14 Kasım 2007

Evlenmesek?




Ya da evlensek de ayrı evlerde yaşasak?



Teoride kulağa, en azından benim kulağıma hoş geliyor ama pratikte uygulamak zor tabii ki. Gerçekçi olmaya zorlanırsam öyle...



Al işte, sorulara başladınız bile!



Nasıl yani? Evleneceğim ve kocamla ayrı evlerde mi yaşayacağım?

Nerede bizde iki ev açacak para? Bir tanesini kuralım derken ruhumuzu teslim edeceğiz neredeyse...

Hem ben, kocam hep yanımda, gözümün önünde olsun isterim. Ben onu özlerim, kıskanırım, merak ederim!

Yaşlanınca yanımda kimse olmayacak mı?

Ya çocuk?

Bu son iki soruya ben bir şey diyemeyeceğim. Bunlar tamamen kişisel tercihler olacaktır.



Aynı evde yaşamayacaksak niye evleniyoruz o zaman?

Ben evlenin demiyorum ki zaten. Evlenmeyin. :)



Aynı evde yaşamanın yıllar sonra ne anlama geldiğini anlayacaksınız. Yaşayınız, görünüz. Onca örnek gördüm ben. İkna olmuş durumdayım. Aynı evde olanlar ilişkileri için çaba harcamaya gerek duymuyorlar. Hani hep yakınmaz mı kadınlar, "kocam eskiden şöyle düşünceliydi, şöyle romantikti, şimdi başka biri oldu" diye.

Niye? Artık yanındasın. Ne için çaba gösterecek? Yanında kal diye mi? Sen zaten oradasın, razısın.

Yanında olma. İçinde ol ama yanından uzak dur. Bak ne oluyor? Ama şimdi değil, evliyken değil. Evlenmeden. Evliyse insan, alışıyor birlikteliğe. Birliktelikten çok, alışkanlıklarına alışıyor aslında...



Aşağıda ayrı evlerde yaşayan iki kişi var... Mutlu, keyifli, bekâr. :)

Biri kadın, biri erkek.

Kendilerine ait yaşamları var.

Kendi sessizlikleri.

Kendi sesleri.

Kendi televizyon kumandaları.

Kendine ait yemeksiz ya da yemekli mutfakları.

Kimse karışmıyor.

Kimse hesap sormuyor.

Kimse kimseden sorumlu değil.

Herkes kendine ait yaşam alanında, yaptığı her ne ise, diğerini rahatsız ediyor olabileceğini düşünmeden, ne istiyorsa onu yapıyor.

İşten yorgun geldiğinde kimse için bir şeyler yapmak durumunda bırakılmıyor.

”Dönüş saati” sorunu yaşamadan, istediği zaman, istediği yere gidebiliyor; istedikleri zaman dönebiliyorlar.

Klozet kapağı kafasına göre takılıyor, diş macunu şekilden şekile giriyor keyfince.

Evini istediği gibi dekore edebiliyor. Beğenmediği hiç bir şeyi sırf diğeri beğendi diye eve alıp koymak zorunda değil. Zevk hep kendi zevki...

Duvarlar renk renk olabilir, koltuk ya da TV olmayabilir. Ev çok temiz ya da çok dağınık ve pis olabilir. Nasıl istiyorsa öyle!

Her durumda da mutludur ya, budur aslolan.

Neticede bu iki güzide insan, âşık olduklarında evlenmeyip,  aynı evde yaşamayarak, birbirlerine ömür boyu mahkûm edilmiyorlar. :)



Bu iki özgür ruhun aşk yaşıyor olması, ibrenin hep yukarıda olmasını, adrenalin ve seratonin’in hep zirvede dolaşmasını sağlayabilir. Ayrı ayrı evlerde, birbirine özenle, birbirine keşfedilecek kıtalar bırakıp, sınır ihlalinde bulunmayarak, hem kendi varlıklarını hem de sevgilinin varlığını hoş tutarak şiirsel bir seremoniye dönüşebilirler.





Ama heyhat! Eros’un evlilikten sorumlu okçuları boş durmaz, bu iki aklı başında insan, bir kâinat dolusu insanın yaptığı gibi, iki tane oka tav olur! Âşık olur ve aynı evde yaşamaya can atarlar! Eros bence aşk büyüsünün dozunu fazla kaçırıyor bu türlü durumlarda!

Keşke ben de mitoloji kökenli biri olsaydım. Evlenmeme ve aynı evde yaşamama büyüsü yapardım oklarımla...

Eros kadar namım olurdu kesin!



Eros’un oklarındaki aşk büyüsü kana karıştığı an göz gözü görmez... Aşk resmi olarak başlamıştır artık. Bu resmiyet bütün samimiyetiyle devam eder bir süre. Devamlılığı başarıyla sağlanmışsa, iş daha da resmileşir. Aileler girer araya. Ciddi ciddi “oğlum, sen kızımı seviyor musun gerçekten? Niyetin ciddi mi?” der baba ya da anne. Aileyle tanışıldı; aşk ilk sınavında!

Aşk daha sonra ne sınavlardan geçecek, haberiniz yok...



Aile badiresi atlatıldıktan sonra evlilik hazırlıkları kıyametine geliyor sıra...

Nüfus dairelerinin koridorlarında, elinizde kâğıtlar koşturup duruyorsunuz. O hastane senin, bu muhtarlık benim sağlıklı olduğunuzun, evlenebilir model olduğunuzun kanıtlarınızı topluyorsunuz.



Ev hazırlıkları yapıldı daha önce. Bu konudaki maddi manevi yıkımlardan söz etmeyim. Kaç milyonlar harcadınız aşk yuvanızı inşa için. Alınacaklar listesini sıfırlamak için ne kadar ter döktünüz, ne ben sorayım, ne siz söyleyin.



Hadi bütün resmi ve gayri resmi engellerden geçtiniz. Nikâh memurunun beklediği tek cevabı “evet” i de söylediniz sonunda!

Çok geçmiş olsun size...



Hayatınızın aşkıyla evlendiniz değil mi? Evet, evleninceye kadar öyleydi. İyimser olalım;  evlendikten uzunca bir süre sonraya kadar o sizin hayatınızın aşkıydı.

Peki, şimdi ne oldu? İki çocuğunuz mu oldu? Allah bağışlasın...

Sonra ne oldu? Hayatınızın aşkı, hayatınızın anlamına mı dönüştü? Merkezde mi? Kıskanıyor musunuz? Neden ki? O size âşık ama...

Artık eskisi gibi ilgilenmiyor mu? Başka birine ilgisi olabilir diye içiniz içinizi yiyor ve kıskançlık krizlerine giriyorsunuz.

Anlıyorum, kaç yıl olmuştu evleneli? On? On beş? Henüz beş mi? Ne çabuk! Bu kadar zamanda biter mi aşk? Yerini kıskançlığa bırakır mı? Evet, biliyorum, ilgisizliğin olduğu yerde kıskançlık başlar. Ama bakmayın siz, o sizinle ilgilenmiyor gibi görünse de hayatındaki tek kadın sizsiniz. Evlenmeden önce söylemiyor muydu size “hayatımın kadınını buldum ben” diye! Var yanında bir tane, başkasına ne bakacak?



Rahat olun siz rahat. Gidin yemeğinizi yapın, evinizi temizleyin, çocuklarınızla ilgilenin. Siz ev işleri yaparken moral motivasyonunuzu bozmuş gibi olmayayım ama şöyle bir şey var; sanırım ama biraz eminim ki, aşk evliliğinizin içine kaçtı! Söylemeden edemedim kusura bakmayın. Ama ben kötüydüm hatırlayın. :)

Aşkın peşinden koşup onu kışkışlayan sebepleri bana söyleyemediniz, cesaretiniz yok ama ben biliyorum zaten... Yazının başlarında yazmıştım aşkın ayrıyken nasıl yaşandığını... Ama kime dedik? Koşa koşa gidip evlendiniz.

Evliliğin benim yazdığım ve yazılı olmayan, ilişkilere özel birçok sebepten harika bir “ love killer” olduğunu ancak yaşayıp görecektiniz değil mi?

Evet, aşkınız öldü, başınız sağ olsun. Hayat zaten gerçekleri kabul etme sanatı. Siz de usta bir sanatçı oldunuz bu son gerçekle!



Hayatın başka gerçekleri de var elbet. İşte iki tanesinin altını çizerek bitiriyorum...



Ayrı yaşayıp, Eros’un okları hep popolarında dolaşan çiftlerden de olabilirsiniz. Birbirine her daim özen gösteren, hayatının merkezine almayan, hem onunla hem onsuz mutlu olabilen, heyecanlı, romantik, aşklı bir ilişki de yaşıyor olabilirdiniz. Ama hayat bu, gün gelir bu aşk da biterdi bin bir sebepten. Okun ucunda garanti belgesi de yok ya, “ayrı kalın, sonsuz olacak aşk” diye. Ayrı evlerin aşkı da biter gün gelir.

Ama evliliğin adı temiz kalırdı hiç değilse.

Evliliği katil bellemezdi kimse.



Son gerçeğim:

Evliliği aklayan, aynı evde yıllarca aynı yüzü görmesine rağmen ilk başlardaki gibi kalp ritimsizliği yaşayan, ne onunla ne onsuz kangrenine yakalanmadan, “hep onunla” mutlu olabilmeyi başaran, beden ve ruh yaşlansa da aşkları cenin kalan evlilik aklayıcı çiftler de var...

İşte onlar şanslı azınlıktır.

Onlar diğer yarılarını bulmuş, seçilmiş insanlardır.



Siz yine de riske etmeyin hayatınızı...

Evlenmeyin ya da evlenin de aynı evler de yaşamayın...

“Olmaz öyle şey, aşk öyle de biter böyle de. Bitecekse biter. Ayrı evlerde yaşamak da nesi? Hangi ülkedeyiz bilmiyor musun?” diyorsanız…

Bana “ben demiştim” deme zevkini bahşedeceksiniz.



 Bunu derken de rahmetli Erol Taş gülüşünden kaçamayacağım...

Nihoaa... nihaaa... nihoohaaaaa!!!

4 yorum:

  1. :) aynı gülümseme bende de oluştu.
    Zevkle okudum yazınızı, arada ben de hayatın bu şekilde olmasını hayal ederim. Doğru tespitlerde bulunmuşsunuz, sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. Ya bukadar mi olur...:) bunlar hep benim savunduklarimdi, arkadas ortamlarinda falan hep bunlari savunurdum. Bana tabii hep "Ayse sacmaliyorsun, hic olur mu öyle sey?" dediklerinde "ya neden olmasin? sadece toplum baskisi yüzünden neden ayni evi paylasmak zorunda olayim ki? Böyle birseyi iki taraf da benimsedikten sonra, neden yasanamasin? Hersey bizim elimizde degil mi? Herkes kendi hayatindan sorumlu degil midir? Neden herkes nasil mutlu olacaksa öyle yasayamasin ki? Kime ne? " gibi seyler dedigimde gülerlerdi bana.
    Bana soruldugunda "hayalimdeki iliski" hep buydu. Yani tamam evlenelim (illa da evlenmemiz gerekirse):) ama herkesin ayri evi olsun, istedigi zaman bir araya gelsin, bulussun, bazen o onun evinde misafir olsun bir iki gün ya da digeri...ama istedikleri zaman da kendi dört duvarlarinin arasina cekilebilme imkanlari olsun her iki tarafin da. Hafta sonlari bulussunlar, ciksinlar, eglensinler, o bir hafta sonu onda kalsin, öteki hafta digeri öbüründe....yani harika olmaz miydi? Hic birbirilerinden sıkılmazlardi, hep özlerlerdi, hep heyecanlanirlardi bulusacaklari zaman. Nekadar gipta edilecek hos bir evli cift olmazlar miydi??:)
    Aahh ahh.. olmuyor iste, bizim su toplumumuzda olamiyor iste bazi seyler!
    Ama ben bir seneden beri ayni evi paylasiyorum sevdigimle (resmi esim degil henüz, ama olacak en kisa zamanda. Biz ve ailelerimiz böyle de cok mutluyuz. Gerisi formalite):) Yani " diger yarimi buldum" dedigim kisi bana farkli düsündürtmeyi basardi. Daha cok yenisiniz de ondan diyebilirsin(iz) ama , birlikte yasadiginiz insan sizi gercekten sıkmıyorsa, ayni sizin gibi düsünüyorsa her konuda...özellikle iliskiyi hep taze tutma konusunda, ayni seylerden korkup, ayni seylere önem veriyor ve ayni caba icerindeyse, ozaman rahatliyor insan ve emin olabiliyor iyi gideceginden.
    Tabii yine de herseyi zaman gösterir....bekleyelim ve (iyi seyler) görelim insallah...:)

    YanıtlaSil
  3. Ayşe,
    Her defasında diğer yarın olduğunu kanıtlıyorsa korkma..
    Mümkünse zaten aynı evde yaşayın, cennetinizde..
    Seni böyle güzel hissettirdiği için ona tebrik ve teşekkürlerimi iletiver lütfen:-)
    Nesli tükendi kendisinin, haberi olsun, koru kolla sen de onu:-)

    YanıtlaSil
  4. Fatma,
    Çoğu kimse bizim gibi düşünüyor ama karşı olanlar da var..
    Kim nasıl mutluysa öyle yaşıyor, mutsuz olduğu noktada da başka çözümler aranıyor zaten..
    Herkesler aşık olsun birbirine, nolur ki?
    Çok güzel olur:-)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...