09 Ekim 2009

Magazincilerin Ettikleri




Dün televizyonda gördüm, polisler Timuçin Esen'i yaka paça götürüyorlardı, adam yerlerde sürükleniyordu..
İçim üzüldü bir aktörün bu halde olmasına.
Ama suç onda değil.

Rastlamışsınızdır televizyonda.
Ünlü biri bardan çıkıyor, zil zurna sarhoş...
Dışarıda bekleyen magazinciler tarafından, kameralar, ışıklar, mikrofonlar burnuna sokuluyor anında.
Soruyorlar;
"Efendim, az önce kaçan kız arkadaşınız mıydı?
Ne zaman evleniyorsunuz?
Hakkınızda şunlar deniyor, ne diyorsunuz?"
Daha bir dolu ipe sapa gelmez soru.

Tamam oraya işini yapmaya gidiyorsun.
Haber götürmek zorundasın patronuna, üstelik haber atlamaman lazım, peki.
Sorunu soruyorsun, adam ya da kadın cevap vermiyor değil mi?
Belli ki konuşmayacak, ayrıca sarhoş yani.
Evine gidip yatmak istiyor bir an önce.
Hayır, müthiş bir ısrarla ille cevap alacaksınız.
Ne oldu, ne bitti, o kim, bu niye gitti, niye böyle giyindin, niye konuşmuyorsun?
Allah allah...
Adam sana cevap vermek zorunda değil!
Sorulan soruların yeri de orası değil.
Zaten o soruların yeri hiç bir yer değil.
Sana ne?
Adam sana özel hayatını sayıp dökecek mi orada? Bilmem kaç bin promil alkol kanında cirit atarken?
Bir de öfkelendiriyorsunuz!!
Artık kafa göz giren mi ararsınız, saçınızdan sürükleyen mi, şemsiyeyi gözünüze sokmak, kafanızda kırmak isteyen mi? Allah ne verdiyse...
Ama hakediyorsunuz, üzgünüm.

İnsan alkollüyken yumoş yumoş da olabilir, öfkesi burnunda da olabilir ki siz adamı yumoş halinden, öfkeden alev topuna dönmüş biri haline getiriyorsunuz.
Sonra da bir manşet.
"Bilmem kim bardan çıkarken muhabir ve kameramanımıza saldırdı."
E, adam durup dururken saldırmadı ya güzel kardeşim..
Size röportaj vermek zorunda değil..
Saçma sapan sorularınızı cevaplamak zorunda değil.
Bakın diğerine sordunuz, cevapladı.
Sakince, gülümseyerek. Belli sizin soru sormanızı istiyor, hatta hoşuna gidiyor.
Tamam, devam edin, işinizi yapın. O her kimse, ondan ekmek çıkar.

Ama sordunuz, cevap vermedi, ters ters baktı, belli, istemiyor konuşmak.
O zaman anlayın, ısrar etmeyin, çekin gidin ya da ışıkları başka birinin gözüne sokun, vardır bardan çıkacak başka bir ünlü.

Zaten anlamadım ben, niye bu kadar merak ediyorsunuz kim, kiminle, nerede?
Gerçi suç sizde değil.
Sizden bu işi isteyende.
Yok, onda da değil.
Sizin yaptığınız işleri izlemek isteyende asıl suç.
Ha, patronlara sorun, kardeşim niye böyle saçma programlar yapıyorsunuz, diye..
Cevap: E, halk istiyor.
Evet, maalesef halk istiyor.

Ama ben, sanatçıların yerlerde sürünmesini görmek istemiyorum.
Sarhoş hallerini de..
Hakaretlerini, biplenmiş küfürlerini duymak istemiyorum.
Kız arkadaşını, sevgilisini, karısını, kocasını da bilmek istemiyorum.
Ayrıldı mı, aldattı mı, kaçtı mı, buldu mu, ne oldu ilgilenmiyorum.

Rahat bırakın insanları..
İşlerini yapsınlar..

Siz de işinizi yapıyorsunuz öyle değil mi?
Allah aşkına bir tane aklı başında, kafası çalışan bir patron çıksın da bu saçmalıkların iş olmadığını anlasın..
Halk istiyor. Hayır sen halka bu işi yakıştırmamalısın, aslında kendine yakıştırmamalısın, böyle bir işle insan içine çıkmamalısın.
Sen de halksın.
Ne yaptığınla ne de izleyenlerle övünemezsin bu halde.

Adamın özel hayatını merak mı ediyorsun, ediyorlar?
Peki, ara, eğer veriyorsa al randevu, git güzel bir mekana, aç kameranı ışığını, muhabirinin eline ver adam gibi birkaç soru ama lütfen biraz akıl olsun sorularında. Sorular sorulsun, cevaplar alınsın.
Sen sağ, ben selamet.

Yapmayın böyle.
Ben, insanların -iyidir-kötüdür tartışılır- sonuçta bin bir emekle yaptıkları işleri görmek istiyorum.
Beğenirim, beğenmem o da ayrı konu.
Bırakın işlerine baksınlar.

Timuçin Esen'i Gönül Yarası'ndaki haliyle bırakın aklımda..
Yerlerde sürünen adamı silin zihnimden..

Levent Kırca'yı da delirtmeyin.
Uğur Yücel'i de
Okan Bayülgen'i de..

Beni ilgilendirmiyor onların barlarda içki içmeleri.
Limiti aşmışlarsa kendileri görüyor sıkıntısını.
Bu noktada herkese söyleyebileceğim gibi, sınırı bilmek lazım, diyebilirim.
Nerede duracağını bilmek, vücudun aldığı kadarını içmek.
Fazlası kontrol kaybı...
Dışarıda da böyle bir kamera ordusu varken yapmasınlar.
Ama insan kontrolünü kaybetmek de isteyebilir bazen...
Sonucuna katlanır bir şekilde ama özgürdür.

Magazinciler de gece gündüz haber peşinde koşuyor, ekmek parası, peki..
Ama herşeyin bir adabı, yolu yordamı var.
Adamı delirt, sonra bize saldırdı diye haber yap..
Ahlaka sığmaz, hakkaniyetsiz, insanlık dışı.

Haber programlarındaki kaza, cinayet, haberlerini hiç demeyeyim..
Ya dizilerde olan bitenler?
En iyisi galiba televizyonu hayatımızdan çıkarıp rafine bir yaşam sürmek..
Hatta bilgisayar ve telefon da olmasın.

Benim ıssız bir adaya düşesim gelmiş sanırım:-)
Yanıma üç şey almadan hem de..

8 yorum:

  1. Cok güzel yazmissiniz, keske Magazin habercileri bunlari azicik dikkate alsa, Timucun Esen Beni bu halde cekmeyin dedigi halde cekmeye devam ettikleri icin sinirlenmis,Belli ki bu sekilde görüntülenmek ve Hayranlarini üzmek istememis, Magaziciler ise sizi bugüne biz getirdik yaptiginiz dogru mu diye sormaya devam ediyor....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O orada hırpalanmıştı, ben televizyon karşısında.. :-(

      Sil
  2. Nuraycım çok haklısın,ben alkışladığım sanatçıyı yerde görmek istemiyorum.Burası Türkiye de demek istemiyorum,benim ülkemde sanatı ve sanatçıyı destekleyen insanlar olmalı,zorba polis olmamalı,medya vezir etmeli rezil etmemeli,senin gibi güzel kalemler yazdıkça,uyardıkça ,inanıyorumki insanlar daha bilinçlenecek,eline sağlık canım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son dönemde sanırım daha sakin ortalık..
      En azından manşet olmuyorlar.. Bu da bir şey.

      Sil
  3. ben ne bu magazin haberlerini,ne sabahları yayınlanan vicdanı ve insanın duygu dünyasını alt üst eden o programları ne de açıkçası akşam haberlerini seyretmiyorrum.hem de uzuuuun zamandır.hatta kumandamın ucuna denk geldimi hemen ama hemen değiştiriyorum...
    heee bir de bu magazin habercilerinin bize kendilerinin sordukları soruları da sanatçıların hallerini de bire bir yansıttıklarına inanmıyorum da zaten.kim bilir bizim duymadığımız ekranda görmediğimiz ne gibi hakaret veya fitne fesat içeren sorular,tutumlar sergiliyorlardır o sanatçılara...
    en sonunda biir kampanya başlattıracaklar bana "seyretme,seyrettirme" diye :)

    eline,emeğine sağlık canım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eskiden kafa boşaltmaca olsun diye izlerdim.. Son zamanlarda eğer itme kakma yoksa şöyle bir bakıp geçiyorum..
      Ama bir haberi 18 kere tekrarlıyorlarsa hiç şansları yok.. İzlemiyorum.

      Sil
  4. rallaOh be icimin yaglari eridi okurken. Hep düsündügüm seylerdir bunlar benim de.
    Bazen magazinci olmak icin özellikle böyle terbiyesiz, yüzsüz, saygisiz insanlari mi seciyorlar diye düsünürüm. Bu nasil bir aciklamadir "biz sadece isimizi yapiyoruz" ? Insani özelliklerinizi kaybetmeniz mi gerekiyor bu isi yaparken? Saygili ve seviyeli olarak yapilamaz mi bu is hic? Ünlü diye, insan haklarini da mi kaybediyor bu insanlar? Hadi hakedenleri, kendileri kasinanlari, kendileri isteyenleri gecelim...ama haketmeyenler...Ünlü diye bukadar afise edilip, utandirilmak mecburiyetindeler mi? Asla degiller. Magazincilerin uydurduklari "kurallar" bunlar... ben sadece kiniyorum!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir arkadaşımın eşi magazin muhabiriydi.
      Bana demişti ki, "ben ekmek parama bakarım, sen benim arkadaşımsın, ünlü olsaydın ve seni bir şekilde haber gibi görseydim, çekinmez yazardım."
      Daha ne diyeyim yani..

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...