14 Kasım 2007

Sohbet


Sıradan bir Pazar günü.

Tıkmışım kendimi eve.

Güneş kendini bir parlatmış ki!

Gel diyor, dışarı çık. Bak ısıttım da yeri göğü. Üşümezsin.

Yok, çıkmayacağım ben bugün dışarı.

Korkutucusun!

Herkes birbirine soruyor senin bu halini biliyor musun?

Eskiden kışın göbeğinde seni görünce içimize işlerdi sıcağın. Işıltın yüzümüzü aydınlatırdı.

“Bugün hava harika!” derdik birbirimize ağız dolusu.



Çünkü beyazın üzerindeki sıcak sarıydın! Şimdi beyaz falan yok. Kış ayındayız güya ama biliyor musun ki dalları erik bastı! Çiçeksiz, yapraksız, “önyaz”sız hem de!

Hepimizi endişe çukuruna düşürdün güneş kardeş!

Herkesler içindeki kemirgen kurtlarla, neler oluyor, der oldu birbirine.



Sen yok olunca, mevsiminde gelen yağmur, kar, çamur, is, pus sayesinde adam gibi depresyona girerdik.

Şimdilerde depresif hallerimizi havaya fatura edemez olduk! “Nen var kuzum?” diyenlere “gak guk” diyoruz! Olmuyor yani!

Nedir bu, hep sıcak, hep aydınlık!

Gözümüze dizimize durduracak yakında yukarıdaki...

Yavaş yavaş...

Tepe tepe kullanalım biz elimizdekileri, aferin bize, aynen devam!



Yavaş yavaş tükeniyoruz farkında değiliz.

Bir de meteor çarptıracak yakında!

Titreyeceğiz şöyle bir.

Tabii titremeyi hissedecek kadar şanslıysak. Önümüzde beklediğimiz cillop gibi depremimiz var.

Meteora sıra gelinceye kadar kim öle kim kala...

Geçenlerde bir arkadaşımla diyet üzerine konuşuyoruz. Bir yandan da deli gibi yiyoruz, gecenin kaçında hem de!

Sonra işte yürüsek, az yesek, yok metabolizma hızlandırıcı özel karışımlar içsek, diye konuşmaya başladık “umutsuz hep tok kadınlar” olarak.

(Diyet yapmadığımız için hep tokuz! Acıkmaya fırsat vermiyoruz kendimize! Bravo bize. Alkış! )

Sonra dedim ki, hani şu 2012’deki meteora kadar zayıflasak da son zamanlarımızı şöyle fit, mutlu mutlu geçirsek...

Arkadaşım da dedi ki, madem yolun sonu yakın, yiyelim gari! :)



Hala karar vermiş değilim.

Zayıf mı yoksa şişko mu karışayım sonsuza?

Sıradan bir pazar günüyle başladım ya. Devam ediyorum.

Bahsi geçen pazarın öğleden sonrası.

Dışarıda televizyon ekranını seçmemi engelleyen pırıl pırıl güneş.

Çektim suratına bir perde, oturdum hapsettim kendimi televizyona.

Ne iyi ettim!

Havadan belki işte. Reddin dışa vurumu mu ne?



Boş durmadım izlerken, kanunmuş gibi ha bire bir şeyler yedim!

Sonra da yok kilo aldım, yok Nuray nereye koşuyor falan.

Bir yere koştuğu yok! Sorun tam da burada işte.



Hareketsiz, öylece kıpırdamadan oturuyor Nuray televizyonun karşısında..

Sistem, zaruri ihtiyaçların görülmesi esasını kapsamasa milim kıpırdamayacak!

O gün devamlı kanal değiştirmek suretiyle, dişime göre ne bulduysam izledim. Discovery Channel’dan tutun da TRT2’nin dağ tepe dolaştıkları programlarına kadar. Yemek programı vardı bir tane.

Bir çizgi filme takıldım kısa bir süre.

Arada haberleri izledim, üzüldüm, sinirlendim...

(Genç bir kızın yerde yüzükoyun yatan babasına “o benim babam” diye gözyaşı döktüğü görüntüyle göz göze geldim. Gözümden akan yaş, onun içine düşen ateşi söndürmedi elbet. Zaten sönmeyecek o ateş, zaman ateşin harını alacak, amma kor yanmaya devam edecek için için... )

Sonra iki dizi art arda izledim. Ardından yarım kalan bir film. Akşama da şu meşhur buz dansı.



Damarlarıma beton dökülmüş gibiydi. Uyuşmuştum sanki.

Günün sonunda bilgisayar karşısında da geçirilmiş bir kaç saat. Al sana yitmiş gitmiş bir pazar gününün özeti...



Fazla bulaşmak da istemiyorum şu merete. Aslında azmedip otursam, sabahtan akşama kadar izlenecek o kadar çok program var ki, öyle böyle değil!

Kablolu yayın alıyoruz bir de, diğer yayın sağlayıcıları düşünüyorum da, biri değilse diğer tutup çekiyor yakanızdan!

İstemem!



Kitap okumak, ev işlerine sarmak; camı pencereyi, kapıyı kazımak, banyoyu, lavaboyu ovup parlatmak, yemek yapmaya adanmak, örgüye dolanmak, arkadaş sohbetleri, yürüyüşler, spor gibi bazıları yararlı, bazıları bünyeme zararlı(bknz: ev işleri :)) faaliyetler duruyorken, oturup televizyonun karşısında hareketsiz kalıncaya dek oturmak hangi çılgının fikri?

Hafta içi ve akşam izlemiyorum bu kadar neyse ki!

Aslında hiç televizyon izlemesem?



Eskiden televizyon mu vardı? Vardı da bu kadar hayatımızda değildi yani. Bu kadar “hayatımız” değildi.

Haber kaynağımız, eğlencemiz, öğrencemiz, dinlencemiz, vakit öldürücümüz, sohbet bitiricimiz oldu televizyon.

Bir yere misafir gidiyoruz değil mi? Ev halkının gözü televizyonda. Bütün diziler izleniyor! Biri bitiyor diğeri başlıyor.

İki çift laf edemiyoruz !

Bir de ben rahat vermiyorum. Madem izletiyorsunuz, bari kim kimdir bileyim değil mi?

Soruyorum, bu bunun neyi şimdi? Niye öyle dedi ki? Nereye gidiyo bu? Haberi var mı adamın? :)



İllallah desinler de izlemesinler istiyorum ama bir sabır var ki, bir kulakla beni dinliyor ve anlatıyor, diğeri pür dikkat dizide.

Reklam aralarında toplu açıklama yapıyorlar.

Ben de onlar kadar hâkim oluyorum konuya şükür.

Ama bir sonraki görüşmemize kadar izlemiyorum tabii... :)

Her dizide başka bir hikâye var. Başka bir gerilim, hüzün, öfke, şiddet. İnsanı içine almaz mı? Yani günlük hayatına sirayet etmez mi? “Dizi bu” diye geçip gider mi insan?

Evet, geçip gider elbet ama ağızda acı bir tat bırakır bazen.

Hele ki kendi hayatınıza izi düşmüşse izlediğinizin, pekâlâ oturup duygusal travma yaratabilirsiniz kendinize.

Başka hayatları yaşamak değil mi bu? Onlarla üzülmek, sevinmek.

Yorucu!



Ah şu kadın programlarını hiç açmayayım! Hadi dur yeri gelmiş, iki dakika açayım bari.

Hani izleyiciler oluyor ya ellerine mikrofon veriliyor, yorumlayın bakalım diye, işte onlar bitiriyorlar beni!

Yahu teyzecim, başka işin gücün yok mu, geldin oturdun, konukların dertlerini dert edindin kendine? Sinirden alnındaki, boynundaki damarlar çıkacak kadar kaptırıyorsun kendini?

Canına yazık yahu!

İnsanlar yoga, meditasyon yapıyorlar mevcut gerginliklerinden arınmak için. Siz kendinize gerginlik yapıyorsunuz öbek öbek!



Derdiniz ne ki? Haz mı alıyorsunuz birilerinin işine karışmaktan, yok öyle değil, böyle diye bağır çağır öfkelenmekten?



Ben gerilmek istemiyorum! Kimse dokunmasın bana...

Sakinlik istiyorum, sükûnet, huzur, nezaket...

Kavga gürültü, bağrış çağrış, saçma ve gereksiz adrenalinle işim yok.

Sinema, tiyatro ve televizyon seçeneklidir.

Sinemada korku, aksiyon, gerilim, polisiye asla tercihim olmaz.

Tiyatroda kasvet, tarih, gerilim. Almayayım.

Televizyonda da maşallah kim vurduya gidiyor karakterlerin çoğu. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Kan revan içinde ortalık. Herkes birbirinin kuyusunu kazıyor, illâ bir entrika, bir kalleşlik.

Bir gülüyorlarsa on ağlıyorlar falan...



Ben mümkünse eğleneyim, iyi vakit geçireyim. Kaçamam gerginlikten, entrikadan, gerçek hayattan. Ama almak zorunda olduğumu da en düşük dozda alayım lütfen.

Sıcak olsun, samimi olsun, gerçek olsun. Vaktimi ve paramı veriyorum, karşılığı tat versin.

(Bakın şimdi yazı küt diye bitecek.)



Tamam, sohbet bitti. Hadi bakın şimdi işinize

Size iyi günleeer :)



(Demiştim.) )


2 yorum:

  1. Yine büyük bir keyifle okudugum bir yazi:)

    Al benden de okadar. Benim de izledigim tek tük diziler vardir, ama kendikendime evde baska isim yokken, yalnizken izlerim genelde (zaten ben internetten izliyorum herseyi, tv hic acmiyorum)
    ama misafirlikte o tv nin acik durmasi hic hosuma gitmez... onun sesi bangir bangir kulagimda, dogru dürüst sohbet edemezsin, illa birinin gözü kulagi oraya kayar... illa birinin bir dizisi vardir o an, acilmalidir o kutu.
    ben de senin gibi yaparim artik bazen, sorar dururum bu kim, o onun nesi oluyor, o ona niye öyle dedi simdi vs.
    (hani bir söz vardir ya, "birsey" kacinilmazsa artik zevk almaya bakacaksin" diye):)) bende artik bu tv den, bu diziden kacis yok, bari keyif almaya bakayim derim caresiz:)


    birde "madem yolun sonu yakin, yiyelim gari" cümlesini okuyunca benim TR'de köyden tombis bir arkadasim geldi aklima. Yine birgün kilolardan, diyetten falan konusurken (herzamanki gibi) "valla hic isim oomaz...ben yicende ölcen!" demisti, cok gülmüstüm:)

    YanıtlaSil
  2. :-)
    Dİyet yaparken canım eğer birşey istiyorsa hiiiiiç tutmuyorum kendimi, indiriveriyorum mideye. Telafisi var nasılsa, sonraki öğünü hafiflet, çık yürü..
    Bir daha o yemek yeme keyfi gelecek mi bakalım? Di mi ama? Gelmişken kaçırmayacaksın:-) Aaa bu arada, dün arkadaşım kekinden yaptı getirdi. Oleeey:-) Senin kekinden de yemek isterdim o ayrı.. Kısmet olsun bi gün.. :-)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...