21 Aralık 2009

Aşk, aşk, aşk...





Gloria Jean's cafedeyim.

Gazetelerimi aldım.

En sevdiğim, deniz manzaralı masaya geçtim, fındık aromalı kahvemi sipariş ettim, bekliyorum.

Üst kat sessiz ve kimsesiz olduğu için orada oturmayı tercih ediyorum ve fakat bu defa pek sessiz değil.

Benimle birlikte bir çift daha var. Genç bir çift.

Hoş bir kız, hoş bir adam. Sevgili pozu veriyorlar bana. Öyleler de galiba.



Kahvemi beklerken gazetelere göz atıyorum. Özet geçiyorum ama. Çünkü kahvem gelince kulağımda müziğim de olacak. Keyif yaparak didik didik okuyacağım.

Beklerken bizim sevgililerin konuşmalarını duyuyorum ister istemez. Ne kadar sessiz konuşsalar da, kelimeleri kulağıma doluşuyor.



Kızın yüzü tatsız. Neşesiz bir hali var ama güzel.

Adamın arkası dönük ama karşısındaki aynadan yüzü görünüyor.

Kaçamak bir bakış atıyorum. Hoş adam.



Güzel kız ve hoş adam hararetli hararetli konuşuyorlar. Aslında sakin ve tatsız duruyorlar ama mevzu hararetli.

Klasik; kadınsı, erkeksi...



Kız diyor ki, sen son zamanlarda çok isteksiz görünüyorsun.

Adam diyor ki, hayır sana öyle geliyor.

Kız diyor ki, yok, var sende bir şey, ben anlıyorum...

Adam diyor ki, öyle bir şey olsa niye geleyim buraya?

Kız diyor ki, gelmesen daha iyiydi, öyle bir soğuk duruyorsun ki. Sen zaten bana değer vermiyorsun, beni hep eleştiriyorsun...

Adam diyor ki, haydaaaaaa :-)

(Tam olarak hatırlamıyorum bunu dediğini ama böyle demesi lazım yani:-) )

Kız devam ediyor:

-Sen o mesajı atmakla iyi etmedin!

-Hangi mesajı?

-"Yine ne oldu?" dediğin mesajı. Yani ben o kadar sorunlu biriyim ki, devamlı arıza çıkarıyorum, bu yüzden diyorsun ki, "yine" ne oldu?

Adam derin bir of çekti:-)

Senin sorunun şu, dedi. Devamlı benim için kelimeler üretiyorsun, söylemediğim şeyleri söylüyorsun ya da söylediklerimden kendine göre anlamlar çıkarıyorsun. Ama düşündüklerin benim düşündüklerim değil.



Kahvem de nerede kaldı?

Hayır, çabucak gelse de işime baksam.



Konuşmaya devam ediyorlar kırık dökük...

Ben gazeteye vermeye çalışıyorum kendimi. Arada gidiyor kulağım misafirliğe.

O dakikaya kadar adamın tarafındayım.

Ah şu kadınlar, falan diyorum.

Kızı gidip sarsmak istiyorum. Bu kadar alıngan olma, güven kendine. Deme öyle şeyler, bana değer vermiyorsun falan.

Adam hoş, bak gelmiş yanına, kendinden sorunlar üretip durma, diyorum.



Adam alıyor sazı.

Şunu dediğini hatırlıyorum:

“Mesela geçen gün aradın, bana dedin ki, arkadaşlarımla alışverişe gidiyorum.

Şunu diyemez misin? Arkadaşlarımla alışverişe gidebilir miyim?”

Ta ta ta taaaaam...

İşte o anda adam gözümden bir yıldız gibi kayıyor.

Gözlerimi deviriyorum, Oh my God! bakışı atıyorum çaktırmadan :-)

Diyorum, kaç kızım. Sevgiliyken izin istemeni isteyen adamdan hayır gelmez.

Tamam, hoş adam ama olsun, sen kaç.



Sonunda kahvem geliyor. Kulaklığımı takıyorum, müziğim, kahvem ve gazetelerimle keyfime dönüyorum.



Tabii ki duyduklarım üzerine düşündüm, arada bir okuduklarımdan koparak.

Bir ara baktım, gitmiş bizimkiler. Artık ayrı ayrı mı gittiler, kız adamın üstüne sıcak kahve mi döktü, adam kızı tokatladı mı da öyle gittiler, bilmiyorum :-)



Niye böyle oluyor?

Niye bu hale geliniyor?

Niye adam kadına soru sordurtuyor?

Güvende hissettirmiyor, rahat ettirtmiyor, kalbini sıkıştırıyor, niye?



Ne olacak bu kadınla erkeğin hali?

İlk başta el ele göz gözeyken, sonra neden bir dolu sorun çıkıyor?

Başladığı gibi devam etse ölür mü aşk?

Aşk! Sana diyorum, duymazdan gelme beni!

Öle öle ölecek yanın kalmadı zaten. Kime gitsen sonuna kadar zorluyor ille canını alıyorlar yani... Bıkmadın mı? Otur oturduğun yerde. Girme kimselerin gönlüne. Kıymetin bilinsin de pamuklara sarsınlar seni biraz. Senin adına üzülüyorum billahi.



Şimdi, bir anlasalar...

Bir kere, kadın kendine güvenecek. Sevilmeyi hak ettiğini bilecek. Sevildiğinden gram şüphe duymayacak. Çıkan arızaların yolunu, 'sen beni yeterince sevmiyorsun'a çıkarmayacak.

Niye yeterince sevmesin? Sen sevilmeyecek biri misin? Sorun sende değil ki, onda.



Sen emin ol kendinden ama şapkan önünde olsun.



Gerçekten yapılanı, söyleneni hak etmediğini düşünüyor musun?



Sen de arıza çıkarmış olabilir misin?



Durduk yere ya da adam hiç de öyle düşünmediği halde, öyleymiş gibi hissettiriyor musun?



Devamlı eleştiriyor musun?

Değiştirmeye çalıştığın şeylerin değişmediğini görsen de, yine de üstüne gidip söylüyor musun aynı şeyleri?



Adam mükemmel olsa da, sana harika davransa ve hissettirse de, kendi içindeki kimliklerinle baş edemeyip, med-cezir oluyor musun?

Dengesizliğin dibine vuruyor musun?



Her şey iyi ve yolundayken durduk yere sorun çıkarıyor musun?



Adama devamlı olarak, şunu yapmadın, böyle demedin, beni sevdiğini söylemedin, beni sevseydin bunu yapmazdın'larla suçluyor musun ve hiç aklında yokken ona 'ya, acaba gerçekten sevmiyor olabilir miyim?' sorusunu sordurtuyor musun ona?



Habire ayrılalım deyip, adamın aklına karpuz kabuğu düşürüyor musun?

Sen ayrılalım dedikçe, o sana, ben senden asla vazgeçmem, tamam senin dediğin gibi olsun, diyor, denemeye, çabalamaya devam ediyor mu?



Sen her minik kavgada ayrılalım dedikçe, adamı ayrılığa hazırladığını biliyor musun?

Gün gelip hiç beklemediğin bir anda o sana “ayrılalım” diyor mu?

'Ama hani vazgeçmem demiştin' dediğinde, senin ona sıraladığın sorunları o sana sıralıyor mu?



O zamana kadar sen kaçıyor, o kovalıyorken, senin bin bir çeşit kaprisinle uğraşırken, sana deli gibi âşıkken, her sorunu çözebileceğinizi düşünürken, trafiğin yönü değişiyor mu?

Bu defa o kaçıyor, sen kovalıyor musun?

Çözümsüz problemlerin bir anda en kolay denklem haline geliyor mu? Panikleyip, pişman oluyor musun?

Deliler gibi geri istiyor musun onu?



Soruları bırakıyorum. Bundan sonra olanlara bakıyorum.

Aynı şeyler bir milyon kere tekrarlandı. Kangrene döndü ilişki.

Denenecek her şey denendi, elden gelen yapıldı ama kadına yetmedi.



Bundan sonra ne oluyor?

Adam buz kesiyor. Kadın yanardağ. Her zamankinden daha da yangınlı aşkı.

Aşklı adam gidiyor, yerine ruhu uzaya kaçmış bir şey geliyor. Evet, bir şey. Anlaşılmaz, çözülmez, şaşırtıcı, tanınmaz bir şey.



Kadın adamın her türlü halini özlemeye başlıyor.

Kızdığı, aramadığı, sinirlendirdiği, beklettiği, delirttiği, hissettirdiği her türlü mutsuzluğu bile özlüyor.

Adam gözünde kanatsız meleğe dönüşüyor.

Suçladığı, kızdığı her şey buharlaşıyor. Aman da şusu ne harikaydı, aman da ne iyi biriydi'ler çıkıyor bulandırdığı suyun yüzüne.

Elinde kocaman pırıltılı, ışıltılı pişmanlık ve yanında da bonus derin bir özlem kalıyor.



Adamın inadı inat.

Kadın ne yaparsa yapsın yumuşamıyor.

Genelde adam kendini alıp ıssız bir adaya kaçıyor.

O ana kadar önemsemediği tüm sorunların içine atıyor kendisini. Kadına başka ne sebep söylesin? Neden bir anda buz dağına dönüştü? Hani onca âşıktı, ondan başka kadın yoktu dünyada?

Başka sebepler bulmalı.

İşim, aşım, ailem, arkadaşım, para, pul...

Bir anda dünyanın en dertli, en sorunlu insanı oluyor.

Kendime yetemiyorum, aşka nasıl yeteyim, nutukları atıyor...

Seni seviyorum ama sevmek yetmiyor, diye saçmalıyor.



Kadına anlamsız geliyor söyledikleri.

Seviyorsak her şeye yeteriz.

Dalgalıysa girdiğin deniz, birlikte boy ölçüşürüz dalgalarla, eninde sonunda çıkarız karaya. Dalgakıranlar yaparız birlikte, yok ki yapıp başaramayacağımız şey sevince.



Ama yok, siz balıksınızdır o güne kadar. O deniz.

Sizi masmavi, taptatlı, ılık, sakin sularından çıkarıp karaya atarak nefessiz kalmanızı izlemeyi tercih ediyor.

O, yüzerek kendi ıssız adasına kaçıyor, sırt üstü uzanıp gökyüzünü izlemek için.

Sessiz, sedasız, dilsiz, kalpsiz.



Ne yaparsanız yapın eskisi gibi "biz" olamıyorsunuz. Asla uzlaşmıyor, asla ses vermiyor. Sanki hiç yoktunuz. Hiç "bir" olmadınız.

Sanki onca güzel değildiniz. Aşkınız, senkronunuz, o en sevdiğiniz ortak diliniz, birbirinizden başka kimsede bulamayacağınıza inandığınız her şey ama her şey sanki hiçbir şeydi.



Tutku, asla vazgeçmem'ler, aşk, özen, ilgi...

Bunların hepsi gün geliyor, bir varmış bir yokmuş oluyor.



Adamların üstüne bu kadar gitmeyeceksiniz.

Hiç birinin aşkına sonuna kadar inanmayacaksınız. En bitimsiz, eşsiz olduğunu düşündüğünüz aşk bile gün geliyor bitiyor hem de kadının marifetiyle bitiyor.



Adamlar da etten kemikten. Onların da tahammül sınırları var.

Onlar düzler. Kıvrımsızlar. Oyunsuzlar. Gel-gitsizler. Basitler.

Biz karmaşıklaştırıyoruz, sarmaşığa doluyoruz.

İlişkiyi, kendimizi, onu, aşkı...



Ha, arkadaşlarınla çıkmadan önce benden izin al, diyenleri bir kenara ayırıp, yüzlerine bile bakmıyoruz:-)

Ama ellerinden geleni yapıp, yine de size yaramayanların saçlarını okşuyor, sırtlarını sıvazlıyoruz.

Arada ıssız adalarına uğrayıp bir iki yiyecek bırakıyoruz.

Bak hatun üzülüyor, seni geri istiyor deliler gibi, gel bir şans daha ver; bak hatalarını anladı, dersler çıkardı, ezberini yaptı, dönmeni bekliyor ümitle, özlüyor, ağlıyor falan diyoruz.

Biraz acındırıyoruz. :-)

İkinci şans verenlerdense, siz gittikten sonra sırt üstü yattığı yerde biraz düşünüyor, aşkını yeniden yeşertiyor, buzlu kalbini ısıtıyor, eritiyor ve dönüp geliyor size... Kaldığınız yerden devam ediyorsunuz, eskisinden daha mükemmeliyle.



İkinci şansa inanmayanlardansa hiç şansınız yok.

O kadar anlattık, aklını çelmeye çalıştık, erisin aksın dedik.

Ama o çoktan buzdan heykel olmuş, kendini kara gömmüş halde adasına demirlemeyi tercih ediyor.



Pişman olmuş, hatasını anlamış, kendisini, her şeyin öncekinden daha mükemmel olacağına inandırmış ve hazırlamış bir kadından mahrum, dışı gibi içini de soğutmaya çalışan bir adamı görüyorsunuz.

Issız adasında.

Üzülüyorsunuz haliyle. Çünkü "biz" olmanın ne olduğunu biliyorsunuz. Tekliğin saçma soğukluğunda üşüyorsunuz.

İşte yazık olan bir aşk daha, diyorsunuz. Gariban aşkın arkasından için için ağlıyorsunuz. Kesmiyor, dışınızı da yıkıyor gözyaşlarınız.



Ben gazetemi okurken çekip giden ikiliden kadın olanına bunları demek isterdim.

Hoş desem de demesem de adam şimdiye kadar duyduğum, gördüğüm, okuduğum ve az önce yazdığım ve bir dolu hikâyede olduğu gibi belki de çoktan çekip gitti.

Zaten kızın dediği gibi, bir şey vardı onda, isteksiz görünüyordu... :-)



Ahhh, ah...

Ne diyeyim...

Bir kadın, bir erkek.

Be kadın, be erkek!

Bir aşık olun, bir mutlu olun gözünüzü seveyim. Üzmeyin birbirinizi, anlayın, özen gösterin, sorgusuz sualsiz, bekletmeden sevin bir...



Bana biriniz göstersin aşkın bitimsizliğini.

Adını lekeleyip durmayın güzelim aşkın.



Bakın, size evlenin, iki de çocuk yapın diyeceğim, göreceksiniz gününüzü :-)

Aşk meşk hak getire.

Hak da getirmez bak söyleyeyim.

O aşka kıymet verenlere yardım ediyor :-)



Bir sonraki kahve keyfimde etrafımda aşklı birilerini görmek istiyorum.



Her nerede yaşatılıyor ve yaşanıyorsa Gloria Jean's Cafe'nin üçüncü katına gelsin:-)



11 yorum:

  1. Nurayyyy!... Bu ne yahu??... Sorgulattın kendimi bana fena halde...

    Hımmmmm... İnzivaya çekiliyorum ben... Düşünmeli, irdelemeliyim bazı şeyleri...

    Ellerine, kollarına, yüreğine sağlık... :-)

    YanıtlaSil
  2. Nuray'cım
    Ben ikinci şansı elde edenlerdenim biliyorsun. Herşey mükemmel ve rüya gibi gidiyor. Şimdilik demek istemiyorum ama buraya yazıyorum ki bir gün sana ağlarsam bu yorumumu hatırlatırsın bana. Kalemine sağlık, bize de maşallah diyorum.
    Öpüyorum kocaman

    YanıtlaSil
  3. Burçin'cim..
    Sizin aşkınıza onyüzbin milyon kere maaşallah..
    Ne kadar mutluyum sizin için bir bilsen..
    Kadına ya da adama şans verildiğinde ne olacağını gösteren oldunuz siz..
    Torunlarınıza kendinizi anlatırken de aşktan içiniz titresin canım benim..

    YanıtlaSil
  4. Ülker'cim,
    Hımmm.. Sorguluyorsan bişeyler hala canlı demektir..Vazgeçilmemiş demektir..
    Sevindim çok :-)

    YanıtlaSil
  5. enfesti nuray'cım..kalemine gönlüne sağlık..keyifle okudum..Eşimle
    aşkımızın hala sürdüğüne de emin oldum:))

    gökşen-atacenksen

    YanıtlaSil
  6. Gökşencim,
    Çok sevindim adınıza:-)
    Sevgiler..

    YanıtlaSil
  7. Ruhu uzaya kacmis bisii :))))) Kesinlikle oyle. O ruh uzaydan geri gelir mi? Gelse adam, adam olur mu bilinmez.
    Sevgilim, KLM'im...
    Ahhh oyle guzel anlatmissin ki, oyle guzel incelemis, kelimeler dokmussun ki...
    Kendimi okudum. Gordum bir kere daha yanlis olanlari, olup bitenleri bir kere daha anladim. Ama sanirim su akarken insan gorse de, elini uzatip da degistiremiyor. Ya da ben yetmedim. Kim bilir?
    Harika kadinim, cekme elini ustumden...
    Seni cok seviyorum.
    Bu da boyle biline...

    YanıtlaSil
  8. ilişkiler,evlilikler,kazanılmış hak olmaktan çıkarılabildiği ve 'o 'nun haline dönüşmediği sürece,dürüstlüğün temelinde sağlam bir yol izler.aksi takdirde daimi kul-efendi ilişkileri söz konusu olacaktır ve sevginin doruk noktası 'aşk' sıklıkla olduğu gibi kayan yıldıza dönüşecek,hayalden öteye geçemeyecektir.'insan'güvensizliklerin ve yalanların üzerinde oturduğu sürece aşamayacaktır ilkel benliği.. ellerinize sağlık...

    YanıtlaSil
  9. Seviyorum senin anlatim tarzini ben ya...:)
    Bu arada Burcin'in yorumunun altina imzami atiyorum, aynisini ben de yazmis olabilirdim:)
    Ya..her okudugum yaziya bir yorum yazmak geliyor icimden ama artik mahcup olmaya baslicam "yine mi sen?" diyeceksin/diyecekler diye:)

    YanıtlaSil
  10. Ali,
    Kul-efendi ilişkisi olmasın diyoruz aşkta. İki tarafta efendi ya da kul olsun ama. Kendi kurallarını koyar onlar zaten.. Biri ileride diğeri geride olmuyor aşk..

    YanıtlaSil
  11. Ayşe,

    Lütfen her yazıma yorum yaz:-)
    Biri bişey derse de bana gönder:-)

    Ben de seni okurken aynı şeyi hissettim, ille iki çift laf demek geldi içimden.
    Okuduklarıma yazmıştım, okuyacaklarıma da yazacağımdır:-)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...