14 Kasım 2007

Süründünüz mü hiç?


Her şeye rağmen.

”Hakkında” bildiğiniz her şeye rağmen...

Sizi üzüyor olsa da, hiç kaleminiz olmasa da...

Kapılıp, dalgalı denizinde boğulma tehlikesi geçirseniz de...

Yönetiminizi ele geçirse de...

Acıdan sızım sızım sızlasanız bile...

Bırakıp gidemediğiniz oldu mu?



Yoksunluk mudur sebep? Nedir acıya bu kadar gönülden gönüllülük? Bağımlılığa gözü bağlı gidiş?



Eksikseniz, eksikliğinizi doldurabilecek birine verebilirsiniz anahtarınızı hiç hesaplamamışken.

Esareti tadabilirsiniz ekşi ekşi.

Siz zindanın kapalı tarafında, o açık görüşte, elinde anahtarınız.

Kendi falakanıza kendiniz yatarsınız.

İşkencenin her dozunu denersiniz baygın düşünceye kadar.

Ölürken gözünüzün önünden geçecek filmin en kötü karelerini hazırlamak için emsalsiz çaba harcarsınız!

Yeter ki o dursun orada, zindanın açık görüşünde, elinde anahtarınız.



Bu bağımlılıklarımız geçmişte mi kaldı ne?

Bunlardı sebep;

Toyluk.

Bilmezlik.

Yaşanmamışlık.

Kıymet bilmezlik.

Kendini sevmezlik.



Eskidendi ağlamalarımız, sızlamalarımız, tüm olmazlara rağmen oldurmaya çabalarımız, dualarımız...

Büyüdük.



Hiç olmayacak bir duaya “amin” der dururdum 14-15 yaşlarımda. İlk aşk yaşlarımda...

Onunla evlenecektim kesin!

Ama hem küçüğüm hem dünya kadar sebebimiz denk değil.

Denkleştiriyordum ben kafamda!

Ama nafile...

Çok gözyaşı döktüm ona.

Çok kaçtım kendimden, hissettiklerimden. Kurtulamadım uzun zaman…



Şimdilerde akıllandık, uslandık, bildik, anladık...

“Teslimiyetinizi rica edeyim lütfen” diyenlere pabuç bırakmıyoruz!

Pabucun kıymetini biliyoruz pek çok.

En ufak zarar kokusu aldığımızda panter kesiliyoruz!

Kendimizi sever, korur olduk artık...

Anahtar teslimi mi?

Boynumuza çözülmez iple bağladık onu. Kimseciklere vermek niyetli değiliz.



Ama...

Yaşa, başa, ruhtaki bütün jilet kesiklerine rağmen acaba aşk “utanmadan” bir kere daha çalarsa kapıyı, göz görür mü kendimizi?

Salar mıyız kendimizi acaba, yine, yeni, yeniden "üz beni" diye…



"Al beni, götür gittiğin yere,

İstersen vur yerden yerlere.

Ne olur al beni, götür gittiğin yere."

Barış Manço boşa konuşur muydu hiç?

Yerden yere vur, at, kır, bozuk paraya çevir, tepe tepe harca ama götür gittiğin yere...

 Ne olur terk etme!



“Terk”in tadını alanlar, terk eden bir daha, bir daha üzsün diye geri çağırabiliyorlar işte...



Delilik.

Âşk.

Bağımlılık.

Kendini sevmezlik.

Azlık.



Büyüyüp, “kendini” sevmeyi öğrenip, anahtarı deriye işletmek lazım...

Zira boyundaki ipi çözdürüp, hatta çözüp terk edene vermeye teşne bütün âşıklar.



Aşk olsun.

Âşıklar olsun.

Sürünmesin, süründürmesin kimsecikler kimsecikleri...

Herkesin anahtarı kendi elinde, açık görüş tarafında dursun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...