14 Aralık 2011

Olduğum gibi sev beni




Dostumsan, olduğum gibi sev beni...



"Seni 'olduğun gibi seven' insan için iyi gün, kötü gün yoktur.

Ne zaman yanında olması gerekiyorsa o zaman yanında olur.."

Cemal Süreya demiş.

Ben de dedim ki:

Dostluk için doğru.

Kadın-erkek için değil.

O türlü ilişkinin abc'si olmalı…



Dostluksa, birbirimizi her şartta anlarız, her söz göğsümüzde yumuşar.

Tabii ki hiçbir ilişkide sınırsızlık yok, elbette ki görünmez çizgilerle sınırlanmışlık var.

Ama son tahlilde; dosta anlayışımız, sabrımız, özverimiz, sevgimiz bitimsiz.

Beklentisiz, dost sevmek.

Sitemsiz.

Ben bilirim o beni sever, sitem etmem aramadın, sormadın, diye.

Vardır başka sebebi, ilişkimizin sağlamlığına güvenimden ses etmem. Kendimden bilmem sessizliğini.

Ha, çatlak varsa, güven eksikse, yanlış anlamalarla doluysa ilişki, sitem kendiliğinden çıkar dışarı.



Benim dostum, sevdiceğim, bileyim ki iyi.

O zaman ben de iyiyim.

Yeterince.



Dostumsan, seni olduğun gibi severim. İçindeki labirentin en karanlık dip köşelerine kadar severim hem de. Bana yanlışın olmaz, doğruluğa kurmuşuzdur köprümüzü.

Kendine ya da başkasına yapabildiğin yanlışlarına kadar severim ben seni.



Kabul ederim; bana gelene kadar elinde, cebinde, kalbinde, aklında, ruhunda ne getirdiysen başımın üstüne…

Beni üzmezsin, sevincimden ben kadar sevinerek sevindirirsin.

Ben ağlarken sen de ağlarsın ben kadar yanarak.

Sen de iyi olduğumu bilerek yetinirsin.

Dostluk yetinmek zaten. Fazlasını istememek, beklememek, yük yüklememek.

Sevgi dilenmezsin dostundan. İlgi istemezsin. O zaten orada durup durur sevgisiyle, ses istediğinde üstüne yağdıracağı özeni, ilgisiyle.

Emek vermek için çabalamaya gerek yoktur hiç.

Gerekti mi?

Seve seve. Canla başla.



İlişkiyi canlı tutmak için iletişim lazım gelir elbette. Ama "lazım" gibi değil. İçinden geldiğinde. Üzerinden yıl geçse de “sesini duyduğuma sevindim” diyebilen dost.



Güven kendine. Ben seni seviyorum. Aramasam da. Sesimden anlarsın sen aradığında. Yazmasam da, iki satır kelamımdan anlarsın sen yazdığında.

Sevilecek olduğuna inanıyor musun? Aramızdakilerin bizi nasıl, ne şartlarda birbirine yapıştırdığını benim kadar biliyorsun değil mi? Ortaklıklarımızı, baktığımız aynaların aynılığını, içimizi, dışımızı.

O zaman sorma bana bir şey.



Ben seni seviyorum.

Sen benim dostumsun.



Sırtımda bıçağını görmeyeceğimi biliyorum.

İnsansın ama… İnsanız. Olur ya bakarsın çıkar ufak bir çakı cebinden. Sırtıma.

Yıllarımızın yasını tutacak olsam da… Kanaya kanaya gitmeyi de bilirim. Bildim.

Ama ceplerimiz temizse kal yanımda. Kalırım yanında, beni istediğin yıl kadar, ömür kadar.



Dostum olmayanlara mesafem onlarınki kadar.

Kalbim temiz hepsine.

Dilim de.

Kendi temizlikleriyle geliyorlarsa kalbime; yerleri hazır. Yıllanırız birlikte.



Kadın erkek ilişkisi dostluk gibi değil. Ona abc lazım, dedim.

Kadınla erkeğin olduğu yerde sınırsız anlayış, beklentisizlik, sabır olmuyor işte. Olamıyor.

Kadın, kadın olduğunu bilsin diye erkeğin yanında, erkek de erkek olduğunu bilsin diye kadınla.

Birbirlerine sadece sevilebilir insanlar olduklarını hissettiriyorlarsa, zaten kadın-erkek olarak bir arada oluşun anlamı yok.

Bunu dostlar fazlasıyla yapıyorlar, sevilebilir olduklarını, ne kıymetli olduklarını zaten her daim hissettiriyorlar.

Ama dostluk cinsiyetsiz.

Kadın- erkek cinsiyetli.

Bir arada.

Niye?

Bir aradayken, dünyaya ayrı cinslerde geldiklerine şükredebilsinler diye.

Şükrediliyor belki bir zaman.

Sonra sonra gelinen yere bakın;



“Seni sevmeyene asla sabır gösterme. Çünkü sabrının adı yüzsüzlük, fedakârlığın adı eziklik, sevginin adı kişiliksizlik olur.” demiş biri. Zaman dolmuşsa, doğru.

Yüzsüzlük, eziklik, kişiliksizlik kadına mı yakışır, erkeğe mi?

İnsana yakışmaz.

Anlayışlı olmak lazım her türlü ilişkide. Elbette.

Anlamamak olmaz, dinlememek, hak vermemek olmaz.

Sabırlı olmak da lazım. Tabii.    

Beklemeyi bilmek. Beklerken sabretmek. Susmak.

Fedakârlık da ister bazen. Mutlaka.

“Ben” olmamak lazım. “O” da var çünkü. Bir sen, bir o.

Hepsine evet.

Ama artık birlikte baktığınız ayna buğulanmışsa, sırrı gitmişse hatta…

Sabrın, fedakârlığın, sevgin boyunu aşmışsa…

Varlık hep yokluksa, hep boşluksa, hep sessizlikse…

Bir taraftan gelen sesle sesleniyorsa ortalık.

“Senle de, sensiz de” olunmuşsa.

Sensiz olmazken…

Anne sözü iyi gider buraya:

"İstendiğin yere erinme, istenmediğin yere görünme."



Kadın da adam da mümkünse alsın kendini gitsin görünmemesi gerektiği yerden isteneceği yere. Erinmeden.(1)



Yüzsüz, ezik, kişiliksiz hissettirilmeyeceği; şefkatle, aşkla sarılıp sarmalanacağı, özenle, ilgiyle "sensiz olmaz"ın atomlarına kadar hissettirileceği yere doğru.

O yer aramadan da bulunur.

Kadın adamı, adam kadını bulacağı varsa bulur. Yerinde, zamanında, saatinde.

İlahi düzene müdahale edebildi mi kimse?

Belki öyle bir yer bir daha hiç yok. Belki var. Kimse bilmiyor.

Var olacaksa eğer, zamanı bellisiz de olsa, belki hiç olmayacak da olsa; varlığın yokluğundan iyidir.

Varken yokluktan.



Var olana yeten yetiyorsa, yokmuş gibi hissettiriyorsa, "olsa da olur, olmasa da" hatta.

Anlayış, sabır bitiyor.

Sevgisini alıp gidiyor giden.

"Sevmek yetmiyor"u anlayarak.



Sevmek yetmiyor ama bitiyor mu?

Ve hatta “Ne kadar kalmak istesek de bazen gitmek zorunda kalırız. Ve ne kadar gitmek zorunda olsak da, kalmaktan yanadır sol yanımız”. (2)

Olmuyor mu?

Arafta durup sabretmişizdir. Gidelim mi, kalalım mı? diye.

Nihayetinde sol yanımızın ağırlığıyla devrilip kalmışızdır olduğumuz yere, bir arpa yol gitmeden.

Ama ne yapılacak, ne beklenecek, ne sabredilecek kalmayınca elde…

Giden gidiyor.

"Rağmen" olan her şeye rağmen…

Gitmemeye değen yıllara…

Belki o “iki”nin “bir” oluşunun eşsizliğine...

Seviyorken, oradayken, orada ve seviyor oluşu sevmeye...

Kadının da erkeğin de kendine sır bin sebebine…

Bir kere daha “biz” olabilirliğine rağmen.

Giden gidiyor.

Gidebilen gidiyor.

Gidebileceği zaman çıkıp gelince.



Planlamadan, istemeden bile belki. Öylesine.

Birikmişlerin hiç anlamadan taşırdığı son damlayla.

Damlanın ne zaman damlayacağı belirsiz. Kadında başka, erkekte başka.

İkisinde de cinsine has kendi sebepleriyle.

Kendi zamanlarında.



Sıra neye gelir?

Unutmaya.

“Birisini unutmak zorundaysanız, bunu sindire sindire yapın. Çünkü aklın zamansız öldürdükleri, yürekte amansız dirilir.(3)



Zaman…

İçinde kadınlı erkekli kalbi kırıkların, sevdiceklerini artık yaşarken göremeyenlerin, sıkıntıda, darda, kederde olanların tünelin ucunu dört gözle bekledikleri dipsizlik.

Zaman...

Sana teslim olmuşları ışığa çıkar.

Temizle, akla, pakla, kırkla.

Yeniden doğur kalplerini, ruhlarını.

Tertemiz.

Bir daha yaslamasınlar sırtlarını sana, senden aman beklemesinler.

Sen ak git içlerinden, güzel yüzlerinden, mutlu gözlerinden.

Gözlerini mutlandır, yüzlerini güzelle, içlerini temizle.

Ak, git.



Sindire sindire unuttur olanı, biteni, gideni.





1-Üşenmek

2-Aziz Nesin

3-Paul Auster


2 yorum:

  1. MERHABALAR:)
    NE HOŞ BİR SAYFA BU BÖYLE.
    YAZILARINIZDA SAYFANIZDA ÇOK HOŞŞ BİR TINI VAR..
    İNSANI ALIP GÖTÜREN..
    KALEMİNİZE SAĞLIK..

    TAKİPÇİNİZİM.
    BENDE SİZİ BEKLERİM SAYFAMA,ARZU EDERSENİZ ELBETTE..
    KUCAK DOLUSU SEVGİLERİMLE..
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, sayfanıza uğrayacağım:-)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...