14 Kasım 2007

Tüy




Kafam karışık yine...

Amaç yok, hedef yok.

Güne amaçsız uyanmak var.

Hatta mümkünse,

Uyanmak istemeyiş var.



Gözümü açınca bir düşünce, çok ciddi ama;

Kot mu giysem?

Siyah pantolonumu mu?

Üstüne siyah bluzum mu, beyazı mı?

Açık pembe mi yoksa?

Soğuk olur, hırkamı da giyeyim.

Şu siyah kalın olanı.

Çizme mi giysem, spor ayakkabı mı?

Ne fark eder ki?

Giy bir şeyler, çık git işte!

Görüyorsun hiçbir gün fark etmedi.

Hala düşünüyorsun ne giysem diye...

Delisin işte deli!

Neler neler...

Hangi küpe uygun olurmuş?

Yüzük taksa mıymış?

Ne önemli!



Hayat garip...



Yarın ne olacak?

Güçlüyüm çok.

Sevgiden de güçlüyüm.

Boşluk vardı hep...

Hep var ya da yok.

Gitsin, kalsın, olsun, olmasın...

Zıtlıklarla dolu dört bir yanım.

Kalırım, giderim...

Özgürüm, değilim.

İsterim, istemem.

Yaşarım, ölürüm.

Aç kalırım, çok yerim.

Uyurum, uyanmam.

Susarım, konuşurum.

Ağlarım, gülerim.

Severim, umursamam.

Umursamam, umursamam, umursamam...

Yesem ne olur, giysem ne olur?

Kalsam ya da gitsem?

Süs püs yapsam ne olur, soluk surat olsam?

Uyusam, uyanmasam?

Geç kalsam, gitmesem?

Aramasam, sormasam?

Kaçıp gitsem ne olur?

Hiç dönmesem?

Hemen dönmek istesem?

Anlamsızlaşsa her şey ya da pek bir anlamlı olsa,

Günlük güneşlik olsa,

Yağmur yağsa

Kar yağsa

Ne olur ki?

Hiç...

Hiç fark etmez bana.

Bana değmez ki hiçbiri...

Arayan, soran, gören, söyleyen...

Herkes, her şey yanımdan siluet halinde geçerken...

Ne rengi, ne boyu, ne kokusu, ne tadı, ne anlamı, ne sevgisi, ne ağırlığı...

Hiçbir şeyi yok ki.

Teğet geçiyor hayat bana.

Daireye teğet.

Daire de daire hani!

İçindeki ben, dönüp duruyor çember hattınca.

Bir yere varır mı?

Sanmam...

Çemberi kırmadan yol açamaz ben kendine.

Açtığı yol nereye gidecek ki?

Bilmiyor ki...

Onun hedefi hiç yok, olmadı.

Çemberin içinde kalsın en iyisi.

Ya da kırsa çıksa en iyisi!

Bir bilse ne yapması gerektiğini...

Bir şey yapması gerekli mi ki?



Ne garip şey şu yaşamak!

Sorgu, sual, hesap, kitap...



Tüy oluyorum ya bazen,

Nereye gideceğini bilmeyen,

Uçuveren havada, süzülüveren...

Amaçsızca, sükûnetle...



Hep tüy mü olsaydım ne?

Onlar düşünmez, soru sormaz hiçbir şeye.

Evet evet, ben tüy olacağım!

Büyüyünce.

Hayır, sabrım yok.

Büyüdüm yeterince.

Adımı da koydum.

Tamamdır.

Soracak, anlayacak, alacak, verecek kalmadı.

Ben bir tüyüm artık.

Benim adım Tüy.

Soyadım bile yok.

Özgürlük!



Salınırken görürsen beni havada,

Sevin benim için.

Ne güzel! Düşünecek hiçbir şeyi yok, de.

Ne kadar özgür, de.

Uçuyor işte!

Kanadı da yok kuşlar gibi.

Olsun istemedi zaten.

O, rüzgâr uçurursa uçacak,

Uçurmazsa öylece duracak durduğu yerde.



Konar bir yere bekler.

Yok.

Beklemez.

Beklerse sıkılır.

Beklemek istemez hiçbir şeyi.

Hiç sabrı yok artık!

Kendini bile beklemez o...

Durur işte orada.

Oh, ne rahat!



Ben tüy oldum.

Gücüm yazı yazmaya yetmez hafifliğimden...

Tüy gerçektir, çok gerçek...

Tüy olmayı seçecek kadar gerçek.



Tamam, yazamıyorum artık...

Gidiyorum işte.

Uçarım.

Dururum.

Size ne?

Gidiyorum işte.

Gittim bile...



15.10.2003

23.00



* * *

9 yıl önce...

Bütün hücrelerimle tüyken yazıldı.

Bütün hücreleriyle tüy olanlarla “tüy kardeşliği” yapmak için belki.

Hep tüy kalmıyoruz neyse ki...

Bir ara süzülmüşüm göklerde...

Uçmuşum, konmuşum sonra kendime.

9 yıl olmuş...

Uçulmamış bir daha.



Tüy kardeşlerim...

Bir daha uçarsak, mutluluktan uçalım tamam mı? :)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...