14 Kasım 2007

Babişkom


Babişkom

Akşamüzeri almıştım gittiğinin haberini…

Eve gelmiştim işten. Annem aramıştı.

Önce bana söylemedi tabii. Bir gariplik olduğu anlaşılıyor ama

“Nasıl babam? Dedim. “İyi değil kızım” dedi.

Israr ettim.

“Kaybettik babanı” dedi.

Ben de kayboldum duyunca.



Telefonu kapattım. Hazırlanıp babamın evine gittik. Artık babamın olmayan eve.



Ucu bucağı olmayan ağlamalar…



Onu son kez öpmediğim için pişmanlıklar…



Onun için verilen yemeklerden lokma yiyememeler...

Annem, “Bak, baban üzülürdü ama. Aç duruyorsun, ye bir lokma.” dediğinde, babamı üzmeyeyim diye aldığım lokmanın boğazıma dizilmesi, lokma ağzımdayken höyküre höyküre ağlamam ve babamın üzülmeme lokmasını yutamamam...



Büyüdükçe, değiştikçe, geliştikçe babamın bunları göremeyişine hüzün…



Onunla yemeklere çıkamayışıma, ona hediyeler alamayışıma iç döküntüsü…



Bayramlarda pofuduk ellerinden öpememenin koskocaman boşluğu...



Yeni evine bakıp bakıp, "babam ne çok severdi bu evi görse" demek…

Hepsi gelip göğsüme çöreklendi, boğazıma düğümlendi.



Ona yemekler yapsaydım…

Dayımların yemekte olduğu gece o da soframızda olabilseydi, kadeh tokuşturabilseydik karşılıklı.

(Baba, biliyor musun dayım da gitti. Yani geldi. Oraya. Yanınıza. Görmüşsünüzdür.

Üzüldüm çok. Özledim çok. Hepinizi.)

Annemin, “Babanın sesi çok güzeldi.” deyişi geliyor aklıma o gece...

Eskiden türküler söylerlermiş köy yerinde.

Anneme ne türküler yakmış, ne şiirler yazmış...

Dayımlar, ablamlar şarkılar söyledi o gece.

Babam da olsaydı, o da söyleseydi.

“Aslan baba, sen harcanmışsın!”  deseydik.

Sarılsaydım boynuna öpseydim.

Daha da bir şevkle şarklılar söyleseydi, rakıdan keyiflenseydi…



Babamın keyifli olduğu fotoğraflar o kadar az ki zihnimde…

Ama memleketimizden gelmeden önce hepimizin keyfi gıcırdı…

Her şey orada kaldı...

Biz geldik ama bizi orada bıraktık.

Hiçbir zaman yürekten sevemeyeceğim İstanbul’da babamın yüzünün güldüğünü hiç hatırlamıyorum…



Şimdi bir kare geldi gözümün önüne.

Babamla ayrı ayrı çıkmışız evden.

İkimiz de işe gidiyoruz. Otobüs durağında karşılaşıyoruz.

Yazık, o yaşıyla işe gidiyordu.

Alüminyum doğrama dükkânı vardı.

Oraya gidiyordu sabahın köründe.

Niye gidiyordu ki? Niye gönderiyorduk? Niye çalıştırıyorduk onu?

Hah! Tamam, yıllarca çalışıp biriktirdiği parasını burada bir işe bağlamak istemişti ve bir ortakla dükkân açmıştı. Evde oturmak ona göre değildi zaten.

O dönem, alüminyum doğramanın parıl parıl parladığı bir dönem.

Ama bize doğru parlamadı bir türlü…

Ortak işi batırdı!



İstanbul’a sevdasızlığımın çok sebebi var…



Sonra oturduğumuz semtte bir bakkal dükkânı vücuda geldi.

O dükkân abimin vücudunu aldı götürdü...

Beyefendi o dükkânda gitmeye karar verdi.

Evimizin tam karşısındaki bakkal dükkânında.

Yıkılmış orası şimdi.

Ev yapmışlar yerine.

Uzun süre o bakkalın ve evimizin olduğu mahalleye gidemedim.

Mecburen gittim, çok ağladım sonra…

Çok üzüldüm.

Yıllar oldu gitmeyeli.

Hiç gitmek istemiyorum ki...



Babacığımın son zamanlarındaki sessizliği geliyor aklıma.

Öyle duruverirdi…

Zapzayıf yüzü, ipincecik parmakları, o çok özlediğim tombilik elleri bir deri bir kemik kalmıştı, yüzünün rengi siyaha dönmüştü.

Bir bakışını hatırlıyorum ki...

Böyle incecik boynunun üstünde duran bir baş, yerden doğru bakıyordu insana, böyle dimdik değil yani.

Hep o yüzü gözümün önünde… Niye ki?

Niye o güzel tombul suratı gelmiyor ki aklıma?

Bak geldi gözümün önüne.

İkisi karşılıklı durdular şimdi.

Sonra kol kola girip gittiler…



İnsan baba demeyi bile özlüyor...



Zaman almıyor özlemi.

Rüzgârla, güneşle, yağmurla hep insanın yüzüne yüzüne vuruyor.

Arkadaşlarım “babam” deyince bir garip hissediyorum.

Sanki ben çıkarılmışım baba diyebilmekten. Dışında kalmışım.

Onların babaları var. Benim hiç olmadı, yok.



Çok yıl oldu...

Gitti.

Ben daha çok yıl sonra da “gitti” diyeceğim hep…

Başka bir şey diyemeyeceğim gidişine.

Acı geliyor başka türlüsünü demek.

Yeterince acım var.



Gözümdeki damlalardan akıyor babam.

Akıyor, toprağa karışıyor.

Sonra buhar olup gökyüzüne çıkıyor,

Sonra yine gözüme iniyor şakır şakır.



Olduğun yerin kulak sağır eden sessizliği var ya…

Geleceğim dinlemeye.

Toprağına ağlayacağım...

Dualar edeceğim.

Bir yanım eksik, topal döneceğim geri.



Çok özledim seni babişkom.

Çok…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...