14 Kasım 2007

Büyü Yapmayı Öğrenin


“Şu gazetelerdeki sağlıklı ve uzun yaşama formüllerini uygular mısın annecim? Ben 40 yaşıma geldiğinde senin de yaşıyor olmanı istiyorum çünkü.”

11 yaşında bir oğlan çocuğunun isteği bu.

Yüz güldüren, iç ısıtan bir istek bu.



Hayatınızda olmasını istediğiniz kıymetlilerinize 11 yaşın diliyle sevginizi diyebiliyor musunuz siz?

Kendi yaşınızla deseniz de olur.

“Yoksa zaten var. Orada ve kıymetli. Söylememe gerek yok” diyerek “için için” mi seviyorsunuz?



“O”nun farkında olmak. Farkında olduğunuzu bilmesini sağlamak.



Yaşadığınızı hissetmek. Var olduğunuzun, “birisi” olduğunuzun ondan size yansıması.



“Tanınmanız”. Eşiniz, çocuklarınız, anneniz, babanız, dostlarınız, komşunuz, patronunuz tarafından tanınmanız.



“Seni olduğun gibi kabul ediyorum ve çok seviyorum” demek, duymak.



Varlığı taçlandırmak her şekilde.



Eksiltmez sizi emin olun. Çoğalırsınız, çoğaltırsınız.



Küçüklüğümüzde, şımarmamamız için sevmezlermiş bizi. (Keşke şımarsaymışız. Sevildiğimizi bilmeyi ve kendimizi sevmeyi öğrenseymişiz o zamanlardan. )

Biz uyanıkken sevmezlermiş bizi ama uyuyunca başımıza gelip, sevgiden gözleri dolarak bakarlarmış yüzümüze... Saçlarımızı okşarlarmış. Canım kızım, canım oğlum derlermiş. Biz duymazmışız ama...

Tahmin edermişiz sadece.

Sarılmazlarmış da. Eh, bayramda seyranda, bir el öpme sonrası yanak öpme. Uzak bir yere gidip geldiysek, özlemden kucaklaşmak ama ayda yılda bir kere... O kadar.



“Sen iyisin”, “sen yapabilirsin”, “iyi ki varsın” diyeni duymadık hiç.



“Herhalde iyi ki varım”, “sanırım iyiyim”, “gayret edersem yapabilirim”lerle büyüttük kendimizi.

Asılı duran sevgiyi, ilgiyi, desteği havada yakalamaya çalıştık.



Hisler baki ama davranışları öğreniyoruz...

Onlar da hissetmişler ama dışlarından da sevmeyi öğrenememişler.

Öğrenmiş olsalardı bize de öğretirlerdi.



Siz kimseye “Olsa da olur, olmasa da” ya da “olsa iyi olur, olmazsa bir şey olmaz” demiyorsunuz değil mi?

Aman! Hiçlik ve değersizlik hissettirmek istemiyorsanız, kimseciklere sakın böyle demeyin, hissettirmeyin beden dilinizle bile.

 “Olduğun için mutluyum, olmazsan çok üzülürüm” deyin...

Tamam, siz güçlüsünüz, kendinize yetersiniz, belki o olmasa da gayet güzel yaşarsınız ama siz yine de öyle deyin. Büyücü olun.



Yanınızda kim var? Eşiniz mi, patronunuz mu, çocuğunuz mu? Arkadaşınızla mı berabersiniz? Yazıyı okumayı bırakıp, “iyi ki sensin” diyebilir misiniz?

Kocanız, karınız yanınızda değil mi?

Hemen bir mesajla, “iyi ki kocamsın”, “iyi ki karımsın” der miydiniz? Birşeycik olmaz. Kime diyorsanız önce yüzü, sonra içi güler. Seviyorsunuz ya onu çok çok. Söyleyin bilsin, mutlu olsun. Birlikte olma amacınız birbirinizi mutlu etmek değil mi?



Mesela hayatınızdaki biri iyi bir şey mi yaptı, dedi? Sırtını sıvazlayın, “aferin!” deyiverin. Patronunuza değil tabii. J Patronlar, mümkünse siz diyorsunuz bunu ve bir de teşekkür ediyorsunuz, “iyi ki seninle çalışıyorum” diye de ekliyorsunuz tamam mı?

N’olur deseniz? Ne kadar büyülü olduğunu bilemezsiniz sırtımızdaki elin, kulağımızdaki “sen iyisin bu işte, bravo’” yu duymanın. Ah ah, keşke size sufle veriyor olmasaydım. Keşke hatayı yüze vurup, başarıyı kendinize saklamasaydınız...



Hiç tanımadığım bir kadın.

Ayakkabılarına takılmış gözüm. Nasıl güzel, nasıl yakışmış! Tutamadım içimde.

“Ayakkabılarınız çok güzel ve size çok yakışmış” dedim. Tabii ki önce şaşırdı, sonra teşekkür etti gülerek. Benden sonra ayakkabılarını daha çok sevdi bence. :)

Kadın alışmamış ki. Kendi ayakkabısını kendisi seviyor, kendi kaşına gözüne kendisi hayran, kişiliğini, var oluşunu kendisi takdir ediyor...



Biz kıymetliyiz evet. Akıllıyız, güzeliz, iyi insanız, farklıyız, harikayız yani. Evet, biliyoruz bunları. Tek başına seviyoruz, takdir ediyoruz, sırtımızın ulaşabildiğimiz yerlerini sıvazlıyoruz, yanağımızdan makas alıyoruz, aynada güzelliğimize göz kırpıyoruz, yaptığımız iyiliğe içimizi sevindiriyoruz...

Yetiyor mu?

Ancak başkalarının da bizim farkında olduğumuzu öğrendiğimiz zaman, aslında kendimizi tek başımıza seviyor olmamızın eksik olduğunu fark ediyoruz. Eksiklik derin değil. Çoğu kez kendimize yetiyor bile ama başkasından duyarak taçlanıyoruz. Bu da fena bir şey değil.



Güzel bir söz duyun birinden bakalım. (Ben söyledim yukarıda bir yerde, sizi arayacaklar ya da mesajla söyleyecekler. Patronunuza bile söyledim,  iyi ki seninle çalışıyorum falan diyecek. Daha ne yapayım sizin için bilemedim. :) )

Duydunuz güzel sözleri değil mi? Şimdi hissettiklerinize bakın. Hem dışınıza, hem içinize. Güleceksiniz önce, belki utanacak ama her durumda bir kere daha kendinizi seveceksiniz, seviliyor olduğunuz için. Gurur duyacaksınız kendinizle. İçiniz de sevinecek dışınız gibi.

Güne yeni başladıysanız çok güzel devam edecek eminim. Uyuyacaksanız az sonra, duyduklarınızı koynunuza alıp uyuyacaksınız, sabah da yüzünüzde, duyduklarınızın şıkırtılı ışıltısıyla uyuyacaksınız. Sonra siz de büyü yapmayı öğreneceksiniz büyülene büyülene...



Etrafınızda meziyetlerinizden, güzelliğinizden, zekânızdan, iyiliğinizden, sadece “var oluşunuzdan” dolayı mutlu olan birileri varsa, dünyanın sayılı mutlularındansınız demektir.

Kıymet bilin.



Önce çocuklara, sonra büyüklere “iyi ki varsın, iyi ki benimsin, iyi ki sensin” deyiverin bir yol.



Artık büyü yapmayı öğrenin.

Öğretin bir de...

3 yorum:

  1. seni seviyorum
    tesekkur ediyorum
    iyiki varsın :)

    iyiki yazmışsın

    YanıtlaSil
  2. Blogunu çok beğendin Nuray, ilce elenmiş, sık dokunmuş, ellerine sağlık...

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...