14 Kasım 2007

Annem


İdrak sorunu yaşıyorum.

Anlamam, kavramam, tanımam ve hazırlanmam gereken bir durum var. Fakat henüz idrak edemedim.

Kesinlik yok ondan mı acaba?

Yarın kesinleşecek.

Annem bizimle ne kadar daha yaşayacak, yaşarken canı çok yanacak mı, ne olacak, ne bitecek, hepsini yarın öğreneceğiz.

Ortada çok net bir şey yok aslında. Ama doktorun biri size “her şeye hazırlıklı olun” demişse hazırlanmak lazımdır değil mi?

Ama nasıl?



Daha anlayamadım ki hazırlanayım.

Çok derin, tarifsiz, çocukça bir şeyler var içimde. 

Dizlerimin bağı çözük. Elim ayağım zor tutuyor.

Kafamın içinde hem bin tane şey var, hem hiçbir şey yok. Böyle garip bir his…



Şok dedikleri bu olsa gerek. Hani, bir şeyden haberin oluyor.

Kötü bir şey. Dinliyorsun ama duymuyorsun denilenleri.

Duyuyorsun ama anlamıyorsun.

Anlıyorsun ama içinden çıkan ses boşluğa doğru yankılanıyor. Çıkan sesin ne olduğunu da bilmiyorsun.

Ağlıyorsun, tam olarak neye ağladığını da bilmiyorsun.

Derin bir bilinmezlik, derin bir boşluk.



Nelerle karşılaşacağımızı bilmiyorum.

Süreci biliyorum ama annem kadar bilmiyorum.

Babacığım geçmişti aynı yollardan.

Adı lazım değil, aynı hastalık.

Adım adım biliyor başına neler gelecek.

Öyle de akıllı ki aksi gibi. Saklanmaz da hiçbir şey. Bir bakışından anlar, sesinin tonundan çakar.



Babası okutmamış onu. Kız kısmı okumaz, demiş. Köy yeri, başka türlüsü beklenir mi?

Okusaymış bir şey olurmuş mutlaka…

Önemli biri, mühim bir şahsiyet.

Hoş onlardan çok daha fazla bir şey şu anda…

Genç bir kadınken, içinde kalan okuma hevesini yenemeyip, ilçede açılan Halk Eğitim Evi’nde okuma yazma kursuna gitmişliği var. Bu kurs, harfleri tek tek okuyup birleştirerek de olsa okuyabilmesini sağlamış. Rakamları da tanıyor.

Bu kadarcık okumasıyla, verin eline bir adres, koyun hiç tanımadığı bir şehre, gider bulur. Sorar, soruşturur, arar bulur. Cin gibi cin!



Bizim her şeyimizdir. Annemizdir. Başımız her dara düştüğünde, her ihtiyacımız olduğunda koşup yanımızda bitiverendir. Canımızdır, ciğerimizdir. Anlatılmazdır.

Tüm ailede baş tacıdır. Yeğenlerinin biricik halasıdır, teyzesidir. Onların yaşayan tek büyükleridir. Saygı duyduklarıdır. Çok, pek çok sevdikleridir.

İçi öyle iyidir, öyle güzeldir…

Üzmez, kırmaz. İşi gücü birilerine iyilik yapsın. Çocuk gibi sevinir. Hin hin planlar yapar, sürprizler hazırlar. Mutlu etsin, sevindirsin, şaşırtsın…



Hasta olan ona gelir, doktorlara o götürür. Gider bulur, kaydettirir, bekler. Gerekirse ameliyat ettirir. Başında bekler, evinde iyileştirir, gönderir memleketine. En son halamı iyileştirdi.

Halamın duasını duysun Allah.

Şimdi daha çok duysun.



Ben hep diyordum, Allah’ım, annem n’olur sonsuz olsun. Ya da ben ne kadar yaşayacaksam, o da o kadar yaşasın.

Dünyadaki herkese bir şey olur da anneme olmaz, olmasın yani. Öyle dilerdim içimden.

Ama öyle bir şey yokmuş.

Benim anneme de olan olacakmış.

Ama hala ısrarlıyım, olmasın n’olur?

Bugün gördüğüm gibi hep konuşsun, gülsün, normal davransın.

Hoş, bugünkü halimiz normal görünen bir anormallikti. Yani durum normal olmadığı halde oynayıp durduk hepimiz. Güldük, başka başka şeylerden konuştuk. Konu hiç açılmadı. Annem bizi üzmek istemiyor, biz onu. Yanında ağlamadık. O da ağlamadı. İçimize doğru dolduk.

Evinde şimdi, ben de buradayım. Yazayım istedim, gözüme inen yağmurdan görürsem, içimi dökeyim dedim.



Şimdi artık çok iyileşen var değil mi? Artık eskisi gibi değil hiç bir şey.

Tıp eski tıp değil, bin tane tedavi yöntemi geliştirildi. Hem iyi düşünerek, yüksek moralle de aşılıyor, geçiliyor artık.

Ameliyat olup yıllarca yaşayanlar varmış, duyuyorum.

Benim annemde yıllarca yaşayacak.

O sonsuz olmalı.



Bir yerde okumuştum; “Yazı yazanların en büyük sermayeleri kederleridir” diyordu.

Ben çok zenginim şu anda.

Bu zenginliğimi içimde büyütemedim. Tutamadım.

Paylaşayım, söyleyeyim istedim. Taştım, boğuldum kendimde…



Ben yine ateşten çembere giriyorum.

Bir kere daha.

Yeni, yine, yeniden.

Annem ve olacakları bir araya getiremiyor beynim şu an.

Onlar kendiliğinden bir araya gelince çemberin ateşi değecek tenime, o zaman yanmaya başlayacağım.



Beni tanıyanlar, tanımayanlar…

Şöyle, gücünüzün yettiğince, derinden bir üfler misiniz ateşe doğru?

Canım bir ihtimal daha az yanar belki…

Bir de çokça dua eder misiniz? İnandığınız neyse ona…

İçinizden iyi şeyler düşünür müsünüz onun için?



İyi düşünmeye, duaya, enerjiye inandım hep...

Her birinizden isteyeyim bunu dedim.

Kuvvetli ve kalabalık söylersek Allah duyar.

İnşallah duyar.

Duysun.



Lütfen…

Duysun…

Lütfen...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...