kahvaltıdan sonra gün içinde sadece limonlu su, şekersiz kahve ve şekersiz çay tükettim.
Akşam yemeğine kadar sakız dahi çiğnemeden (çiğneme işlemi leptin hormonunun çalışmasını durduruyor) mümkün olduğunca yürüyerek ve hareketli bir gün geçirmeye çalışarak leptinden faydalanmaya çalıştım.

Leptin hormonu Karatay beslenmesinin sacayaklarından biri.  Öncelikle hem mekanizmanın nasıl çalıştığını hem de leptin hormonunun önemini anlatmalıyım.
Ağzımıza bir lokma alıp çiğnemeye başladığımızda vücudumuzda pankreasın ürettiği insülin hormonu salgılanıyor ve kan şekeri yükselmeye başlıyor.
İnsülin hormonunun görevi; kan şekerimizi vücudumuzda enerji olarak kullanmak. Yani nefes almamız, yemek yememiz, yürümemiz ve her türlü fiziksel aktiviteyi yapabilmemiz için gereken enerjiyi bu hormon aktive ediyor.
(Arabanın çalışması için nasıl benzinin yakılması gerekiyorsa, insülin de kan şekerini yakarak bizim arabamızı çalıştırıyor.) 

Yediklerimiz gereğinden fazla ise ve hareket ederek yakamamışsak, kan şekerimizin fazlası, yine insülin tarafından kıtlık zamanlarında kullanılmak üzere yağ olarak depolanıyor.
Yani insülinin iki görevi var; biri vücuda giren besinlerin içindeki kan şekerini enerji olarak kullanmak.
İkincisi kan şekerinin fazlasını yağ olarak depolamak. 

Lokmayı çiğnemeye başlar başlamaz insülin harekete geçiyor, dedik.
2-2-5 saat sonra da pankreasımız bu defa glukagon adında yeni bir hormon salgılıyor. Bu da, karaciğerimizde depolanmış olan yedek kan şekerinin kanımıza geçmesini ve enerji olarak kullanılmasını sağlıyor. 

Yemekten 4-5 saat sonra da, beynimize tokluk hissi veren, iştahı düzenleyen, yeteri derecede yiyip yemediğimizi beyne ileten ve 5 saatlik tokluk sürecinden sonra vücüttaki depo yağları yakmaya başlayan hormon yani leptin hormonu salgılanmaya başlıyor.(Leptin Eski Yunanca'da "ince" demek.)
Eğer toplamda 4-5 saat bir şey yemeden ve acıkmadan durabiliyorsak insülin, glukagon ve leptin hormonlarımız bu sistem içinde düzenli ve sağlıklı olarak çalışıyor demektir. Leptin hormonu ayrıca gece 02.00 / 05.00 arasında maksimum düzeyde salgılanıyor. Yani uyurken de leptin sayesinde vücutta yağ yakımı devam ediyor.

Akşam Yemeği
Ben kahvaltımı en geç 10.30'da bitirdim. 17.00 ile 18.00 arası akşam yemeğimi yedim. Arada 7/8 saatlik bir tokluk süreci oldu ki bu da leptinden daha fazla faydalanmamı sağladı.
İki öğün arasında Türk kahvesi içtim, bazen tarçınla bazen biraz tereyağıyla tatlandırarak tokluk süremi uzatmaya çalıştım.  Su içtim ve yürümeye çalıştım..
Ben bu tokluk süresini sağlayabildim ama eğer 4/5 saat sonra acıkırsanız önce su için. (Susama ve acıkma beyinde aynı yerden sinyal veriyor. Bu yüzden önce su içmeniz gerekiyor. ) Eğer açlığınız su içerek geçerse vücudunuz suya ihtiyaç duymuş demektir ama suyla geçmeyen bir açlıksa mutlaka yemelisiniz, aksi taktirde vucut kıtlık moduna girer ve bir sonraki yediğiniz yağ olarak depolanır.
Eğer kahvaltıdan 5 saat sonra gerçek açlık yaşıyorsanız arada yine en az 5 saat bırakmak kaydıyla ve açlığınızın derecesine göre yoğurt, badem, ceviz, ayran, etli salata, ızgara et/ tavuk/balık, salata/ çorba seçenekleriniz olacaktır.  (Erken kahvaltı yapanlar da üçüncü öğünü yapabilirler)


Akşam yemeğinde miktar ya da yemek adı yok. Siz kendi bünyenize, bütçenize ve damak tadınızıa göre aşağıdakilerden hazırlayacağınız bir menu ile doyacağınız kadar yiyebilirsiniz:

Et, balık, sakatat, tavuk ya da sebzeli et yemekleri.
Baklagiller
Çorba
Zeytinyağlı sebze
Salata/ yoğurt/ turşu
(Yemeklerde un ve pişince glisemik indeksleri yükseldiği için bezelye, pişmiş havuç ve patates kullanmıyoruz.)
Yemekten sonra yatıncaya kadar sağlıklı olsa da hiçbir şey atıştırmadan sadece şekersiz çay, bitki çayları ve su içiyoruz.

Öneriler
*Başlamadan önce, sağlıklı beslenip ideal kilonuza indiğinizde ilk baştaki değerlerinizi karşılaştırabilmek için Prof. Dr. Canan Karatay'ın önerdiği testleri yaptırmalısınız.
B ve D vitamin değerleriniz oldukça önemli. 
Test sonuçlarınıza göre doktorunuzun önereceği şekilde bu vitamin değerlerinizi normal düzeye çıkarmanız sürece yardım edecektir.

* Vücudumuzun en fazla yakıt kullanan ve yağ yakan bölümleri kaslarımız ve en fazla kas bacaklarımızda. Bu yüzden yürümek çok önemli. Vermeniz gereken kilonuz çoksa spor salonu ya da uzun yürüyüşlerden kaçının. Çünkü fazla aktivite ağırlığınızın dizlere vereceği yükü arttıracaktır.Önce yarım saatlik yürüyüşlerle başlayın. Kilo verdikçe zamanı artırabilirsiniz ve kendinizi hafif ve hazır hissettiğinizde dilediğiniz sporu yapabilirsiniz. 
Akıllı telefonlarınıza adımsayar indirin ya da mobil adımsayarlardan satın alın. Adım sayınızı gördükçe motivasyonunuz artacaktır.
Yürüyüş yapamıyorsanız evde sevdiğiniz müziklerle dans edebilirsiniz ya da You Tube kanalından Leslie ile Evde yürüyüş videosu eşliğinde yürüyebilirsiniz.

*Kemik suyu, et ve tavuk suyu hazırlayıp yemek ve çorbalarınıza eklemek üzere buzluğunuzda tutun.  

*Yoğurt, ayran, kefir, peynir, turşu ve sirkenizi evde yapmaya çalışın. Yapamıyorsanız doğal evde yapılmış ürünler satan yerlerden alışveriş yapmaya çalışın.

*Kabız olmamaya dikkat edin. Başlangıçta vücudun verdiği tepkilerden biri de kabızlık olabiliyor. Yeşillik, gün kurusu kayısı, sebze ve zeytinyağlı yemekler, aç karnına bir kaşık zeytinyağı, bol su ve mutlaka yürüyüş önerilerini dikkate alın. Bir süre sonra düzene girecektir. (Uzayan durumlarda doktorunuza danışın,)

*Kilo verme sürecinizde evde kek, börek, bisküvi, çikolata, kraker, tatlı bulundurmayın. Hem nefsinizle mücadele etmek zorunda kalmayacaksınız hem evdekiler de sizinle birlikte aynı beslenmeyi uygulayarak sağlıklı besleniyor olacaklar.
Zaten birkaç hafta sonra vücudunuz yeni beslenme düzenine alışacak ve bu tür yiyecekleri canınız bile istemeyecek.

*Mümkünse ilk bir iki haftayı evde kendi düzeninizi oluşturmaya çalışarak geçirin. Kahvaltı ve yemek davetleri sağlıklı beslenmeye geçiş sürecinizi aksatabilir. İki hafta sonra sağlıklı beslenmeye alışıp yemek düzeninizi oluşturduğunuz için hem teklif edilen  ikramlara rahatlıkla hayır diyeceksiniz hem de kararlılığınızı gören yakınlarınız size ısrar etmekten vazgeçecekler.

*Dışarıda ya da iş yerinizde yiyeceğiniz yemekleri et, çorba, salata, zeytinyağlı, yoğurt olarak seçebilirsiniz. Ayda bir kere ayran ve bol yeşillikli bir salata ile bir adet lahmacun yenebiliyor.

*Sabah kahvaltıda içeceğiniz süt ve yemeklerde tüketeceğiniz yoğurt ve ayran tokluğu uzatmak için tercih edilebilecek içeceklerden.  

*Prof. Dr. Canan Karatay'ın kitaplarının mutlaka edinin. Neyi neden yaptığınızı, vücudun işleyişini ve bütün sistemi akıcı ve anlaşılır bir dille anlatan bu kitaplar yolunuzu aydınlatacaktır.


*Kilo verme sürecinde, eskiden yediğimiz sağlıksız gıdalar ve işlenmiş şeker  yoksunluğunda vücut bir takım tepkiler verebiliyor (Halsizlik, baş ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, ellerde titreme vb gibi.) Fakat herkes farklı tepkiler veriyor. Örneğin bende sadece bulantı olmuştu, bir süre sonra geçti. Sağlıklı beslenmeye devam ettikçe sıkıntılarınız geçecektir. Fakat herhangi bir sağlık sorununuz varsa mutlaka doktorunuza danışmalısınız.

*İdeal kilonuza indikten sonra kahvaltılarınıza meyve ekleyebilirsiniz. Sevdiğiniz yiyeceklerden arada sırada yiyerek o gün yürüyüşünüzü fazla yapıp yine en az 5 saat sonra sağlıklı besinlerden oluşan akşam yemeğinizi yiyebilirsiniz. 
Verdiğiniz kiloları geri almamak ve sabit kiloda kalmak için sağlıklı beslenmeyi, yürüyüşü ve su içmeyi ihmal etmemelisiniz.  

*Bu beslenmeyi uygulamaya başladığınızda önce vücudunuzda bir incelme gözlemleyeceksiniz ve herkes size 'kilo mu verdin?' diye soracak. Bazen tartıda görülmeyecek ama siz en baştan zayıflamaya başlamış olacaksınız. Etrafınızdakilerin sizdeki farkı görmeye başlaması ve sizin de sağlıklı beslenerek acıkmadan rahatlıkla kilo verdiğinizi görmenizle birlikte yeni beslenme süreciniz başlamış olacak.
Yeter ki karar verin ve başlayın.
(Ekmek yemeden de doyabildiğinizi görüp şaşıracaksınız. Demişti dersiniz :-) )

*Aşağıdaki linklerdeki bilgiler kilo verme sürecinde işinize yarayacaktır.

*Facebook'ta ve Instagram'da A.Okan Çağlar ve Nurçin Çağlar'ın hazırladığı Sağlıklı Yaşıyoruz sayfası ve Woto blogu
Facebook'ta Karatay Lezzetleri sayfası ve Karatay beslenmesini anlatan gruplar sağlıklı beslenme ve kilo verme sürecinizde size rehberlik edecektir.

Sağlıklı Yaşıyoruz ve Karatay Lezzetleri sayfası benim için çok faydalı oldu. Karatay Beslenmesini anlatan, bu beslenmeyi öğrenerek sağlığına kavuşmayı ve kilo vermeyi hedefleyen katılımcıların deneyimlerinin, bilgi ve tariflerin paylaşıldığı bu iki sayfada sizinle aynı yolda ilerleyenlerle olmak motive edici olacaktır. Ayrıca Karatay mutfağına uygun yapılarak paylaşılan yemek tarifleri ile yeni lezzetlerle tanışacaksınız.
Küçük çocuğu olanlar için de Facebook'ta Sağlıklı Beslenen Çocuklar Klubü sayfasına üye olmanızı öneririm.
Biz sağlıklı beslenme bilincine geç ulaştık, çocuklarımız için geç değil, öğrendiklerimizi çocuklarınıza hazırlayacağınız sağlıklı beslenmeyle hayata geçirebilirsiniz.
Ayrıca bu sayfalarda ya da Karatay beslenmesini uygulayan gruplarda kahvaltı ve akşam yemeklerinizi fotoğraflarıyla paylaşarak hem eksik ve  yanlışlarınızı öğrenirsiniz hem de kendi iç  disiplininizi sağlarsınız. 
Ben 3 aylık süreçte genelde kahvaltı fotoğraflarımı paylaştım. Kahvaltı en sevdiğim öğündür, ayrıca değişik tabaklara olan ilgimle birleşince hazırladığım kahvaltıları paylaşmak benim için motive edici oldu.
Her defasında beğenilerini güzel sözleriyle benimle paylaşıp devam etmemi sağlayan bütün katılımcılara teşekkür ederim. :-)


Bu arada, Karatay Lezzetleri, Sağlıklı Yaşıyoruz sayfası ve internetten düzenlediğim bilgi ve tariflerle oluşturduğum Karatay Yemekleri blogu 

Instagramda kendi kahvaltı menülerimi paylaştığım Karatay Kahvaltısı hesabımı takip etmenizi öneririm. Menulerinizi oluşturmak ve sorularınıza cevap almak için kaynak olacaktır.

Son olarak bu beslenmeyle geldiğimiz noktada, şimdiye kadar vermeye çalışıp misliyle geri aldığımız kilolarla bir daha karşılaşmamak için;
Artık akşam yemeklerinde pilav, makarna, ekmek yemiyoruz; yemekten sonra meyve ya da tatlı tüketmiyoruz, içeceklerimizi şekersiz içiyoruz, yürüyoruz, sağlıklı beslenerek acıkmadığımız için sık sık yemek yemiyoruz ve günümüzü hareketli ve enerjik biçimde geçirmemize yarayan bu vazgeçilmez yeni düzene geçmenin rahatlığını ve mutluluğunu yaşıyoruz.

Sizi de bekleriz:-)


Not 1: Bu yazıda anlatılanlar Prof. Dr. Canan Karatay'ın kitaplarında verdiği bilgiler baz alınarak hazırlanmıştır. Uygulama hataları ya da kişisel özelliklere bağlı sonuçlar yazarın sorumluluğunda değildir.

Not 2 : Okumak isterseniz Facebook'ta ' Bilmemek Aslında İyi Bir Şey' adındaki deneme yazılarımın olduğu sayfamı ve Instagramdaki şehir, portre, hayvan ve doğa fotoğraflarımın olduğu nurayilkom adlı hesabıma göz gezdirebilirsiniz :-)

03 Ocak 2017

Ortaköy



Ortaköy kumpirdir, köprü manzarasıdır, camidir, kuşlara yem vermektir, taki tezgahlaridir, keyiftir, aşktır, nefes almaktır. Katliamla anılmasına sebep olanları Allah görsün, hak ettiklerini versin inşallah...

Kar Yağsın




Kar yağsın. Bütün kötülükleri kapatsın. Acilari soğutsun. Akillari başlara getirsin.
Dünyaya kar yağsın. Temizlensin kirden pastan. Çocuk gibi sevinmelerimiz yuzumuzde donmasin. Kar yağsın. Tasasızca kar topu oynayıp güler yüzlü kardan adamlar yapalım.
Kötü kalpler, zehirli zihinler karın altında kalsın, toprağa karıssın.
Kar yağsın..

26 Ekim 2016

HEKVA Hanımlar Eğitim ve Kültür Vakfı





Çok sevdiğim ve güvendiğim bir arkadaşım Hekva (Hanımlar Eğitim ve Kültür Vaktfi) 'da gönüllü olarak çalışıyor.  Evlerine bizzat gidip keşif yaparak saptanmış ihtiyaç sahibi ailelere yardım amacı taşıyan bir vakıf bu. Anne ya da babası olmayan ya da çalışmasına engel bir durumu olan aileye sahip öğrencilere yemek, burs, giyim ve kırtasiye yardımı yapılıyor. Ayrıca  kurs imkanı sunarak sosyal olarak kazanç ve iş imkanı sağlamalarına yardım ediyorlar. 
Vakfın tüm imkanlarından faydalanarak okulunu bitirenler, hangi mesleği edinmişlerse geri dönüp vakfa fayda sağlamaya çalışıyor..(Doktor olmuş biri şimdi vakıftaki çocuklara burs veriyor,, ailelere gönüllü hekimlik hizmeti veren de var.)  
Kurban bayramlarında sizin adınıza kurban kesilerek bu ailelere dağıtılıyor. Siz sadece belirtilen rakamı vakfın hesabına gönderiyorsunuz.

Zaman zaman sosyal yardım projeleri de gerçekleştiriyorlar. (Facebook,Twitter ve İnstagram'dan takip edebilirsiniz. )
Mutfaktan yönetime tamamı hanımlardan oluşan vakıfta gönüllü olarak çalışmanız da mümkün. 
Daha detaylı bilgi almak isterseniz: 
Adres:Haseki Sultan Mah. Haseki Cad. No:33 Aksaray-Fatih
Tel:0212 632-697677 

Bünyesine bağlı Çıt Çıt Mağazası ile de az kullanılmış veya kullanılmamış, lekesiz, sağlam 2. el ürünleri (kıyafet,mobilya vs.) kabul ederek satışa sunuyorlar. Bu şekilde hem israfı önlemeyi hem de dar gelirli insanların kaliteli ürünlere daha uygun fiyata sahip olabilmesini sağlıyorlar.

Facebookta Hanımlar Eğitim ve Kültür Vakfı diye aratırsanız hem fotoğraflara hem de nasıl bir işleyişi olduğuna dair fikir sahibi olabilirsiniz. HEKVA Hanımlar Eğitim Ve Kültür Vakfı

Ayrıca Haseki de Haseki Softası adında bir restoranları da var. Hekva'ya bağlı olarak hizmet veren restoran özel günler ve büyük organizasyonlar için sipariş alıyorlar.. Haseki Sofrası
Buranın geliri de aynı amaçla vakfa aktarılıyor. 

Yine Hekva'ya bağlı olan Çıt Çıt Mağazası ile de az kullanılmış veya kullanılmamış, lekesiz, sağlam 2. el ürünleri (kıyafet,mobilya vs.) kabul ederek satışa sunuyorlar.


Size vakfın yardım yapılabilecek bir ayağından söz etmek istiyorum.
Yardıma muhtaç ailelere senelik 1200 TL ile bir yıllık yemek yardımı yapılıyor. (Yemekleri vakıftaki hanımlar yapıyor, aileler gelip oradan alıyorlar) 
Siz de ihtiyaç sahibi ailelere bu desteği vermek isterseniz, !200 TL'yi ister bir kerede ,ister ikiye bölerek, isterseniz aylık 100 TL ile yapabilirsiniz. 
Ben etrafımdaki 12 kişiden 100 TL toplayarak 1200 TL'ye ulaşmaya çalışacağım. Dilerseniz siz de kendi çevrenizde bunu yapabilirsiniz. 

Bana geri dönüş yapmak isterseniz sizi yönlendireceğim. :-)





-- 

21 Mayıs 2016

46



Yaşım oldu 46.
Endişelerimden yaşlandım.
Alnımdaki endişe çizgilerimden.
Elimde endişelenecek malzeme vardı. 17 yaşımdan beri. Bazıları mevcuttu, bazılarını ben ürettim. Kontrolü elden bırakmak bana göre değildi. Güvenemiyordum, kimseye, hiçbir şeye. Durum benim kontrolümde değilse olmaz gibiydi.

Kontrol etmek. Yönetmek. Öyle olmasını istemek. Tamamen kalben iyilikle. Zerre kötülüksüz. Ama gelip görelim ki,  cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşeli.
Bu kontrolörlüğüm beni cehennemin taşlarında yürüttü evet. Hiç de güzel değildi. Bir daha yürümemek için iplerin birçoğunu bıraktım elimden. Teslim olmayı öğrenme aşamasındayım. Emekliyorum.

Kalkıp yürümeye başladığımda, bu girişin sebeplerini ve sonuçlarını, öğrettiklerini, alıp götürdüklerini, getirdiklerini anlatırım belki.
46 oldum evet.

Nasıl geçtiğini bilmediğim, yaşımın kaç olduğunu anlamadığım, hissedemediğim yaştayım. Ne 18, ne 78, ne gencim ne yaşlı. Endişe çizgilerim haber veriyor yaşlanıyor olduğumu. Ne yapayım, çizgilerimi doldurtup, yaşını dondurayım mı? Bırakayım zaman çizsin resmini yüzüme.  Hayatın resmi görülsün yüzümde.  
Sergi güzelliğinde bir resim olsun dilerim.

Olur belki. Hayatıma giren yeni nefesler, yeni kalpler var, hepsine kalbimdeki aynadan bakıyor gibi baktığım. İyiler, güzeller, eğlenceliler, renkliler, siyahlarımdan ayırıp renklendirdiler beni de. Şükürdeyim onlar için.
46 yıl sonra, şimdiye kadar yapmam, gitmem, yemem, demem dediğim pek çok şeyi gerçeklediğimi görür oldum. Değişiyor olmaktan mutluyum. Hep ben kalmamalıydım, özüm hariç.

Daha da değişeceklerim var. Zaman var onları da oldurmaya.
Yazmayı ne çok özlemişim, ne çok…
İçimden geçen harfler havada uçuşup, söz olamadan unutulurken şimdi bir kenarından tutup yakalıyor olmanın mutluluğundayım.

Her gün yazsam, güzel sözler, anlar, anılar… Parmaklarım köprü olsa ulaşsalar ulaşmasını isteyene.
46 yaş.

Sükûnet. Kabullenmek, teslim olmak, akmak bir yerlere tutunmaya çalışmadan. Değişmek, daha fazla şükretmek.
Teslim olmayı öğrenmeye çalışmak.  Yapmaya çalıştığım, içselleşeceği günü sabırla beklediğim teslimiyet.

Ne olacaksa olacak, diyerek günün, anın hakkını vererek yaşamak. Kimsenin hatta kendi hayatımın bile müdahili olamayacağımı derime kazımak. Yaşayıp göreceğim. Duamın niyeti iyi olacak elbet. Beklediğimi, istediğimi, dilediğimi fısıldayacağım hep. Geleni geldiği gibi kabullenmek kalacak bana.

46 yaş.
Kimine göre yaşlı, kimine göre genç. Kimine göre 46’lık, yani bildiğin deli. Deli hallerim bende saklı. Delirtilmediğim halde gayet de tatlı. Bir de ben, keyfim ve kahyamız var. Üçümüz bu güne kenetlenip geldik. İyi de ettik hani. Önerimdir.

Kadın yok, erkek yok; sen varsın, ben varım.
Onu bunu ezmeden, üzmeden, yormadan sen ol dilerim. Ezme, yorma ama onu bunu üzeceğim diye de sen olmaktan vazgeçme. Herkes kendi payına düşeni yaşayacak. Üzülmezse üzülmek. Senden gelecekse gelecek. Yanında neyi öğreterek hem de kim bilir? Kim kimin öğreticisi diye gönderildi bilmiyoruz. Yaşıyoruz ki görelim. Yaşarken tek atımlık şansımızı başkası için heba etmemek aslolan.  

Okuduğum bir kitapta erkeğin itici, kadının yaratıcı gücünden söz ediyor. Yaratmanın, içinde bir can yeşertmenin büyüklüğünü, üstünlüğünü, kutsallığını, gücünü fark ediyorum okudukça. Bu gücü kimseye heba etsin diye vermemeli. Şu anda güç dengesi oluşturmuş ilişkilere diyeceğim; insanlar değişiyor.  Değişim kolay kabul edilir bir durum değil hayatındakilere ama her şeyde olduğu gibi sizin özünüze ulaşmanıza da alışılıyor. Sabredin yeter ki.  Henüz o güç savaşına (!) girmemişlere önerim; kendinizi bilin, tanıyın, neyi sevdiğinizi, neyi sevmediğinizi, neyi isteyip neyi istemediğinizi önce siz bilin ve hayatınızdakine hissettirin ve bence söyleyin. Beklemeyin sizi anlamasını, o kadar vaktiniz yok. Kalbinizden dilinize geleni dökün orta yere, en nazik, en saf halinizle. İyi biriyse, vicdanlıysa, sevgiliyse anlar sizi. Kabullenir, eşitlenir. Değilse, alttan alan, aman sorun çıkmasın diye susan, ilişkinizde sadece onun önünü ışıklandıran idare lambası olmayın. Kendiniz ışıksınız, herkese yetersiniz.

Yazmayı ne çok özlediğimi ve sevdiğimi ben biliyorum. Başladım mı bitirmek istemediğimi de ama her şeyin bir sonu olmalı.
Daldan dalaydı bugün.

46 yaş ne dediyse onu yazdım, ben masumum. Yaşadığınız güzel her ne varsa daha iyi olsun.
Kötü olanların da bir amacı ve bir ışıklı bir sonu var elbet. Her şey başlar biter. Sevdirir, sevindirir, üzer ve gider. Biter eninde sonunda. Nelerin acıyla bittiğini ve artık hiç acımadığını hatırlayın yeter.

Bu yazı bitmek istemiyor ama.
Hadi bitsin.







  












07 Şubat 2016

Adanmış Hayatlar




Evlilik ya da çocuk için kariyer planlarını rafa kaldıranlar...

Sırf çocuk için, kötü giden evliliklerde kalanlar...

Genç yaşta bir sebepten kocasından ayrılıp -ya da kaybedip- çektiği onca maddi manevi sıkıntıya rağmen, çocuğu için bir daha evlenmeyenler...

Aşkları bitip, karısını ya da kocasını sadece iyi bir arkadaş gibi görüp, sırf kavga gürültü yok, “çocuklar huzurlu en azından” diye düşünerek aşktan, kadınlıktan, erkeklikten uzak yaşayanlar...

Çocuk ve koca için ve hatta “el âlem ne der” diye doğru bildiklerini ve istediklerini yapmayanlar...

Ve daha birçok sebepten hayatını cocuklarına ya da evliliğe, eşlerine adamış kadınlar ve erkekler...

Gün gelip yaşlandıklarında, artık hayatlarını değiştirecek zamanları, güçleri ve istekleri kalmadığında...

Kendilerini adadıkları kişi ya da kişiler karşılarını geçip, “Ben mi istedim bunu yapmanı? Keşke kendi hayatını yaşasaydın" dediklerinde neler hissedecekler?

Hani klasik laftır "evladım, saçımı süpürge ettim senin için" dediğinizde "etmeseydin" baskaldırısıyla karşılaşınca, önümüzdeki kara boşluğa hangi gözlerle bakacağız? Yaşlı, bitmiş, çaresiz ve hatta aldatılmışlık duygusuyla.

Hayatın en can alıcı, en can yakıcı, en keskin köşe başı bu sözlerin duyulduğu andır herhalde.

Çocuk büyüyor, kendi hayatını kuruyor.
Yuvadan uçtuktan sonra, yuvadaki gibi yakın bile olamıyorsunuz.
Belki bazen, verdiginiz öğütlere, ona yakın durma isteğinize bile sert tepkiler verebiliyor.
Öyle evlâtlar yok mu? Evlenmeseler bile ebeveynlerini dışlayan, -belki çok uç ama- onlardan utanan...

Yok mu? Var. Aramıyorlar, sormuyorlar, sanki ağaç kovuğundan çıktılar!

Oysa ne emekle, ilmek ilmek, terle, kalp sızısıyla, ağrıyla, yürek çarpıntısıyla, gözyaşıyla büyütülüyorlar. Mutlu oldukları da var ama endişe, bekleme, korkma, kendinden fazla düşünme, önemseme, mutluluğun hep bir adım önünde ve ömürden ömür alıyor işte.

Evlât bu, kolay mı?

Tamam, bunlar istenerek, gönül rızasıyla yapılıyor ve hatta karşılık beklemeksizin.
Benim dediğim, bunları yaparken, kendimize de minik iyilikler yapmak, gönlümüzü hoş tutmak.Bütün varlığımızla adanmamak.

Hayatımızdakilere ‘adanmamak‘ onlara pamuk ipliğiyle bağlı olmak demek değil zaten.

Sadece bizim de yaşıyor olduğumuzun farkına varacak kadar görür gözlerle bakmak kendimize. Silüet olmaktan çıkıp nefes alabilmek.

Bundan hayatımızdakilerde faydalanacak kuşkusuz. Yani salt kendimiz için yaşıyor ya da ne yapıyorsak kendimiz için yapıyor olmayacağız zaten. Kendimizi mutlu ediyor oluşumuzun ışıltılı, gökkuşaklı gölgesi onların üstüne de düşecek şüphesiz.

Sağlıklı olsun, mutlu olsun, bir de hayırlı evlat olsun deriz hep.

Hayırlı evlât olanlarımız ne kadar yakınlar ailelerine?

Kendi sorumluluklarımız, kendi hayatımız, çocuklarımız var...

Onlara ne tür bir faydamız var? Yalnızlıklarına ilaç olabiliyor muyuz?
Vazgeçtiklerini onlara geri verebiliyor muyuz?
Ellerinden –adanmışlardansa- kayıp giden hayatlarını tekrar yaşama fırsatını verebilir miyiz onlara? Herkesin hayatı, kapısını kapatıp içeride kaldığı zaman çıplak yüzünü gösteriyor. Çocuk elbette mutlu olsun ama iki sıcak kelâmı da iç ısıtsın yani. Sadece bayramda seyranda açılmasın o kapı. Günlük hayatın hayı huyu, anlarız. Ama anne babalar telefonunuz kadar uzak size. Bakın telefonunuz da cebinizde gördünüz mü ? :-)

Hadi artık biraz da kendiniz için yaşayın...

Kilometre eskimeye başladığında, geçip giden, yaşanmamış, bitmekte olan hayata yaşlı gözlerle bakmamak için...

Güzel yaşadım, yettim herkese, "en çok da kendime" demek için...

Yaptıklarından değil de, yapmadıklarından pişman olmamak için...




28 Aralık 2015

Erkekler Yaşlanmaktan Korkar mı?





Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır ama görüş açınız genişler. "Bergman"

90'a merdiven dayamış biri.
-Nasılsın? Nasıl geçiyor günlerin?
-Nasıl olayım, gün dolduruyorum.

İçime işliyor bu cevap.

Sahaftayım. Siyah beyaz fotoğraflar var bir kutucukta. Sahipsiz, kimsesiz. Onca yaşanmışlık küçücük bir kutuya doluşmuş.
Sahafla sohbete dalıyoruz. Siyah beyaz fotoğrafların cansız hayallerine bakıyoruz. Yakışıklı adamlar, genç, güzel kadınlar gülümseyerek bakıyorlar bize.
Yaşlanmış elbet her biri... Belki artık yoklar.
Sahafa diyorum, ne garip şey yaşamak. Gençken her şeyi yaşamak mı gerek acaba? Yapılabilecek her şeyi yapmak? Alın işte, yaşlanıyorsunuz, yok oluyorsunuz, bir siyah, bir beyaz renk çiziyor sizi kağıtlara. Sahipsizce donup kalıyorsunuz orada.
Sahaf da diyor ki; Ufkum geniş ama yapabileceklerim sınırlı. Hareket kabiliyetim azaldı. Ruhum genç ama bedenim yaşlandı. Bu ikilemi kabullenmek ve bununla yaşamak zor...

Bu cevap da içime işliyor...

Bedenin ruha ihaneti!

Yaşlılığı hüzünle karşılıyor erkekler. O enerjileri, yaşama bağlılıkları, taşı sıksa suyunu çıkaracak halleri gidiyor ya hani...
Çok yaşlanmaktan söz ediyorum.
Bazen yolda minik adımlarla ürkek, korkak yürümeye çalışan yaşlılar görüyorum. Bastonu tek yareni, gözleri az görüyor, kulakları duymaz olmuş...
Hani elden ayaktan düşmek üzere...
Böyle ya da bu kadar yaşlanmak, hala hayatta olmak adına iyi ama hayatın hakkını verememek adına kötü galiba... Bazıları artık ölümü yeğler, bekler oluyor bu haldeyken... Bazıları tırnaklarını geçiriyor hayata sıkı sıkı.

Yaşlılığın bu evresi artık kontrolden çıkmışlık ve belki gün doldurmak gerçekten.
İşin başka tarafı var. Bu kadar yaşlanmamış olan erkekler, bir şekilde yaşlılıklarını yalnız geçirmek zorunda kaldıklarında çok zorlanıyorlar. Onlara bakacak eşleri, çocukları, yakınları ya da gidebilecek bir bakım evi yoksa hele.
Çoğu kendine bakmaktan aciz.
Yalnız kalan erkek tek başına hayatını devam ettirme yeteneğinden yoksun, öğrenmediği yalnızlıkla ve tüm beceriksizliğiyle orta yerde kalakalıyor.

Hepsi böyle değil tabii.
Becerikli olanları da vardır.
Kendi başına yaşayabilecek, evi çekip çevirmek konusunda yeteneği ve isteği olan erkekler gayet rahat, yalnız ve mutlu geçirebiliyor yaşlılıklarını.
Ama tabii işin ruhsal boşluğunu ve yalnızlığını nasıl doldurabiliyorlar bilmiyorum.
Yaşlanıldığında yaşam savaşından ve ruhsal ağırlıklarından yıkanmış oluyor ya insan. Artık kafası rahat, ruhu dingin. Gençlik hırçınlıkları yok.
İyilik, güzellik.
Bunu paylaşmak için "hayat arkadaşı" istiyor olmaları anlaşılır bir durum. İki çift laf edebilecek, yalnızlığını paylaşacak.
"Aşk gençlik zamanlarındaki gibi acı çektirmiyor, elini sonsuza kadar tutabileceğin birini arıyorsun."
Diyorlar mesela...

Erkeklerin estetik kaygıları hiç yok. Sokakta bakın erkeklere, ortalama 45 yaşı geçmiş olanların çoğu göbekli ve kel ve yüzleri çizgili. Ama hiç umurlarında değil. Ne saçlarında boya var, ne spor yapıp "şu göbeği eriteyim, derdindeler. Ancak doktor uyarırsa ve hayati tehlike varsa diyete ve spora yöneliyorlar. Bazıları 50 yaşında bile olsa kırışıksız, göbeksiz, saçlı ama çoğu genetik miras ya da sağlıklı, stressiz, sporlu, dikkatli beslenilen bir yaşam ürünü.
Saçı boyalı, spor delisi ve botokslu erkekler de var elbette ama onlar istisna.
Çoğu tevekkül içindeler, teslim olmuşlar doğaya. Hatta saçlardaki ve sakallarındaki akları olgunluk belirtisi görüp daha karizmatik olduklarını düşünüyorlar ki bazı kadınlar için bu durum gayet cazip ve caizdir:-)
Mesela Corcum Kulinim:-)
O mümkünse yaşlansın, saçı sakalı ağarsın, yüzü gözü kırışsın ve bize hep öyle gözlerini kısa kısa, buğulu buğulu bakmaya devam etsin. Seviyoruz! :-)





Tamamen kel olanlar da kabul görür oldu son zamanlarda... Yakışıyor çoğuna, doğruya doğru:-)
Her şekilde onlar kadınlar gibi gizleyip saklamıyorlar kendilerini, oldukları gibi ortadalar.
Bizim kadar dış görünüşlerini önemsemiyorlar, kozmetiğe, estetik ameliyatlara servet dökmüyorlar.

Şöyle bir durum var ki bu bence rahatlıkla genellenebilir bir durum.
Andropoz yani "yaşlanan adam sendromu”na girdiklerinde hem hayatla hem kadınlarla ilişkilerinde farklılaşma başlıyor. 50 yaşından sonra kanlarındaki testosteron hormonunun yüzde 25'ni kaybetmeye başlıyorlar. Testosteron sırf cinsellikle ilgili bir hormon değil. Kilo kontrolünün zorlaşması, cesaret, kas gücü, uyku bozuklukları, sosyal aktivite zayıflığı, depresif ruh hali, uyku bozuklukları, cilt değişiklikleri, saç dökülmesi ve tabii cinsel isteksizlik bu hormonun azalmasıyla birlikte ortaya çıkıyor.
Yaşam kalitesini düşüren, baş edilmesi güç bir periyoda giriyorlar erkekler de. Tıpkı kadınların menopoz dönemi gibi.
Kadınlar da ortalama aynı sıkıntılardan geçiyorlar ama onlar tüm bunlarla baş etmeye çalışıyorlar. Hatta diyebilirim ki etrafımda gördüklerimin en büyük sıkıntısı terleme ve depresif ruh hali.
Bunlara da artık medikal çözümler bulundu. Bunun dışında erkekler kadar gençlik aşısı peşinde değiller. İstisnalar var elbette.

Erkekler andropoz döneminde, kendilerindeki bedensel ve ruhsal değişimin onları erkek olmaktan uzaklaştıracağı kaygısına ve paniğine düşüyorlar. Ve kendilerini hala genç hissettirecek, hala arzulanabilir olduklarını düşündürecek genç kadınlara yöneliyorlar.
Kaybettikleri yaşama arzusunu ve enerjisini geri kazanıyorlar onlarla.
Birçoğu aşk ilişkisi oluyor belki ama karşılıklı çıkar ilişkisi yaşayanlar da var. Bakınız: Oldukça yaşlı ve zengin erkeklerin yanlarındaki genç kadınlar...

Kadınlar da bu türlü ilişkiler yaşayabiliyorlar tabii, erkekler nasıl genç kadınlarla yenilendiklerini, gençleştiklerini hissediyorlarsa kadınlar da genç erkeklerle aynı duyguyu yaşama isteğinde olabiliyorlar.
İnsan doğası.
Ama sanırım erkekler kadar fazla değil sayıları.
Hem eş kaybında hem de ayrılıkta; ileri yaşlardaysa, genellikle çocukları için yalnızlığı tercih edenler çoğunlukta. Evlenmeyi tercih edenler de var ki son derece normal ve anlaşılır bir durum.
Erkek yaş paniği yaşamaya başladığı dönemde, çoluğu çocuğu gözü görmez halde hem evlilikten gidebiliyor hem de eşini kaybettikten sonra neredeyse "kırkı çıkmadan" evlenebiliyor. Erkek ya; kadın olmadan kendine bakamaz. Erkek ya; kadınsız olmaz...

Duyup, gördüklerimden, araştırdıklarımdan edindiğim izlenimlerimi yazdım.
Şimdi işin asıl muhatapları olan erkeklerin "yaşlanmaktan korkuyor musun?" sorusuna verdikleri cevaplara bakalım...
Yaş aralığını geniş tuttum. 17 yaşla 64 yaş arası.
Her bir cevap kıymetli, anlamlı, derin, bazıları komik, eğlenceli:-)
İsimsiz olarak yayınlıyorum ve vakit ayırıp, düşündüklerini benimle paylaştıkları için teşekkür ediyorum:-)

18 Yaş
"Ben yaşlanmaktan korkmuyorum şu an:) Yaşım 18, sakallarımın çıkmasını istiyorum"

20 Yaş
Ömrümün en güzel dönemindeyim. Bu soruyu hayır diyerek yanıtlayacağım. Her yaşın bir güzelliği olduğu bence aşikâr.
Gençliğimi en güzel şekilde ve "hızlı yaşa genç öl" ideasıyla yaşayıp, yaşlılığıma geldiğimde geriye dönüp pişmanlık duymamak istiyorum. Eğer gençliğimi istediğim gibi geçiremezsem; evet, yaşlanmaktan korkarım; çünkü gençliğimi dolu dolu yaşayamamamın burukluğu olur içimde...
Bunun dışında yaşlanmaktan korkmam; çünkü hayatın yadsınamaz ve değiştirilemez gerçeklerinden biridir yaşlanmak...

32 Yaş
Şahsi olarak şu anda öyle bir korkum yok... Ama tabii erkeklerin korkmasını gerektiren durumlar 50'den sonra ortaya çıkıyor. Yani bir erkek 50 yaşına kadar yakışıklı olabilir. 50'den sonra bekârsa ve karizmatik veya zengin değilse savunmasız bir yaşlılık söz konusu olmaya başlıyor. Ben şahsen 50'ye kadarını düşünmüyorum. Aslında ben fikir almak için pek iyi bir örnek değilim:-) Çünkü konuşacağın örnekler içinde eminim ki en gamsızı ve evlenmekten uzak olanı benim:-)
Sonuçta bu değerlendirme evli erkek için daha geçerli sonuçlar verir.

36 Yaş
Sorduğun sorunun cevabı hem evet, hem hayır, Şundan dolayı hayır; fiziken yaşanmaktan asla ama asla korkmuyorum:)
Şundan dolayı evet; ruhen yaşlanmaktan korkuyorum. :-)

36 yaş
Yaşlanmak beden olarak kaçınılmaz ve her geçen gün insanın bedeni yapabildiklerini sınırlıyor. Bu durumu dert etmiyorum sağlığım el verdikçe yaş almak güzel. Her gün yeni tecrübeler ediniyor insan. Yaşlanmak ile ilgili başka kaygılarım var.İşim açısından geleceğe sağlam bir yatırım yapıp is seçebilir duruma gelmek ve beden yaşımın performansımı çok etkilememesini istiyorum. Ruhumu yaşlandırmayı düşünmüyorum :-)

39 Yaş
Her yaşın bir güzel ve çekici bir yanı muhakkak vardır.
Korkulan yanı fiziki fonksiyonların zayıflayıp, sağlık problemlerinin başlamasıdır. Bazı insanlar kadın ya da erkek yaşlandıkça kendine daha çok bakar, yatırım yapar. Bir nevi fiziki kanunlara meydan okuyuş veya başkaldırış başlar. Sorduğun sorudaki korku da bu olmalıdır bence. Dinç kalındığı ve dinamik olunduğu sürece korkular bastırılır.

42Yaş
Yaşlanmaktan tabii ki korkuyorum ama bahsettiğim korku yüzümdeki çizgiler, saç ve sakaldaki aklar değil.
Benim yaşlanmaktan anladığım bedensel kısıtlılık ki ondan fena halde korkuyorum!
Yoksa saçtaki ve sakaldaki beyazlamayı ben olgunluk, farkındalık ve doğru karar alma yetisinin arttığına dair belirti olarak addediyorum.

42 Yaş
Biz 18'lik çıtır değil miyiz? Yaşlılık kim, biz kim? :)
Hayatı dolu dolu yaşamak varken yaşlanmayı kim düşünebilir?
Ne yaşlanması?
Dur, o yaşa gelelim, o zaman düşünürüz :-)

46 Yaş
Sanki erkekler 40 üzerinde olunca biraz kaygılar dile gelmeye başlıyor. Zaten 50'den geri dönüşü olmadığından kabulleniyor varlığıyla mutlu olmaya çalışıyor.
Ben şu an hızlı bir iş koşturmasında bir şey hissetmiyorum ama eminim ki normal tempoda bir hayatım olsaydı acayip huysuz, çekilmez bir adam olurdum:-) Her şeye bahane ve gerekçe bulan hala 18 yaşıyla yarışan, yaşlandığını kabullenmeyen biri olurdum. :-)

50 Yaş
Yaşlanmaktan hiç korkmadım ama 45 sonrası yaşlandığımı hissetmeye başladım.
Çok hoşuma gittiğini söyleyemeyeceğim :)


59 Yaş
Kendi adıma ya da çevremdekiler adına söyleyebilirim ki; erkekler yaşlılığı bir olgunluk ve saygınlık değeri olarak görürler ve alınan her yaşın kendilerini ölüme bir adım daha yaklaştırdığının veya yapabilirliklerinin azaldığı yorumuna pek bakmazlar.
Bazıları bu konuda cinselliği ön plana çıkartarak azalan arzularının altında ezilseler dahi artık cinsel yaşam ister istemez önceliğini gerek fiziksel ve gerekse düşünsel olarak çok gerilerde bıraktığından fazla da akıllarına gelmez ve yorum yapmazlar.
Estetik açıdan ise hiç bir saplantıları yoktur. Tabii ki bazı radikaller olabilir ki bunlar sanırım genel değerlendirme içinde değillerdir.
Bir başka konu ise, ekonomik kısımdır. Erkekler yaş aldıkça ekonomik açıdan yaşama başladıkları noktadan çoğunlukla daha ilerde olurlar ki bu da onlara daha fazla özgüven verir.
Bir laf vardır "Erkekler servetlerini ilk karısına, ikinci karısını da servetine borçludur" :-)

64 Yaş
" Yaşlanmaktan korkmak değil de, yaşlı olmaktan korkuyor muyum? Yani kendimden korkuyor muyum ya da “ölüm”den!...
Yaşamımın hiçbir döneminde “yaşlılık”la ilgili hiçbir kaygım, sıkıntım, tereddütüm, korkum vs. olmadı desem yeridir.
Oldum olası belirli an ve durumlar dışında “gelecek”ve “gelecekte olacaklar” benim gündemimde pek olmadılar.
Ben hep şimdinin çocuğu, genci, yetişkini oldum…
Erkekliğe gelince;
Biyolojik olarak erkek olmam (cinsellik) ötesinde hiçbir özellik, eğilim, yapı ve işleyişimle “erkek” değilim. Erkeksiliği salt yaşam düşmanlığı olarak algılıyor-kavrıyorum.

--------
Aşağıdaki videolarda kadın ve erkeğin nasıl yaşlandığını görüyor olacaksınız.
Dram! :-)
Tüm yazılanlar ve hissedilenlerden öte ben güzel ve sağlıklı yaşlanmayı istiyorum.

Sizin için de diliyorum elbette :-)




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...