14 Kasım 2007

“Kocamdan on yıldır duymadığımı bir ayda duydum!“






“Şeytanın aklına gelmez” diyeceğim ama gelmiştir hem de kaç kez.

Bu bir “Aldatılanın aldatması vakası” .



Mail yoluyla kulaktan kulağa dolaştı bu ses kaydı. Henüz sizin kulağınıza gelmediyse, ben getiriyorum.



Karı-koca kahramanlarımız.

İkisi de doktor. Aynı hastanede çalışıyorlar.

“Koca” olan doktorumuz, hastanedeki hemşirelerle “messenger” yoluyla sohbet ediyor. Hastalarından fırsat buldukça kur yapıyor cümle hemşireye.



Şu tesadüfe bakın ki, hemşirelerden biri adamın karısına yakın. Bir gün oturup kadına kocasının kırdığı cevizleri bir bir anlatıyor.



“Karı” olan doktorumuzun bunu öğrendiğinde ne hissettiğini bilmiyoruz. Şu olmuş olabilir; kocaman, kör bir boşluk. Önce inanmazlık. Yeterli deliller sonucunda mecburi inanış, sonra içindeki öfkeyle hedefe kilitlenme!

Öfkeyi intikama dönüştürmek için yapılan beyin fırtınası!



Alttaki öfke ama üstteki keyif. Görünen yüzü o en azından. Bu olay radyo programcısına anlatılıyor. Siniri bozuk kahkahalarla hem de...



Efendim, hanımefendi kendisine bir “messenger” hesabı açıyor. Alıyor kendine bir “nick”, sanki başka hastanede çalışan bir hemşireymiş gibi, kocasıyla sohbet etmeye başlıyor.



Gel zaman git zaman, bir ay geçmiş tanışıklığın üstünden, muhabbet koyu, heyecanlı tabii, artık adamla kadın buluşmaya karar veriyorlar.



Buluşma günü, kadın, ikisinin de devamlı takip ettikleri radyo programına telefon ediyor. Kocasının da o anda programı dinlediğinden emin.

Öğrendiği andan itibaren planladığı intikam zamanı geliyor! Program yapımcısına benim size anlattıklarımı anlatıyor.

Sonra tabii kocasına iki çift laf ediyor, yüreğinin yağları eriyerek hem de!

“Kocacığım, bir aydır konuştuğun, kur yaptığın kadın bendim. Sen şimdi o kadınla buluşmaya gidiyorsun ama o kadın da çocuklarının karnını doyurmak üzere evimize doğru gidiyor.

Sen de artık gelirken kendine yatacak bir yer bulursun...”



Kocanın yüz ifadesini düşünün... Kadın öğrendiğinde ne hissetmişti? Kocaman, kör bir boşluk.  Adam da aynı boşluğun içine girdi kesin!

Utanç, kendini aptal gibi hissediş, öfke…



Kadın güzel tuzak hazırlamış, hakkını yemeyelim:-)

Şen şakrak anlatıyor hikâyeyi, hatta bu olayın neresinde olduğunu sorgulayarak vicdan yapan programcıyı da çaya davet ediyor, “nasılsa ben artık özgür bir kadınım” diye kahkahalar atarak... :-)

Hikâye, dinlediğinizde çok etkileyici ama bir o kadar da komik geliyor. Bittiğinde gülüyorsunuz, inanamıyorsunuz.



Bana bir cümlesi dokundu intikamcı kadınımızın:

“On yıldır evliyiz, kocamdan on yılda duymadığımı bir ayda duydum.”



Niye susuyor adam evdeki kadına? Niye şakıyor dışarıdakine?

Kadınlar ne ister artık biliyoruz.

Siz bilmiyor musunuz hâlâ?

Aslında çok kolay. Konuşacaksınız kadınla. Dinleyeceksiniz onu. Saçını okşayacaksınız arada. Özel zamanlar yaratacaksınız ikinize. Onu “kadın” hissettireceksiniz. Sizi “erkek” hissetmesini sağlayacaksınız. Arada ufak tefek sürprizlerle şaşırtacaksınız. Varlığını takdir edeceksiniz.

Bu kadar. Budur yani. Vallahi atla deve değil!



Yapın bütün bunları, siz kadına bir iki adım gitmişken, o size koşacak. Mutlu mesut, Türk filmlerindeki gibi sarılıp yanak yanağa “sevgilim, saadetten başım dönüyor ” diyeceksiniz birbirinize.



Sonra gidip elin kadınlarıyla muhabbeti koyultmayacaksınız. Hani evdeki kadını “tanıdınız” ya. Tanımak “varlığını kabul etmek ve onaylamak” anlamında. Yoksa kadınları kim tanımış ki, siz tanıyacaksınız? Onlar daha tam anlamıyla kendileriyle tanışık olamadılar.

Arada ipuçları veriyoruz size işte.

Sebeplenin.

Diyordum ki evdeki kadın “tanındığını” hissettikten sonra siz gidip başka dallara konmazsınız...



Siz neden yapıyorsunuz bunu kuzum? Kadında mı kabahat?

İşte diyorum, başlangıç noktası siz olamaz mısınız?

Kadının istedikleri azıcık, mini minnacık. Son derece insanî. Kadınsal. Tamam, erkeksiniz, almıyor kafacığınız bir türlü. Başka bakıyorsunuz. Kabul “siz Mars’tan, biz Venüs’ten.” Ama be kardeşim, o kadar anlatıyoruz kendimizi değil mi?

Yazı icat oldu, kadın aldı çekici çiviyi, kazıdı duvara kendini tak tak. Adam, ben şunu istiyorum, bunu istiyorum, biz şöyle yaratılmışız, bir dinle, bir anla...

Kadın köşe yazarları buldukları her fırsatta “bildikleri kadarıyla” kendilerini anlatıp duruyorlar.

Yok, siz kulaklarınızı kapayın. Efendim “biz erkeğiz, anlamayız kadın dilinden” deyip çekilin kenara.

Sonra adamı böyle enselerler işte!



Nereden nereye...

O kurların iki tanesini evdeki kadına yapsaydın başına bu işler gelmezdi.

Kadıncağızım da on yıldır aç biilaç beklediği ilgiyi, bir ayda alıp hazımsızlık yaşamazdı. Bak “höörrkk” diye üstüne çıkarmış işte.

Fazla gelmiş ilgi.



Geçmiş olsun sevgili doktorcum.

Akıbetinizi merak ediyorum.



Bu hikâyenin canlı yayın bandını dinlemek isteyenler “Dr. Serap’ın İntikamı” adıyla internette bulabilirler.

Dinlesin erkekler.

Ayaklarını denk alsınlar.

Ama şimdi onlar şöyle bir denkleşme yoluna gider ve kendilerine şöyle bir hedef belirlerler kesin:

“Suda yürü izini belli etme.”

Ama işte böyle suya imza atarız intikam ateşimizle...

Ha, bu en naif yoluydu.

Eh, biraz aptal yerine konmuşsunuz, kusura bakmayın ama kadının intikam yemini etmişinden korkmak gerektiğini hâlâ bilememişsiniz siz de.



Allah beterinden korusun diyeyim. :-)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...