14 Kasım 2007

Kabuklu Yaralar


Seviyorsun, kalbini kırıp seni üzüyor.

Seviyorsun, yalan söylüyor.

Seviyorsun, terk ediyor.

Seviyorsun, hasta oluyor.

Seviyorsun, gidip ölüyor!

Hepsinde de, her tarafın cam batıklarıyla acı içinde kalıyorsun...



Hatırlıyorum, küçükken kollarımda minik minik yaralar olurdu. Çok kaşınırlardı. Ben kaşırdım, onlar kanardı. Sonra da kabuk bağlarlardı. Kanamasın diye ellememem lazımdı ama dayanamaz kaşırdım, kollarım yine kan revan içinde.


O kanatıp durduğum yaraların izleri var hala. Üstünden belki otuz yıl geçti.


Geçenlerde durdum inceledim o izleri. Düşündüm, kaşınırken ve kanarken ne kadar canım yanıyordu, ağlıyordum.

Kabuk inceyken kaldırdığınıza çok can yakar. Ama kalınlaştıktan sonra acımaz o kadar.

Bazen kalın olsa bile kaldırırsınız kabuğu, yine kanar. Sonra yine kabuklanır. Hastalık bitip, iyileşinceye kadar.

İyileşince, geriye sadece iz kalır.



Birini sevince...

Yalan söylesin, aldatsın, terk etsin, çok, çok kırsın...

Bütün vücudun kanar.

Hastalandı mı sevdiğin? İçinden sen de kanarsın ince ince...

Ama bunların hepsi bir zaman sonra yerini kabuklu yaraya bırakır.

Terk edilmenin de, aldatılmanın da acısı zamanla geçip gider.

Hastalık geçer bir zaman sonra, iyileşmenin sevinci kalır.



O meşhur iyileştirici, her şeyi tedavi eden zaman; terk edeni, can yakanı, yalan söyleyeni türlü çeşit hatırlatıcılarla karşınıza çıkarır.

Hastalıkla ilgili haberler okursunuz gözünüze gözünüze sokulan.

Şarkılarda duyarsınız. Tüm şarkılar size yazılmıştır.

Hepsi yara daha incecik kabukluyken kanatıverir.

En ufak bir kaşımada kanayıverir yara.

Çok da acır…



Yara kabuklanır biraz, sanırsınız ki kalınlaştı, kanamaz artık.

Bir yere değer yanlışlıkla, oluk oluk kanarsınız şaşırarak.

Ama süresi vardır. Süreli yaralardır bunlar.

Vücudunuzda izlerini taşırsınız benim kollarımdakiler gibi.

Bakarsınız. “Şu yara ondan, bunu şu yapmıştı” dersiniz.

Bakar, konuşursunuz yara izlerinizle. Artık ne acıtır, ne o zamanki acısı gelir aklınıza, ne de kanamaktadır.

Sadece bir izdir onca şeyden geriye kalan.

Kabuklanan ve altı hep yara olan ve hiçbir zaman izini ruhunuzdan silemeyeceğiniz şey, sevdiğinizin ölerek size bıraktığı kılıç yaralarıdır.


Geçti sanırsınız diğerleri gibi. Kabuklandı galiba dersiniz.


Bir dokunursunuz denemek için. Kan boşalır ruhunuzdan...


Babam ve abim


İki sevdiğim.

Açtığınız yaralar kapanmıyor.

Her hatırıma düştüğünüzde, üstünüze gözyaşım düşüyor.

Yaraladığınız güne alıp gidiyorum başımı, elimde olmadan.

Kalıyorum sizinle biraz.

Sonra olduğum yere geri dönüyorum.

“Hayat devam ediyor” diyor benim gibi yaralılar.

Gerçekten hayat devam ediyor...

Ama biliyorum ki yüz yaşına da gelsem, bendeki yaralarınız hiç “iz” haline gelmeyecek...



Benim her daim kanamaya hazır yaralarım.

Sizi özledim.

Öperim ikinizi de.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...