14 Kasım 2007

İsteyerek mi Yapıyorsunuz?


Yaptığımız şeylerin çoğunu;  zorunda olduğumuz, ihtiyacımız olduğu ya da yapmamız beklendiği için mi yoksa sadece istediğimiz için mi yapıyoruz?

Sabah sıcak yataktan kalkıp, koştur koştur işe gitmek mesela. İşiniz hayatınızın en mutlu parçası ise zaten isteyerek kalkarsınız, uça coşa gidersiniz. Onlar da en az aşklı birliktelikler yaşayanlar kadar azınlık. Hayatımızın ne kadarı iş yerinde geçiyor bir düşünürseniz, oradaki mutluluğun ne kıymetli olduğunu anlarsınız. Ve eğer istediğiniz işi yapıyorsanız ne çok şanslı olduğunuzu.

Çocuklarınıza ebeveyn olmaya çalışmak. Bunda istenecek ya da istenmeyecek bir durum yok. Çocuk yapmaya karar vermek, onlar için yapacaklarınızı kayıtsız şartsız, sızlanmasız yapacağınıza ant içmek demek zaten. Geri dönüş yok, kestirme çıkış, kaçış yok. Kaçıp gidenler var, bedelini ödüyorlar.

Yemek yapmak. Sadece doymak ve doyurmak için mi, yoksa yemekten zevk almak için mi? Yani yaşamak için yemek mi, yemek için yaşamak mı?

Ev işlerini, kendinize sadece yaşam alanı açmak için mi yapıyorsunuz? Yoksa temizlemeden, derleyip toplamadan duramayanlardan mısınız?  (Ben bir Garfield’ım, bu yüzden duruşum bellidir: I can do but I won’t! / Yapabilirim ama yapmayacağım.) :-)

Koca dayağı ya da kadın dırdırı çekmek. İkisinin de ne istenir, ne de tercih edilir yanı yok. Zorunluluk da değil. Eğer iki durum da tak ettirmişse, en yakın çıkış yolu nerede, diye bakılır zaten. Bu konuda fazla söze hacet yoktur. Allah kurtarsın, denir sadece...

Seks. İstediğiniz için mi? O istiyor diye mi? İhtiyaçtan mı? Zorunluluk mu? Seks, aşklıysa ne âlâ, hatta pek âlâ… Değilse yukarıdakilerden biri, ama hangisi? İkiniz de istediğiniz içindir umarım.

Alışveriş ama mecburi olanı. Genelde kimin üstüne yıkılmışsa o yapar bunu. İstese de istemese de, söylene söylene yapsa da; bu bir zorunluluk.

Akrabalarımızla görüşmek. İçlerinde sevmediklerimiz var; laf sokanları, dedikoducuları, kem gözlüleri… Neden görüşüyoruz? Kan bağımız var. Atsan atılmaz satsan satılmaz. Zorunluluk mu? Bence değil. Eşinizin anne babası bile olsa, eğer sizi mutsuz ediyorsa, hele ki ilişkinizi zehirliyorsa, onları uzaktan sevmek kâfi olacaktır.
Kabul, biraz katıyım bu konuda. Ama hayat kısa. Saniyemizi bile en mutlu nasıl geçiririz, ona bakmak lazım. Atıp tuttuğumu düşünmeyin. Siz değişerek başlayacaksınız işe. Sınır çizgisini siz çizeceksiniz. Onlar nasılsa alışacaklar. Çizginin önüne geldiklerinde geri dönmeyi bilecekler. Zaman alır, belki üzülürler ama kim sizden daha kıymetli? Yaşamınız kaç yıl garantili?

Sanırım sadece para kazanmak zorunluluk. Hayatın idamesi için şart, olmazsa olmaz. Her yerde. Maalesef.

Anne-baba değilseniz yaşayın istediğiniz gibi. Kimseyi kırmadan, üzmeden tabii. Öyle, ben istediğimi yaparım, demek değil hadisemiz. Ama başkalarının isteklerini de istemediğimiz halde yapmamak lazım. Yapabildiğimiz ölçüde yapmamak. Hayatı zorunluluktan çıkarmak. Keyfe çevirmek. Kaç günümüz kaldı şunun şurasında? Kim bilecek? Tadını çıkarın…

Bu aralar okuduğum kitapta yazıyor… Yapmak istemeyip de yapmak zorunda olduğumuz bütün tanımlamaların karşılığı “stres” imiş Shad Helmstetter ‘ e göre…
Öyleyse biz bir stresiz. :)

Öyle miyiz? 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...