07 Şubat 2012

Hollanda, Belçika, Paris





Yıllardan 2006.
Aylardan Nisan.
Hollanda'da yaşayan kuzenlerimden davet alıyorum; Gelsene...
Imm...
Ama ben uçaktan korkuyorum, yüksekten korkuyorum..Üstelik hiç uçağa binmedim.
Gitsem mi? Yalnız mı? Ablamlarla mı?
Hiç gitmesem mi yoksa?
Derken kendimi tek başıma Amsterdam havaalanında buluyorum.
İyi ki..
Bu seyahat öyle mutlu ediyor ki, bir dahaki sefere hiç düşünmeden valizi toplayıp gideceğime inancım geliyor.
Uçmaktan da boş yere korkmuşum.. Korkmak bir yana eğlendim bile.
Üç buçuk saatlik uçuş kesmedi..
Okyanus ötesi uçayım ben, hissine kapıldım inince.. :-)
Ama tabii ufaktan korkmadım değil:-)
Uçuş sırasındaki korkumu, olanı biteni bu yazıda anlatmıştım:
Bilmemek Aslında İyi Bir Şey

Kuzenler alıyor beni havaalanından.
Şöyle bir dolaşıyoruz eve giderken.. Evde tatlı sohbet beni bekliyor. Kuzenlerimle uzun uzun vakit geçirmek, sohbet, yemek, birlikte yaptığımız minik geziler, bot turları, kilise gezileri, her şey anı sandığımın en güzel yerine yerleşiyor.

5 yılı geçti. Hafızam taze anıları eskitmiş.
Aklımda kalan; çok iyi vakit geçirdiğim, damağımdaki tat, kuzenlerimin misafirperverliği, sağladıkları konfor, huzur, çektiğim fotoğraflar, Hollanda'nın yeşili, yaşayanlarının gülen yüzü, ha bir de çooooook ama çoook soğuğu!
Çok üşüdüm çok! Nisan ayı olmasına rağmen hem de..
Hollanda'nın en çok güler yüzünden etkilendim.
Kiminle göz göze geliyorsanız size gülümsüyor. Size yol veren şöför, marketteki kasiyer, yolda gördüğünüz herhangi biri.
Nezaket ve güler yüzü yüzde yüz seven ben, mest olup döndüm:-)

O zamanlar daha hararetli olan fotoğraf aşkım gördüğüm her şeyi çektirtiyor. Fotoğraf zengini olacak bu yazı:-)
Başlıyoruz..







Kuzenimin yaşadığı ev..




Kuzenimin evinin arka sokaklarından.. Hollanda tam bir su şehri. Her yerde göl, kanal.. Durgun, sakin. Güler yüzlü olmalarının sebebi bu olabilir mi? Streslerini suya döküyor olabilirler mesela:-) Ama yani evlere bakınız, böyle bir manzaraya uyanan insanlar da stresliyse benimle konuşmasınlar lütfen:-) Küserim, daha da gitmem :-p


Parlemento Binası








                          En romantik fotoğraf:) O zamanlar MFÖ Sarı Laleler'i yeni yapmış. Herkesin   
dilinde fena halde..  Burası sarı lalelerini aldığı çiçek pazarı:-)




Öyle sessiz, öyle güzel ki.. Nereye baksam bir fotoğraf karesi görüyorum..





                          Kuzenlerimin yaptıkları program harikaydı. Her güne bir aksiyon:-)
                          Hollanda'ya giderseniz mutlaka görün diyeceğim yerlerden biri:
                          Panorama Mestag
                          Henüz görmedim ama sanırım İstanbul'daki Panorama 1453 gibi Mesdag'da.
                          Geniş bir silindirin içinde ortada durabiliyor ziyaretçiler. Fotoğraf çekmek yasak.
                          Etrafı tavana kadar panoramik üç boyutlu fotoğrafla kaplı.
                                        

                             
                                Hollanda'nın yıllar öncesi dönemi canlandırılıyor. Objeler de var yer yer..
                                Çok etkileyici..
                                Ayrıca yine İstanbul'un Miniatürk 'ü gibi Madurodam var Hollanda'da.
                                Müthiş işçilik.. Minyatür Hollanda.












                                                  Birbirinden görkemli kiliselerinden..





Hollandada sanırım büyük küçük, genç yaşlı herkesin bisikleti var.
Bisikletliler için ayrılmış yollar ve trafik ışıkları var.
Yukarıdaki fotoğraf Amsterdam'daki bir bisiklet parkı.
Bisiklet ulaşım aracı olarak kullanılıyor sıkça. Kiralayabiliyorsunuz isterseniz.

Dönmeme birkaç gün kala bir diğer kuzenim Paris'e gidelim mi? dedi.
Ona da, ık mık ettim tabii baştan.
Olur mu ki, nasıl olur, tatilimi uzatacak mıyım, aman da öyle, şöyle böyle derken, sabahın altısında arabayla Paris'e varmıştık bile:-)
Kuzen dediğim kayıtlarda kuzen, yani kuzenlik yaşamamışız hiç. O Hollanda'da yıllardır, ben burada..
Yazdan yaza gelir, arada bir görürüm, merhaba, merhaba.. O kadar.
Huyunu suyunu bilmem. O da beni bilmez.
Seyahatte, tatilde gittiğin kişiyi iyi seçmek lazım, derler. Zehir de olabilir, bal da. Uyum şart.
Biz birbirimizi seçtik ama uyumlu muyuz, hiçbir fikrimiz yok:-)

Otelimizi önceden ayarlamıştı kuzen. Odalarımıza çekilip dinlendik biraz.
Otelimiz Tim Hotel opera binası civarındaydı. Merkeziydi çok. Metro ağına birkaç dakika yürüyorduk sadece.



Metroyla istediğimiz her yere kolayca gidebildik. Metro ağı turistik geziler için son derece güzel planlanmış. İndiğiniz her istasyonda görmeniz gereken bir yer var. Harita okuyabiliyorsanız tabii:-) Allahtan kuzen bu konuda müthişti. O, metro içlerindeki ağ haritası karşısında durup yön tayin ediyordu:-) Ben kuzu kuzu onu bekliyordum. Sonra o nereye ben oraya:-)
Kuzen olmasaydı benim gibi yön fakiri, haritaokuyabilemeziyle trajediye dönerdi Paris :-)
Tek başına hiçbir yere gitmemeliyim. Rehber şart:-)




Akşam Paris'in ünlü kulüplerinden Budha' da şaraplı müzikli harika bir akşam yemeği yedikten sonra Paris gecelerine bıraktık kendimizi. Paşa gönlümüz nereye istediyse oraya gittik.

Paris halkının yüzü asık, hepsi düşünceli, tatsız. Gülmüyor kimse. Şehir temiz değil o kadar. Karışık, kalabalık..
Ama geceleri eğleniyorlar. Gerçi gençlerdi dışarıda olanlar..
O bar senin, bu bar benim dolaştık sabaha kadar.
Sohbete yaren içkilerimiz, her girdiğimiz barda dans, ışıltılı Paris sokaklarını arşınlamak yeterince yordu ikimizi de..









Sabaha karşı otelimize dönüp güne hazırlanmak üzere dinlenmeye çekildik.
Otele dönünceye kadar iyiyiz. Yani uyumlu görünüyoruz. Birlikte eğleniyoruz hatta. Sohbet de güzel.
Ama dur bakalım sabah kalkınca nasıl olacağız? :-)
Kahvaltı salonunda buluşmak üzere saatleşip odalarımıza çekiliyoruz.
Sabah kalkıp kahvaltıya indiğimde asık suratlı biri oturuyor masada. :-) Eyvah!
Aslında ben de ondan arta kalan değildim hani. Çok yorulmuşuz, akşamdan kalmayız, önümüzde koca bir gün, görülecek bir dolu yer var. Eh, normal bir ruh halindeyiz bu durumda.
Tamam fotoğraf pek iç açıcı değil ama hala birbirimize benziyoruz. Rahatız, kasmıyoruz yani.

Sessiz sakin kahvaltımızı ediyoruz.
Kahvaltı zengin denilebilir. Kruvasanları harikaydı, her çeşidinden tattım..
Karnımız doydu. Yola çıkabiliriz.



Ünlü Champs Elysees (Şanzelize) Caddesinde yürüyeceğiz.
Şanzelize dedikleri de ne? İstiklal Caddesi, Nişantaşı ya da Bağdat Caddesi. Konsepti öyle düşünün ama kocaman, bilmem kaç şeritli upuzun bir cadde. Sağlı sollu mağazalar, restoranlar, barlar, cafelerle dolu.
(Fotoğrafta sağ taraftaki cadde.)






O uzuuuun yolu yürüdük ayaklarımıza kara sular indirerek. Neyse ki kuleye vasıl olduk:-)

Eyfel Kulesi 1887ile 1889 yılları arasında Gustave Eiffel'in firması tarafından, Paris fuarının giriş kapısı olarak inşa edilmiş.
3000 işçi 26 ay boyunca 18.038 adet demirden oluşan parçayı 2.5 milyon perçinle bir araya getirmiş.
300 metre yüksekliğindeki kule 200.00 metrekarelik bir alan üzerine inşaa edilmiş..
(Vikipedia.com)



Devasa, çok etkileyici... Parisliler ona Demir Bayan derlermiş. Ama ilk yıllarında oldukça tepki çekmiş hatta dönemin sanatçıları tarafından çirkin bulunmuş, imzalar toplanmış kaldırılması için.. Ama zamanla Paris'in sembolü haline gelmiş.
En tepeye asansörle çıkılıyordu. Çok kalabalıktı ve sıra vardı.Yorgun olduğumuz, asansör sırasına girip bekleyecek sabrı ve takati kendimizde bulamadığımızdan, etrafında dolaşıp fotoğraflarını çektik.



Notre Dame Katedrali
Seine Nehri kıyısında 1163-1345 yılları arasında yapılmış. Paris'e gidip görmeden dönmeyin.. Mimarisi baş döndürücü.
Panoramik Katedral görüntüleri
Akşam saatlerinde önünde sokak sanatçıları gösteriler yapıyorlar. Vaktiniz varsa gidin, izleyin, nehir kıyısında dolaşın hatta istiyorsanız bot turu yapın. Bizim vaktimiz kısıtlıydı. İki güne çok yer sığdırmamız gerekiyordu. Yazarken farkediyorum ki bir kere daha gidip hem aynı yerleri görebilirim sindire sindire, hem daha görmediğim bir dolu yerine gidebilirim.

Paris'e bir hafta ayırmak lazım sanki... Biz anlık kararla, hazırlıksız, ön araştırmasız kalkıp gittik. Ama önden iyice bir hazırlık yapıp, her yerini didik didik edecek şekilde gitmek lazım. Turla da gidilebilir ama ben tur mantığına alışamadım bir türlü. Koştur koştur, ona insan, ille biri sorun yaratır falan..Kafadar ve tabii harita okuyabilen biriyle bir haftada unutulmaz bir Paris tatili yapılır gibi geliyor.

Kuzen, çekilen bütün fotoğraflarda benim de olmam gerektiğini düşünüyordu. Oysa çok sevmem ben kompozisyonumun önünü kapatmayı. Ona dedim ki, "ben buraya fotoğraf çekmek için geldim, rahat bırak beni:) Tamam çekersin beni de çekersin ama ben her yerleri bensiz çekmek istiyorum."
Notre Dame Katedrali'nde çektiğim bu mumlarla kuzen ikna oldu.Yahu güzel çekiyormuşssun, falan demeye başladı:-)
Oh, rahat rahat çekebilirim artık, gördüğüm her yeri, her şeyi:-)



Conciergerie Tarih boyunca farklı amaçlar için kullanılmış. Fransız İhtilali döneminde mahkumların  giyotine gitmeden önce tutuldukları zindan olarak biliniyor.
"Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler" diyen, eski Fransa Kraliçesi Marie Antoinette, ihtilal sırasında vatan hainliği suçlamasıyla 1793 yılında giyotinle idam ediliyor. İdam edilmeden önce bu zindanda tutuluyor.

Paris, tarihi dokusu bozulmamış büyüleyici bir şehir.. Neredeyse tüm yapılar eski. Her yapının yüzyıllar öncesine  dayanan bir hikayesi var.
Modern mimaride bir bina görmedim desem yeridir. 

Kuzenle Paris'te nanamollalık konusunda yarışıyor olmaktan mutlu oldum:-) Ben uzun yol insanı değilim, arazi modeli falan.. Yorulurum, susarım, acıkırım, tuvalet isterim, dinlenelim derim. Neyse ki yol arkadaşım da ben gibiydi; sakin, itirazsız, ben neye mıyıldansam "ben de" diyen, tatilimi mutlulukla hatırlamama sebep dünya iyisi biri.

Kısa Paris gezimizi tadı damağımızda kalarak bitirip Hollanda'ya dönüyoruz ve görülmesi şart olan şehirlerinden birine daha gidiyoruz.
İşte benim sevgili Delft'im..
Delft Hollada'nın üniversite şehri imiş.
Minik kanalları, yüzyıllık lego gibi evleri, sıcak şirin meydanları ve dar sokaklarıyla aşık etti beni kendine!






Bu evde yaşayan insanlar varmış. Ne şans!










Bende kuzen çok. Epe'de yaşayan kuzenlerime gidiyorum bu defa.
Onlar da diğerleri gibi harika karşılıyorlar beni. Memnun etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Yediriyorlar, içiriyorlar, gezdiriyorlar...
Mahçup oluyorum adeta. Ama iyi ki gittim, iyi ki gördüm diyorum her defasında.
(Her birine ayrı ayrı teşekkür ediyor, sarılıyor, öpüyorum:-) )
Epe bir köy. Nasıl güzel, şirin, yeşil, tertemiz, sessiz.





Günübirlik Brüksele de gittik. Ne sevdim, ne nefret ettim. Nörtrüm. Aslında çok da fikir sahibi olacak kadar kalmadık. Ayrıca yağmur da vardı.








Avrupa Birliği Binası


Ve yine Hollanda'ya gidip görmeden dönülmeyecek yerlerden biri: Keukenhof-Lale Bahçesi.
Müthiş bir peyzaj, envai çeşit lale, rengarenk, mis kokulu, nereye bakacağınızı şaşırdığınız harika bir bahçe...
Rengarenk laleler geliyor:










Hollanda'da en sevdiğim şeylerden biri külahta satılan patates kızartması oldu. Bildiğimiz patates kızartması. Ama çok lezzetli. Minicik dukkanlarda satılıyor. Önünde kuyruk var her birinin.
Külaha dolduruluyor patatesler. Üzerine ketçap, mayonez, bir de isterseniz minik doğranmış soğan koyuyorlar, minicik bir de çatal..
En güzel karın doyurma yolu..
Hem lezzetli, hem şımarık, hem hesaplı, hem pratik..
Daha ne olsun.
Deneyin mutlaka...

Hollanda'yı çooook sevdim.
Orada yaşarım, diyecek kadar. Tertemiz, güler yüzlü, sakin, huzurlu..
Tutmayın beni göçüm geldi.. :-)
Hollanda kabul et beni reca ederim!
:-)

8 yorum:

  1. Hollanda Avrupa'nin en mutlu, huzurlu, kendiyle barisik ulkesi diye dusunuyorum ben de. Bizden goc zamani gecti ama cocuklar Ingiltere'de okuyacagina Hollanda'da okusa diyorum lakin! Armsterdam'dan en cok aklima kazinan goruntu su olmustu; biri bebek, biri okul oncesi yasta iki cocugunu is cikisi bisikletinin arkasina ve onune bindirmis, topuklu ayakkabiyla evine dogru pedal cevirirken bir eliyle de cukulata yiyen neseli bir anne! nasil hayran olmazsin ki boyle anneler yetistiren topluma? :) ARIN

    YanıtlaSil
  2. izlemeye aliyorum seni canim, güzel paylasimlar dilerim sana. bende beklerim bu arada :)

    www.nesliname.blogspot.com

    YanıtlaSil
  3. Arincim,
    ^yıl önce kuzenimin bir arkadaşı geldi Hollanda'dan, eşi, karnında 8 aylık bebeği ve yanında 22 aylık kızıyla.Şubat ayıydı. Ben tembih üstüne tembihliyorum, aman sıkı giyinsinler çok soğuk.. Geldiler, çocuğun üzerinde ince bir astronot kaban, içinde sadece bir body. Kendisinde ince yün bir kazak, şapkasız atkısız..Zaten 8 aylık hamilelikle buralara kış günü minizik çocukla geliyor olmaları bile başka kafada olduklarını gösteriyor.. Bir Türkle, Hollandalının evliliğini düşünemiyorum! :-)

    YanıtlaSil
  4. Nesliname,
    Sitenizi izlemeye aldım fakat sanırım bir sorun var, tamamına bakamadan kapanıyor. Bilginize..

    YanıtlaSil
  5. yurtdışı ne kadar değişik ve ilginç gelse de yurdum bambaşka. güzel bir paylaşım olmuş, baya eğlenmişsin :)
    sevgiyle..

    YanıtlaSil
  6. Süper olmus!
    Birdaha nezaman gelirsin Hollanda'ya ya da gelir misin birdaha bilemiyorum ama eger gelirsen, mutlaka haberim olsun. Bana cok yakin, mutlaka yanina gelirim, hatta seni alir biraz da Almanya'da gezdiririm:)

    YanıtlaSil
  7. Umarım bir daha gelebilirim ve görüşebiliriz:-)

    YanıtlaSil
  8. Esotron,
    Elbette, dediğiniz doğru.
    Herkesin doğduğu ve doyduğu yer kıymetli kendine..
    Mutlaka ilginç, renkli, değişik geliyor gidilen yerler ama vatan başka:-)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...