14 Kasım 2007

Don Ütüsü



Girişte değil başlık mevzusu.
Gelişme ve sonuçta.
Hele bir okuyun da...

Geçenlerde kuzenim aradı, “bir saate kadar sana geleceğiz.” Dedim, gelirken çayın yanında ne istiyorsan, al getir. Uğraşamam, çıkamam dışarı bu sıcakta...
Garfield’in tekiyim zaten!
Eh kuzen işte, naz geçiyor tabii... Almış kekini gelmiş.
O bir saatte ben anca ortalığı toparladım!
Nerde bende o marifet, döktüreceğim kekler börekler bir saatte...
Kişi kendini bilir :)

Neyse, çamaşır yıkamıştım o gün. Toplamış, katlıyordum. Tam çarşafları katlayacaktım, geldiler kuzengiller...
Gelir gelmez dedim, “yardım et, katlayalım şekerim.”
Katladık. Kuzenimin annesi dedi ki, “sen ütülemiyor musun çarşafları?”
Dedim, “bana mı dedin?” :)
Yanlış kadın kişisi!

Çarşaf ütülemek bir kadın için bence en zorlu işkence. Kocaman bir kumaşın üstünde, kolun ağırıncaya kadar dolan ütüyle. Bir arkadaşım çözmüş hadiseyi: “Çarşafı onbeşe katlayıp, en üste basıyorum ütüyü. Allah kabul ederse ütülenmiş oluyor” :)
En güzeli vallahi:)

Aslında tek çarşaf mı? Gömlek ütülemek de öyle. Dert yani! Gövdeyi ütülersin, sonra kolları, gövde kırışır. Hadi önce kollar sonra gövde, arkadaş bu sefer de kollara sanki hiç ütü değmedi! Buruştur koy kenara yani!

Bir de don ütüsü var.
Böyle sıcak sıcak bastıracaksın ütüyü. Bütün mikroplar hijyenle tanışacak.
Çorabı, atleti de ütünün kızgınlığından nasiplenecek mümkünse. Onlara da gerek hijyen.
Pantolon ütüsü! Ahhh!! Çift dikiş! Diş gıcırdatma! Bir zaman sonra hırlama! En sonunda pantolonu kendi kaderine terkedip bir süre olay yerinden uzaklaşma. Sakinleştikten sonra tekrar gelip dikişi teke indirmeye çalışma.
Olamadığını görme, anne gelecekti yarın, pantolon ütüsü işini ona yıkmayı planlama.
Olmadı yardımcı hanımımız gelince pantolonları üstüne atma ve evden kaçma.

En güzeli bebekler için yapılan ütüler. Terapi gibi! Minicik zıbınlar, el kadar pijamalar, çoraplar, ufacık çarşaflar büyük zevkle ve itinayla ütülenir.
Hem çocuğa hijyen sağlanmış olur böylelikle. Aslında koca koca adamların hijyen nelerine gerek! Kendi hijyenlerini kendileri sağlasınlar.
En fazla pantolonunu, gömleğini ütüle ver eline. Ütüleyebilmeyi başarabilirsen tabii. :)

Bir arkadaşım var, gidiyorum evine. Gözleri kaymış. Omuzlar çökmüş. Bitmiş kız!...
Ne bu hal? Dört sepet ütü yaptım!
Kızım derdin ne? Hepsini bir anda niye yaparsın? Ütü makinesi neredeyse vücuduna kaynayacak! Saatlerce haldur huldur ütü!
Git ütüle bir iki tanesini, giysin adam, gerekince yine ütüle.
Ütü masası dursun ortada, hasta etsin seni. Sonra “vik vik yapacağıma hepsini bir günde yapar bitiririm” de.
Hımm, ütü de seni bitiriyor ama güzelim..

Eskiden ütü mü vardı yahu? Anneme bir sorayım ne yaparmış onlar? Yatağın altına koysalar? Birkaç tane kiloda ağır kişi, sık adımlarla yürüseler ütülüklerin üstünde? Eskiler ne yapardı diye düşünüyorum güya, yenilere önerilere dönüştü farkında değilim.:)

Ha yenilerin bir de katlama sanatı var. “Ütüye gerek bırakmayan çamaşır katlama sanatı.” Mağaza raflarındaki gibi katlamayı öğrendik mi tamamdır. Ütüyle helalleşip ayrılabiliriz.
Bir başka kurtuluşa çamaşırları tele asarken eriyoruz. Tele öyle bir düzgünlükte ve itinayla serilecek ki o çamaşırlar, alıp alıp giyivereceksiniz üstünüze.

“Don ütüsü” dedik ya en başta. Hah işte burası da sonuç artık.
Bağlayayım yazıyı.

Kocaların don ütüsünü ya aşkla; “canım benim, sevgilimin donu” diye ütülersin ya da donun içindekini ütülüyor hissiyatıyla basarsın ütüyü, jilet gibi olur..
”Allah belanı versin stili.”

Karılarını aldatma hissiyatı içindeki kocalara duyurulur. Karıcım, ne güzel, donumu bile ütülermiş demeyin ha.!
O ütü kayıverir bir gün ellerinden.
Aman diyim :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...