07 Eylül 2012

Sıra Instagram'da




Msn, facebook, twitter derken sıra geldi Instagram'a.
Fotoğraf çekmeyi seviyorum. Bu yüzden Instagram'da daha fazla vakit geçirmeye başladım.
Benim için biçilmiş kaftan diyebilirim rahatlıkla:-)

Sosyal medyada bulunma sebebimiz paylaşım.
Paylaşımın çeşidi çok; haber, yazı, fotoğraf... Her ne paylaşıyorsak sonunda beğenilsin, dikkat çeksin istiyoruz.
Aslında insan oluşumuzun doğal bir yansıması beğenilmek isteği.
Yediden yetmişe herkes, yaptığıyla, giydiğiyle, dediğiyle beğenilmeyi seviyor, bekliyor.
Facebook, twitter, bloglar, fotoğraf paylaşımları aslında hepsi insanların beğenisine sunulan ve geri dönüşüm beklenilen aracılar.

Instagram Twitter ve Facebook'un karması gibi. Fotoğraf yayınla, yayınlanan fotoğraflara yorum yap, beğeniyorsan beğen'i tıkla. Tüm galeriyi sevdiysen takip et.
Diğerlerinde de yayınlama, beğenme, yorumlama ve takip var. Sadece buradaki ortak payda fotoğraf.
Yapılan yorumlar zaman içinde dostluklar da kurdurabiliyor.
Karşılıklı sohbet de edebiliyorsunuz.

 
 
Daha önce Teknolojik Esaret diye bir yazı yazmış, içinde olduğumuz bu sosyal ağ hapishanesinden çıkmamız gerektiğinden söz etmiştim.
"Beğen" tuşunu kullanmanın yanında, yorum yazmak  iletişimi daha çok besler, demiştim.
Ama burada öyle değil. Daha çok beğeni almak ve aslında takip edilmek asıl amaç. Yorum da alıyorsanız taçlandırılıyorsunuz ama takip sayınızın artıyor olması daha çok keyif veriyor.

Bunun için fotoğraf galerinizin çok iyi olması gerekiyor öncelikle. Dolaştığım galerilerde birkaç fotoğraf güzelse, beğeniyorum ama takip etmiyorum mesela.

Daha önce fotoğraf konusunda çok farklı düşünüyordum. Photoshop'a ya da Instagram'da kullanılan filtrelere şiddetle karşıydım. Fotoğraf gözümün gördüğü, benim çektiğim haliyle kalmalıydı. Rengi, ışığı, kompozisyonuyla o fotoğrafı ben çekmiş olmalıydım. Güzelse, ben çektiğim için güzel olmalıydı, değilse değil.
Sonradan "güzelleştirilmiş" fotoğrafa ben fotoğraf demiyordum:-)
Ama her konuda olduğu gibi bu konuda da büyük konuştum ve dediklerimi bir bir yuttum:-)
Burası öyle bir yer ki, fotoğrafların gerçekten "güzel" olması gerekiyor. Etkileyici, çarpıcı, farklı. Hatta bazen gerçek dışı.
Ben hala gerçeğe yakın olanlarıyla ilgileniyorum ama bazen gerçek olmadığını bile bile seviyorum.

Her şekilde fotoğrafın ilk haliyle filtreden geçmiş, editlenmiş hali birbirinden çok farklı ve zaman geçtikçe maalesef kendi çektiğiniz fotoğraf size de yavan geliyor.
Aslında iş fotoğraf çekmekten çıkıp fotoğrafın nasıl editlendiğine dönmüş burada.
Bunu iyi yapıyorsanız Instagram'da popüler oluyorsunuz.

Buna direnenler ve fotoğraflarına dokunmadan yayınlayanlar var hala ama onların da çoğu profesyonel makinalarla çekim yapıyorlar ve genelde siyah beyaz çalışıyorlar.
Sonuçta fotoğraf galerilerini dolaştıkça bakış açınız değişiyor. Artık başladığınız yerde kalamıyorsunuz.
Ve tabii ben de bu çarka girdim, fotoğraflarımı edit etmeye, yani ışığıyla, rengiyle oynamaya başladım ama sonuçta onları ben çektim. :-) (Kuyruk dik hala:-) )

Tüm bunlara rağmen, hem kendim için hem diğer fotoğraf çekenler için önemsediğim ilk şey kompozisyon.
Işık, renk, efektler sonra geliyor.
En çok hayvan fotoğraflarını seviyorum, sonra yemek fotoğrafları, sofralar, siyah beyaz fotoğraflar...
Renk de seviyorum çok.

Her gün birkaç fotoğraf paylaşmaya çalışıyorum. Fotoğrafların beğeniliyor olması mutlu ediyor. Takipçim arttıkça daha da mutlu oluyorum:-)
Genelde şimdiye kadar çektiklerimi yayınlıyorum. Bazen günlük.
Instagram için anlık fotoğraf çekip koymak gerek diyorlar ama bence öyle bir gereklilik yok hatta anlamsız bile.
Fotoğraf paylaşıyorum, ne zaman çektiğimin ne önemi var ki?

Fotoğrafları pc üzerinden görmek, beğenmek ya da takip etmek için aynı anda birçok fotoğraf görebileceğiniz şekilde düzenlenmiş harika bir web sitesi var. http://web.stagram.com/
Tavsiye ederim. Sisteme kullanıcı adınızla giriş yapıyorsunuz. Telefonunuzda ya da IPad'inizdeki sistem aynı şekilde karşınızda ama kullanış kolaylığıyla.

Sözün özü; son gözdem Instagram.
İşte buradayım: http://web.stagram.com/n/nurayilbrs/
Beklerim efenim:-)

Instagrama'a dair:
-6 Ekim 2010'da kullanılmaya başlandı.
-7 farklı dilde kullanılabiliyor.
-İlk olarak APPstore'da kullanıcılara ulaşmış daha sonra android mobillerde kullanmaya başlamıştır.
-Mehme Turgut, Nihat Odabaşı, Mustafa Seven, Mehmet Kıralı ve Çiler Geçici'den oluşan seçici kurul, yıl sonunda sergide gösterilmek üzere 100 amatör Instagram kullanıcısını ve her birinin bir fotoğrafını seçecek.
-Fotoğrafların popüler olması ve takip edilmeniz için;
Fotoğrafların konularını, temalarını hashtag olarak yazmak, böylece arandıklarında kolayca bulunmasını sağlamak.
Her gün en az 2-3 fotoğraf yüklemek.
Başkalarının fotoğraflarına yorum yazmak.
Popüler kullanıcıları takip etmek gerekiyor.

Galerimden birkaç fotoğraf...






 



















05 Eylül 2012

Mimikler ve Kırışıklıklar





Hiç dikkat ettiniz mi yüzünüzdeki mimiklere?
Konuşurken, dinlerken, izlerken, düşünürken, sessizken, yürürken, güneşlenirken...
Yaptığımız mimiklerde kırışıyor yüzümüz.

Konuşurken çoğu insan kaşlarını kaldırıyor, alınlarındaki çizgilere bakın.
Bazılarının tam kaş ortaları kırışık. Daha çok gergin, devamlı sinirli, kaşları çatık ve endişeli olanlarınki kırışıyor.
Bazılarının göz çevrelerindeki kaz ayakları yer etmiş yüzlerinde.
Bazıları ağız çevresindeki çizgilerle kendini ele veriyor.

Mimik yaparken yüz kaslarımızı kullanıyoruz. İlk başlarda deride ince çizgilenmeler oluşuyor ama zaman geçtikçe her gün tekrarlanan mimikler, cilt esnekliğini yitirdiğinden yüzümüze derin çizgi ve kırışıklık olarak yerleşiyorlar.








 



Kişisel özelliklerimiz, genetiğimiz, çevresel faktörler, yaşam şeklimiz, hayata bakışımız vs. her şey yüzümüze yansıyor aslında.

Sigara kullananların ciltlerinin daha çabuk kırışıyor mesela. Sebebi, sigara dumanının deriyi besleyen damarları daraltarak, cildi gergin tutan kolajen oluşumda etkin C vitamini, oksijen ve A vitamini gibi gerekli besinlerin deriye ulaşmasını zorlaştırması imiş. Ayrıca sigara içerken kullanılan mimikler de kırışıklığı arttırırmış.




Güneş, cildimizde oluşan her türlü olumsuz etkinin sebeplerinden en önemlisi. Kışın bile koruyucu kullanmak gerekiyormuş.

Uyuma pozisyonu da yüzde kırışıklık yapıyor.Yüzünü yastığa dayayarak uyuyanlar yıllar içinde kırışabiliyorlarmış. Buna sebep cilt gece biz uyurken yenilendiği için oksijen almasına engel olacak şekilde yastıkla yüze basınç uygulamak.

Hava kirliliği, dengesiz beslenme, alkol, stres, sık sık kilo alıp vermek ciltte hem sarkmaya hem de kırışmaya sebep oluyor maalesef ki..

Ama her şeye rağmen genetik miras ve cildin tüm bu olumsuz dış koşullara karşı verdiği savaş ciltteki kırışıklığın derecesini belirliyor.

70 yaşına gelmiş birinin yüzünde tek bir kırışıklık yokken, 45 yaşındaki biri kırış kırış olabiliyor.

Tamam.
Tatsız tabii ki...
Aynada karşılaştığımız çizgiler zaman zaman neşemizi kaçırabiliyor bile ama yine de sağlıkla, huzurla, kırış buruş olana kadar yaşamayı kim istemez?
Ben isterim:-)




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...