07 Şubat 2016

Adanmış Hayatlar




Evlilik ya da çocuk için kariyer planlarını rafa kaldıranlar...

Sırf çocuk için, kötü giden evliliklerde kalanlar...

Genç yaşta bir sebepten kocasından ayrılıp -ya da kaybedip- çektiği onca maddi manevi sıkıntıya rağmen, çocuğu için bir daha evlenmeyenler...

Aşkları bitip, karısını ya da kocasını sadece iyi bir arkadaş gibi görüp, sırf kavga gürültü yok, “çocuklar huzurlu en azından” diye düşünerek aşktan, kadınlıktan, erkeklikten uzak yaşayanlar...

Çocuk ve koca için ve hatta “el âlem ne der” diye doğru bildiklerini ve istediklerini yapmayanlar...

Ve daha birçok sebepten hayatını cocuklarına ya da evliliğe, eşlerine adamış kadınlar ve erkekler...

Gün gelip yaşlandıklarında, artık hayatlarını değiştirecek zamanları, güçleri ve istekleri kalmadığında...

Kendilerini adadıkları kişi ya da kişiler karşılarını geçip, “Ben mi istedim bunu yapmanı? Keşke kendi hayatını yaşasaydın" dediklerinde neler hissedecekler?

Hani klasik laftır "evladım, saçımı süpürge ettim senin için" dediğinizde "etmeseydin" baskaldırısıyla karşılaşınca, önümüzdeki kara boşluğa hangi gözlerle bakacağız? Yaşlı, bitmiş, çaresiz ve hatta aldatılmışlık duygusuyla.

Hayatın en can alıcı, en can yakıcı, en keskin köşe başı bu sözlerin duyulduğu andır herhalde.

Çocuk büyüyor, kendi hayatını kuruyor.
Yuvadan uçtuktan sonra, yuvadaki gibi yakın bile olamıyorsunuz.
Belki bazen, verdiginiz öğütlere, ona yakın durma isteğinize bile sert tepkiler verebiliyor.
Öyle evlâtlar yok mu? Evlenmeseler bile ebeveynlerini dışlayan, -belki çok uç ama- onlardan utanan...

Yok mu? Var. Aramıyorlar, sormuyorlar, sanki ağaç kovuğundan çıktılar!

Oysa ne emekle, ilmek ilmek, terle, kalp sızısıyla, ağrıyla, yürek çarpıntısıyla, gözyaşıyla büyütülüyorlar. Mutlu oldukları da var ama endişe, bekleme, korkma, kendinden fazla düşünme, önemseme, mutluluğun hep bir adım önünde ve ömürden ömür alıyor işte.

Evlât bu, kolay mı?

Tamam, bunlar istenerek, gönül rızasıyla yapılıyor ve hatta karşılık beklemeksizin.
Benim dediğim, bunları yaparken, kendimize de minik iyilikler yapmak, gönlümüzü hoş tutmak.Bütün varlığımızla adanmamak.

Hayatımızdakilere ‘adanmamak‘ onlara pamuk ipliğiyle bağlı olmak demek değil zaten.

Sadece bizim de yaşıyor olduğumuzun farkına varacak kadar görür gözlerle bakmak kendimize. Silüet olmaktan çıkıp nefes alabilmek.

Bundan hayatımızdakilerde faydalanacak kuşkusuz. Yani salt kendimiz için yaşıyor ya da ne yapıyorsak kendimiz için yapıyor olmayacağız zaten. Kendimizi mutlu ediyor oluşumuzun ışıltılı, gökkuşaklı gölgesi onların üstüne de düşecek şüphesiz.

Sağlıklı olsun, mutlu olsun, bir de hayırlı evlat olsun deriz hep.

Hayırlı evlât olanlarımız ne kadar yakınlar ailelerine?

Kendi sorumluluklarımız, kendi hayatımız, çocuklarımız var...

Onlara ne tür bir faydamız var? Yalnızlıklarına ilaç olabiliyor muyuz?
Vazgeçtiklerini onlara geri verebiliyor muyuz?
Ellerinden –adanmışlardansa- kayıp giden hayatlarını tekrar yaşama fırsatını verebilir miyiz onlara? Herkesin hayatı, kapısını kapatıp içeride kaldığı zaman çıplak yüzünü gösteriyor. Çocuk elbette mutlu olsun ama iki sıcak kelâmı da iç ısıtsın yani. Sadece bayramda seyranda açılmasın o kapı. Günlük hayatın hayı huyu, anlarız. Ama anne babalar telefonunuz kadar uzak size. Bakın telefonunuz da cebinizde gördünüz mü ? :-)

Hadi artık biraz da kendiniz için yaşayın...

Kilometre eskimeye başladığında, geçip giden, yaşanmamış, bitmekte olan hayata yaşlı gözlerle bakmamak için...

Güzel yaşadım, yettim herkese, "en çok da kendime" demek için...

Yaptıklarından değil de, yapmadıklarından pişman olmamak için...




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...