14 Haziran 2009

Uzak geçmişe inanç



Fotoğraf çekmeyi severim ben.
Keyiftir, eğlencedir.
Fotoğraf bakmayı da severim. Hani güzel çekilmiş şiir gibi fotoğraflar olur ya. Geçer karşısına, öylece bakarsınız. Büyülü büyülüdürler.

Bazılarıyla oynanır. Işığıyla, rengiyle, boyutuyla. Teknoloji aştı kendini!
Yapamadığınız şey yok fotoğrafta!
Aman ne güzel. Teknolojinin karşısında durup öylece bakalım mı?
Faydalanacağız elbet.
Tamam, peki. Siz faydalanın ama ben almayayım.
Ben gözünüzün görüp çektiği kareyi rica edeyim.
Üstünde kafa yorduğunuz, orasıyla burasıyla oynadıgınız fotoğrafı sanat fotoğrafı diye ayırıyorsunuz ya, hah, ona siz bakın. Bir de sevenleri.
Ben sevmiyorum.
Saf hali lazım bana. O keyif veriyor bir tek.
Gerçek olan o. Diğerleri yalan :-)
Emek çok mutlaka ama bana yalan..

Ben soyut resim de sevmem. Baktığımı göreyim istiyorum çünkü...

Ben tarihe de inanmaz oldum biliyor musunuz?
Yıllar yıllar öncesinden gelen hiçbir şey beni ikna edemez oldu.

İnandığım tek ben.
Benim ikinci kişilerim.
Eh, belki üçüncüler.
Onların da gerçek olduklarına inanmalıyım tabii.
Yaşadıklarını, gördüklerini, duyduklarını bana gerçek gerçek duyurduklarını bilmeliyim. Kesmemeli, emin olmalıyım.

Öyküler de gerçek değil. Yaşanmamış. Yaşanması istenmiş. Belki düşünülmekte ama yaşanmamış.
Yazanın inandığı, düşündüğü ama gerçek değil.
Tamamen kurgu. Yok olan şeyi var gösterme.
Ben kandırılmış hissediyorum öykülerle.
Büyük yetenek, o kadar kelimeyi anlam bütünlüğü kurarak ardarda dizmek...
Buna lafım yok. Bana bıraktığı tat ve düşünce bu sadece.

-Mışlı, -mişli hikayeler, dedikodular beni kesmiyor.
Pat pat basacak o ayak yere. Geçmişin gölgesinden sıyrılıp gelirken bozulmuş olur onlar. Kaç ele, kaç dile değer o kelimeler.

Efsaneler örneğin...
Kendin yaz, kendin inan. Ama inanıyorlar başkalarının yazdıklarına.
Cilt cilt kitaplar var.
Hadi 20 yıla kadar inancımı koruyabilirim. Hadi 30 diyelim...
30 yıla sağlam tanıklığım var çünkü. Tanık bensem sorunumuz yok bu arada.
Ama ben doğmadan önce yaşananlara, hele hele benim soyum sülalem oluşmadan yazılıp çizilenlere hiç inanasım yok.
Yalan dolan mı hepsi?
Yooo.
Belki yaşanmıştır hepsi belki birçoğu.
Ama ben inanmıyorum.

Ben gerçeğim. Benim düşündüğüm, yaşadığım, bildiğim. Dünüm, bugünüm.
Benim çemberimdekiler gerçek. Düşündükleri, yaşadıkları, bildikleri.
Çemberden çıkınca ipi ucu kaçıyor.

Paranoya değil.
“Acaba mı?” değil.
Sorgu sual hiç yok.
Yaşanmış birşeyler.
Öyle mi? Işıklandırıyor mu yolu?
Hani, geçmişimi biliyor muyum?
Anlatıldığı kadarıyla evet.
Tamam.

Uzak geçmişin tarihine ilgisizliğimin altında da bu yatıyor sanırım.
Ben tarih oluyorum yakından.
Uzak tarih bana uzak...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...