26 Kasım 2010

Ev Kadınım Bayramın Kutlu Olsun :-)






Bir form doldurduğumuzda, çalışmıyorsak ya da bir mesleğimiz yoksa "mesleğiniz" bölümüne ev kadını yazmıyor muyuz? Mesleğimiz ev kadınlığı.



Her meslek kıymetlidir mutlaka ama ya ev kadınlığını?

Hele ki çocuklu bir ev kadınlığıysa.

Evin onca işini gücünü yap, bir de çocukların her türlü ihtiyaçlarıyla ilgilen.

Sosyal, ahlaki, psikolojik, fiziki her türlü donanımını sağla.

Kolay iş değil. Hem bedenen, hem zihnen yıpratıcı, yorucu...



Ev dışında çalışıp, bir de bu dediklerimi yapan annelerin hepsine kraliyet nişanı, Oscar, Nobel, Altın Portakal, Altın Kelebek, MTV Müzik Ödülleri, Malatya Kayısı Festivali'nde verilen kasa kasa kayısılar, aklınıza gelebilecek her türlü ödülü veriyor ve kutsuyorum onları:-)

Sonra da coşkuyla alkışlıyorum, gözlerime yaşlar hücum ediyor falan:-)

Güldüğüme bakmayın, hislerimde samimiyim...



Onların işleri bizimkinden de katmerli. Onların bir de eve geldiklerinde ayaklarını uzatıp hizmet bekleyen kocaları var. Büyümeyen -büyümek istemeyen, işlerine öyle gelen- çocukları.

Onlara olan derin hislerimi(!) başka bir platformda tartışalım.

Ama bu platform da gayet uygundur. Derin hisleri içinden taşan olursa, hepsini alır diye düşünüyorum. :-)



Şimdi efendim, bizim de bazı haklarımız var talep ettiğimiz.

Hafta sonu tatili istiyoruz mesela.

Bütün hafta çalışıyoruz tıpkı dışarıda çalışanlar gibi.

Şikâyetimiz yok. (Bunu yarım ağızla söylediğimi hayal edin :-) )

Temizlik.

Ne yemek yapılacağını düşünmek.

Alışveriş yapmak.

Derin düşünceler sonucu bulduğumuz yemeği yapmak.

Sofra hazırlamak, toplamak.

Bulaşık, çamaşır, ütü.

Çocukların dışarıdaki işlerine koşturmak.

Faturalar.

Evin bitmek bilmeyen eksiklerini tamamlamak vs...

Ha, çocuklarla olan iletişimimizdeki tıkanmalar için ürettiğimiz çözümler, bin oyunbazlık, bin cambazlık, davranışlarımızın kar-zarar denge hesapları, psikolojik yıpranma payımız da bu vesairenin içinde ve büyük, önemli ve derin bir yer tutuyor.

Çalışan-çalışmayan ama anne olan herkes anlar ne dediğimi...

Bu arada, her yılın en iyi pedagog, ofis boy, bulaşıkçı, çamaşırcı, temizlikçi, taşımacı, eve getirip yerleştirmeci, kadına atfedilecek tüm işleri en iyi yapıcı olarak bir de ödül verilmesini de taleplerim içine ekler, arz ederim:-)



Bunların hepsini hafta içi yapıyoruz, tamam.

Aklımız, zekâmız, gücümüz yetiyor hepsine yapıyoruz. (Hatta çoğu kez iyi ki biz yapabiliyoruz diyoruz, erkeklerin duygusal, düşünsel, iş bitiricisel yeteneksizliklerini görünce:-) )

Kocalar da dışarıda çalışıp yoruluyorlar değil mi?

Ama onların hafta sonu tatili ve senelik izinler gibi nefes alma, dinlenme, kafa dinleme, boşaltma ve yenilenme zamanları var.

Bizim?

Yok.

365 gün boyunca 7/24 çalışıyoruz biz.



Nasıl bir adaletsizliktir bu efendiler?



Biz de hafta sonu ve yıllık izin gibi dinlenceler istiyoruz.

Hafta sonuyla başlayalım. (Ürkmesinler, yıllık izni de alacağız söke söke:-) )

Cumartesi sabahı uyandığımızda elimizi sıcak sudan soğuk suya sürmeyelim.

Ev işlerine -evdeki her şeyi bizimle birlikte kullanan- evin diğer fertleri baksın.

Yemek, sofra, bulaşık işine bulaştırmasınlar bizi.

İki gün boyunca; çocukların yastıkları altındaki kanatlarını çıkarıp takmaları, annelerinin bir dediğini iki etmemeleri, yatağımıza kahvaltı gelmesi, dışarıda yemek yenmesi, ya da dışarıdan eve yemek gelmesi; sinema, tiyatro, konser gibi eğlenceli aktivitelere gitmemiz için baskı yapılması, olursa olmasın demeyeceklerimdendir:-)



Ama şöyle olmasın mesela;

Hafta sonu tatil yapıyoruz, tamam.

Elimizi bir şeyciklere sürmüyoruz.

Harika!

Ama evdekiler de yapmıyor bir şey.

Ne oluyor?

Pazartesi günü iş başı yaptığımızda, çalışanların yaşadıkları pazartesi sendromundan daha ağır bir duygu bozukluğu yaşıyoruz:-)

Banyo, mutfak, odalar her yer başını almış gitmek üzere.

Tatil yaptığına pişman edecek şekilde...



Kimsenin, sen de şunu ne güzel yapıyorsun, sen olmasan halimiz n'olurdu, iyi ki varsın falan demediği, bir de bedavaya yaptığımız kesintisiz, izinsiz, fazla fazla mesaili ev kadınlığı işimiz.



İki çift güzel laf duymadığımız gibi, yeri gelince "ne yapıyorsun ki, bütün gün yan gelip yatıyorsun, oh ne rahat” diyen muhterem kocalar da var.

Çocukları, yaptığımız tüm işi gücü, alışverişi her şeyi onlara yıkıp uzaklara kaçasımız gelsin bir gün. Sonra uzaklardan bizi panikle arayıp ben ettim sen etme, dediklerini duyup, hakkımızı teslim alalım.

Biz görev başına döner dönmez, onlar tabanları yağlayıp, arkalarına bakmadan o çok yoruldukları işlerine döneceklerdir.



Kadınlar kadar her işin üstesinden gelen, pratik zekâlı, onca tilkinin kuyruğunu birbirine değdirmeden tüm gün koşturabilen, özel üretim olmadıklarını görüp biraz eksilirler umarım, o müthiş egolarından, her şeyi ben en iyi bilirim, en çok ben çalışıyorum, yoruluyorum'culuktan kurtulup bizi biraz anlarlar artık.

Anlamazlarsa zaten yıllık izin yürüyüşlerine geçeceğiz.

Şöyle on bir aylık izin fena olmaz yani. :-)



Hafta sonu tatili istiyorum.

Evin içinde yürüyüş yapacağım bugün.

Yatak odası başlangıç noktam.

Mutfak, banyo, çocuk odaları güzergâhlarını kullanıp salonda yürüyüşümü nihayete erdireyim diyorum.

Yasaldır değil mi?

Hakkımdır.



Acaba...

Gaz maskesi taksam mı?



Bayramımız kutlu olsun :-)



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...