14 Kasım 2007

Büyük mü, küçük mü?


Hediye, hediye canım :-)

Büyüğü küçüğü olmaz.

Gönülden kopandır hediye.

Değil midir?



Aşk ve hediye işini didikleyeyim diyorum bugün...

Niye?

İşte eyle. :-)



Hadi başladım bile...

Aşktan el çekmek ne mümkün? İçimizde olsun olmasın. Bülent Ortaçgil ne diyor? “Aşk var mı? Var... Aşk var...”



Aşk varsa yanında hediyesi de vardır kesin:-)

Aşkların bitişi değil de, en çok bitişinde, final sahnesindeki diyalog yaralayıcı gelir bana.

Hem de bana... Sözlerin gittiği yere neler hissettiriyor kim bilir?



Hani insan âşık olduğu zaman, âşık olduğu kadını-adamı mutlu etmek için hediyeler alır ya. Satır aralarındadır kulağı hep hani. Beğendiği bir şeyleri yakalayıp sürpriz yapmak ister hem de her türlü günde; sevgili günü, doğum günü, bayram günü, yeni yılın ilk günü, yaz günü, kış günü...

Sevgili her fırsatta hediyeye ve jeste boğulur. Tabii ki jestin kaynağı pamuk ellerin girdiği ceptir. Kimi bir demet kır çiçeğiyle sevgilisini mutlu eder, kimi Hammer jiple.

Sevgililerin hayal gücüne ve cebe bakar hediyenin cinsi cibilliyeti.



Aşk içindeyken ne yapılırsa içtendir ya hani.

İstenerek yapılır her biri. Ciğerden.

Karşılıklı alışveriştir bu. İçinde meta olsa da materyalist bir alışveriş değildir. Aslolan, o metayı aldığında sevgilinin hissettikleridir. Yapılan sürprize vereceği “tepki anı” dır. Bir konser biletiyle de sizi öpücüklere boğabilir, Paris’te birkaç günlük tatil haberiyle de! Tabi ikincisi pek bir tercih edilesi, konsere ne zaman olsa gideriz :-)



Diyeceğim, aşk içinde alınan verilen her şey içseldir! Derindendir. Hesapsız ve de kitapsızdır! Heyecanlıdır. Çocuksu sevinçlidir bütün paketler. Hin gülüşler vardır içinde. Pişmiş kelle oluşlar vardır...

Hediyenin maksadı budur zaten... Hediye; verirken almaktır... Mutluluk verir, mutluluk alırsınız, dikkat edin. Kendi hediyenizden hediyelenirsiniz bir bakıma...



Evet, buraya kadar harika... Aşığız. Her fırsatta sevgilimizi mutlu etmeye çalışıyoruz. O bize, biz ona güzellikler, şıklıklar yapıyoruz...

Gün geliyor büyü bozuluyor. Sebepler ilişkilere özel. Aldatır, aldatılır, yalan söyler, aşkı biter... Aşk biter işte bir şekilde! Yollar ayrılır. Sevgiliye” hayır” ya da “bela” dilenir bitiş sebebine göre. Herkes çekilir köşesine. Toparlanmaya çalışır ya da kısa süre içinde başka denizlere yelken açılır...

Bunlar normal.



Bana anormal, çiğ, ahlaksızca ve onursuzca gelen şu:

Alınan, verilen hediyelerin, yapılan inceliklerin, hoşlukların ortalık yere dökülüp saçılması...

Öfke, yaşanan her şeyin üstüne koyu bir çizgi çekebiliyor demek.



Kısa bir zaman önce okudum; medyanın kocaman, bütün detayları hassasiyetle (!) gösteren merceğinin altına konan bir çiftin, ayrıldıktan sonra ortaya saçtıkları hediyelerini...

“Ben onu adam ettim, ben ona kaset yaptım, araba aldım, mücevhere boğdum!”

Öbürü der, “ben ona yıllarımı verdim!”

Hani, o alınan arabalar, mücevherler aşkla, adrenalinle alınmıştı? Hani, sevgiliyle geçirilen yılların her birinde iç pır pır etmişti? Çok özeldi hani, iki kişilikti o büyü?



Her şey bir anda nasıl bu kadar çirkinleşebiliyor? Çıta bu kadar düşebiliyor? Oluyor demek...

Peki “yaşadıkları aşk mıydı?” demek geliyor dudağımın ucuna. Vazgeçiyorum. “Bu da onların aşkı” diye...



Eskiden “ver mektuplarımı, al mektuplarını” derdik naifçe...

Birbirimize derdik. Cümle âlem bilmezdi bunu!



Aslında eskiden aşk da naifti. Benim tarif ettiğim “hediyeli aşklı aşk” da eskiye dair.



“Aşklar artık böyle yaşanmıyor” diyenler olacak belki... Onlar gördükleri gözle anlatacaklar benim yazdıklarımı. Eh, işte ben de kendi gözümle, kendi hissimle anlattım zaten...



Ben aşka bu gözle bakmayı seviyorum, tercih ediyorum... Öbür türlüsüne benim bakacak gözüm yoktur...



Aşk bitecekse biter ama haysiyetiyle bitsin.

Hediyeler, güzel anlar, hoşluklar dursun film şeridinde. Helal-i hoş olsun.

Mutlu ediyorsa hâlâ, dursun, yok etmiyorsa, hayrına verilsin birine gitsin. Ya da çöpe atılsın. Gözden uzak edilsin, unutulsun.

Ama helal olsun!

Ve kimse duymasın, bilmesin.

Ne aldığımı, ne verdiğimi.



Aşk hediye paketinin içinde dursun...


1 yorum:

  1. Aklima avrupa yakasi dizisindeki bayildigim bir sahne geldi. Makbule ile Izzet'in eski türk filimleriyle dalga gecen bir sahneleri vardi. Makbule Izzet'i kendisine dönmesi icin ikna etmeye calisir:

    -sms attiydim
    -okumadim
    -imeyil attiydim
    -onu da spam ettim


    yani artik mektup yok, al maillerimi ver maillerimi cagindayiz:)

    benim icin de hediyenin maddi degerinin hic bir önemi yoktur. cok samimiyim.
    beni özel seyler daha cok mutlu eder. beni düsündügünü gösteren, benim icin kafa yorup , zahmete giren.
    mesela posta kutumda ondan bana gelen bir ask mektubu bulmak. kendi el yazisiyla yazilmis...özenerek... budur:)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...