27 Temmuz 2012

Tatil Bitti...




Yer ayırttık, biletler alındı, alışveriş yapıldı, bavullar hazırlandı derken tüm kış hayalini kurduğum şezlongda buluverdim yine kendimi...
Deniz, güneş, sakinlik, tembellik yine iyi geldi.
Kitabımı okudum, müziğimi dinledim, güneşlendim, yüzdüm, kahvaltıyı abarttım. :-)

Aslında her tatilde yapmak isterim; her gün sabah erkenden kalkıp yürüyüş yapayım, denize girip güneşleneyim, duşumu alıp kahvaltı edeyim.
İsterim ama yapamam:-)  Neyse ki bu defa birkaç gün erkenden kalkıp yürüdüm, denize girdim. Sabah kimsecikler yokken deniz öyle sakin, öyle sessiz ve öyle davetkâr ki..

İlk birkaç gün uyuyamadım. Klimalı odalar, harika da soğutuyor ama ben bir türlü ayarlayamıyorum:-) Ya donuyorum, ya pişiyorum. Neyseki sonunda ortayı buldum da deliksiz uyuyabildim.

Fotoğraflarla tatili anlatmaya başlıyorum efenim. :-)
Yerlerinizi alınız:-)

Tabii ki yine Akça Otel:-)







                                               Otelin yakışıklı mahzun köpeği Duman.







İlk birkaç gün çok sıcaktı. Ağaç altındaki esintili gölgelik mekanımız oldu.



Garip bir şekilde bu yıl öğlenleri hiç acıkmadık. Ara sıra yedik bir şeyler.
Öğleni atlayıp akşam yemeğine aç gitmek güzelmiş:-)


Hiç girmediğim büyük ihtimal girmeyeceğim havuzu. Çocuklar eğlendiler çok.
Gece görüntüsünü seviyorum.


Hediyelik eşyadan başı dönüyor insanın...


Her akşam dükkanlara girip çıktık:-)


Sabah sakini deniz. Bu yıl çok sıcak olduğu için denize çok sık girdim. İnsan bir süre sonra fenalaşıyor zaten, kendinizi serin denize atıp ferahlamadan duramıyorsunuz.


Akşamlar şezlonglar toplanıyor. Nedense hüzünlü geliyor bana.
Ne saçma bir his:-)


Babam ve Oğlum filmindeki teyze var ya, hani pikniğe sandalyesiyle gidiyor, elinde her daim şemsiyesi, nanemolla, nazende.. Hah, bir teyze de benim işte:-) Denize girerken ayağımı taşa basmayacağım, yosun varsa hissetmeyeceğim. (Neyse ki yosun yok ama taşlı.) Bu yüzden "deniz ayakkabılarımsız asla" durumundaydım. Ayakkabılarım ve girişe taşlara basmayalım diye konulan kırmızı geçit. Seviyoruz:-)



Minik serçelerim.. Orada burada... Uçuşup duruyorlar. Yakaladım birini sonunda:-)



Ah bir çocuk olsam...


Ortakent'in kendini aslan sanan köpeği:-) Salınıp duruyordu yürüyüş yolunda... Sahipli köpeklerden sanırım. Çok köpek var orada. Geçen yıl esnaf yakınıyordu; Yazlıkçılar yazın köpek alıyorlar, gidince bırakıyorlar, köpekcikler şefkat bekliyorlar insanlardan."
 Zararsızlar, öyle dolanıp duruyorlar...


Yürüyüş parkuru. Aslında Camel Beach'e kadar gidip gelebilseydim her gün, iğne ipliğe dönerdim vallahi. Ama nerde... Hominigırtlak ye, devril şezlonga...
Ümidim var kendimden. Seneye gidersem yapacağım yapamadığım her şeyi:-)
 İnşallah maşallah:-)




Akça Otel'i anlattığım yazıda bahsettiğim kahve. Tabii ki sabah akşam uğrayıp Şerif Bey'in nefis kahvesini ve çayını içip keyif yaptık...



Her defasında ilaç gibi geldi..




Bu da, kahve fincanında elbiseler, yarasalar, yollar, adamlar, kadınlar gören minik falcımız:-) Gerçi fincandan taşan kısmet kahvemi habire yalıyordu ama olsundu:-)


Sabah yürüyüşümde fotoğraf makinamı da almıştım yanıma...


Akşamları buraya tezgah açılıyor. Çeşit çeşit takılar, el işleri, hediyelik eşyalar... Akşam cıvıl cıvıl oluyor.







Bir diğer mekanımız soldaki ağaç altı. Şezlonlara yayılıp kitabımızı okuduk ağaç gölgesinde.  Güneşlenmek ne mümkün! Ancak akşam beşten sonra biraz güneşlenebildim...



İki kitap bitirdim. Pucca'nın kitabı tatil için ideal! Okurken kahkahalarla güldüğüm yerler oldu:-) Bazen satır aralarındaki trajedisine üzüldüm... Ama her haliyle okunası bir kitap. Önerilir..
Ayşe Kulin'in Veda ve Umut'u da harika. Daha devam edeceğim, sanırım sırada Hüzün var...




Şefkat bekleyen köpeciklerden biri...





Küçük falcımız ve pinokyosu:-)


                                                 Balık gözünden görünen gözüm:-)



Bodrumdan birkaç kare...







Tatil güzeldi. Deniz, güneş, yemek, huzur... Akça Otel'den yine memnun ayrıldık.
Fakat dönüşümüz kabus gibiydi!!!

Yolculuk sevmediğimi yazmıştım daha önce. Otobüs yolculuğu hele! Giderken huzursuzdum, şoför agresif kullanıyordu. Bu yüzden uyuyamadım hiç! Ama sadece uykusuzluk ve gerginlikti.. Dönüşteki gerginliğim daha otobüse binmeden başladı. Bir tuhafım ama. Hafif başım dönüyor. Yüzüm terliyor falan. Tansiyonum düşünce böyle olurum. Bilemedim yine de. Bindik otobüse. Bodrumdan nasıl çıktık, İzmir'e nasıl vardık bilmiyorum. Gözümü açamadım baş dönmesinden!
Mola verildi İzmir'de. İndik. Fenayım çok. Tuzlu ayran içiyorum, geçmiyor. Şekerli çay içiyorum, faydasız. Tansiyon ölçtüreyim, dedim. Şanstan tam karşıda bir hastane varmış. Gittik. Sıra var, kayıt mayıt diyorlar. Otobüs gidecek.. Bekleyemeyip döndük tekrar mola yerine. Ama ben hala kötüyüm. Bu halde nasıl 9 saat daha gideceğim hiçbir fikrim yok!
Otobüse bindim çaresiz. Bir baktık arkadan sesler geliyor: "Laptop'um yok!" "Benim de İpad'im" "Cüzdanım gitmiş!"
Haydaaaaa!
Meğer biz moladayken hırsız girmiş otobüse! Toplayabildiğini almış gitmiş. Tabii polis geldi. Tutanak tutuldu falan. (Mola yerlerinde ne çocuklarınızı yalnız bırakın ne de çantalarınızı. Hırsız, uyuyan çocuğun yanındaki çantasından almış İPad'i!)

Bu arada ben olan biteni duyuyorum ama bakamıyorum. Gözlerim kapalı, açamıyorum.
İndik tekrar aşağıya. Bana bu defa limon suları veriyorlar falan. Dedim yok, ben bu şekilde devam edemeyeceğim. Arayayım kankardeşimi ya da kuzenimi, gelip alsınlar. Düzelinceye kadar kalayım. Sonraki otobüsle giderim. Görevlilerle konuşuyorum. Olur tabii diyorlar, ama sizi bir doktora gösterelim neden böyle oldunuz." Yanımıza refakatçi veriyorlar tekrar hastanenin aciline gidiyoruz. Doktor muayene ediyor. Tansiyon alıyor. 9/5 Benim için oldukça düşük. Diyor ki serum verelim, baş dönmenizi toparlayacak ilaç verelim. Dedim otobüs gidiyor. Serumluk vakit yok. İğne yapıyor ve dönüyoruz otobüse. Polisler hala orada. Neyse biraz sonra kaos bitiyor, hareket ediyoruz. Ağlamaklıyım. Nasıl gideceğim onca yolu bu halde! İstanbul'a kadar yarı baygın geliyorum. Gözlerim yine kapalı, uykuda gibiyim ama beyin uyanık, sesleri duyuyorum. Yaptığı iğne en azından biraz sakinleştiriyor. Ama İstanbul'a geldiğimizde yine başlıyor baş dönmem...

Bir an önce eve varmak istiyorum ama ne mümkün! Köprü trafiği kabus! Taksici emniyet şeridinden gidiyor, yol tıkandığı an neresi boşsa oraya dalıyor. Dolaşıyoruz dolaşıyoruz ama bir türlü köprüye giremiyoruz. Eve gitmekten vazgeçip kuzenime çeviriyoruz rotayı. Sağolsun, bizi ağırlıyor; kahvaltı edip biraz uyuyoruz. Sonra bir şekilde deniz yolunu kullanarak evimize varıyoruz.

Dönüşümüz kabustu demiştim değil mi?

Neyse ki tatilin güzel anıları hafızamda tazecik. Hala tam anlamıyla toparlanamamış olsam da daha iyiceyim de.
Şükür diyor, bir başka tatil yazısında buluşmayı diliyorum.

Bu arada daha da otobüse binmem:-)
Uçak. Olmadı, tabanvay:-)

Sizin tatiliniz de, gidişiniz de, dönüşünüz de harika olsun inşallah...
İyi tatiller...


4 yorum:

  1. Bekledigim tatil postu...sonunda!:)
    Bu sene özellikle cok özledim yaz tatilini. Son iki senede iki kez gidebildik TR'ye ama sadece Aralik ve Mart aylarinda. Sanirim o yüzden, nerede tatil postu görsem daliyorum hemen, yazilarin ve resimlerin icine düsesim geliyor.
    Bu senin yazini da cok büyük bir keyifle okududum, hic bitmesin istedim. Ama sonu üzdü beni... okadar güzel bir tatilden sonra, olacak sey mi yahu... canim ya, nekadar zorluk cekmissin, iskence gibi olmus. Gecmis olsun Nuray'cim.

    Dedigin gibi, yinede aklinda güzel anilar kalsin. En azindan tatilinizin güzel gectigine cok sevindim senin adina.

    TR'deki köpekleri bir ayri severim ben. Nedense bana hep cok garip gelir onlar... gözlerinde farkli bir hüzün olur sanki. Ufacik sevgi ve sefkat gösterisine, buradakilerden cok daha mutlu olurlar. Hele buradaki köpeklerin yüzüne bile bakmadigi, yemedigi seyleri (mesela bir dilim kuru ekmek) oradakilerin, hele o sokak köpeklerinin yedigini görünce icim acir hep, cok duygulanirim herdefasinda. Canim benim ya... resimdeki o siyah köpekte de var o bakis iste... dedigin gibi, sefkate, bakima ihtiyaclari var tabii. Kiyamam onlara ben ya...

    Son olarak, falciyla pinokyonun ayni karede olmalari cok manidar olmus;)

    Tekrar hosgeldin diyorum ve öpüyorum canim seni.

    YanıtlaSil
  2. Hoşbuldum Ayşe'cim.. İnşallah sen de şöyle denizli, güneşli güzel bir tatil yapabilirsin kısa zamanda... Zira hak ettin çoktan. Zor bir dönemden geçtin. İlaç gibi gelirdi sana..

    Köpeciklere ben de arada bir şeyler verdim yesinler diye... Gariban gariban dolaşıyorlar işte. Kime ne verirse onunla karınları doyuyor..

    Küçük falcımızın aslında dedikleri bazen tutuyordu:-) Ama aynı kare komik olmuş gerçekten, o gözle bakmamıştım:-)

    YanıtlaSil
  3. Ben de bu yaz Pucca'nın kitaplarına verdim kendimi. Tüm fotoğraflar çok güzel. Keyifli bir tatil olduğu her halinden belli.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...