14 Kasım 2007

H a t ı r l a y a m ı y o r u m!


Bir ben miyim unutan?

Peşimden gelen var mı?

Kalabalıklarla birlikte mi silmeye başladık yaşadıklarımızı?



Yakın geçmiş, çok kısa sürede uzak geçmişe dönüşüyor artık.



Hani uzakları hatırlamıyordum, tamam.

Çocukluğumu, gençliğimi öyle adamakıllı hatırlamıyorum.

Elimde kalan birkaç kare fotoğraf. O kadar.

Ama yakın geçmişime ne oluyor?

5 yıl öncesini hatırlayamıyorum!

Silinmedi elbette ama. Silikleşiyor işte.

Bir anı yaptıkça, eskisi siliniyor.

Hafızama ne oldu benim?

Yaşadıklarımın çoğu flu!

Zaman ve yer mevhumu karışık...

Hepsi uçuşuyor havada… Bir yıl öncesinden bir şey sorun, toparlayıp anlatabilirsem bravo bana!



Günlük unutkanlıklar kayda değer değil o kadar. En fazla buzdolabının kapısını açıp ben ne alacaktım, diye boş boş bakıyorum iki dakika…

Üçüncü dakikada geliş yolumu geri dönerek hatırlıyorum.

Ama gün aya dönünce, ay yıl olunca bir şeycik kalmıyor kafacığımın içinde...



Anneme taziye için memleketten tanıdıklarımız geldi.

İçlerinden biri benim çocukluk arkadaşım “mış”.



Kız anlatıyor: “hani sokakta oynardık beraber, benim askılı bir elbisem vardı çiçekli, sen çok severdin. Hani bir arkadaşımız vardı, gider alırdık evinden onu da.”

Kız kendini paralıyor hatırlamam için!

Yahu önümde duruyor hani.

Yüzünü görmesem, anlatsalar neyse, hatırlayamamam normal.

Kız değişmiş desem, illa bir hatırlatıcı vardır yüzünde, halinde, tavrında.

E, anlattıkları yetse?

Yok…



Mahcup bile olmaya başladım artık.

Hep diyorum, n’olur yanlış anlama, hani “pardon kimdiniz hatırlayamadım?”değil, hatırlayamıyorum!

Gerçekten!

Yok!

Silinmiş...



Bir yerde okumuştum.

Travmatik olaylar yaşayanlar insanlarda olurmuş bu türlü silinmeler…

Asıl silmek istedikleriyle beraber diğer anılar da uçar gidermiş…

Bu mu? Bilmiyorum…



Bir güzel tarafı var ki kötü olayları da hatırlayamıyorum. Onlarda silinip gidiyorlar.

Beni üzmüş biri mesela.

Ne üzüldüğüm zamanki ruh halimi tekrar hissedebiliyorum, ne de niye üzdüğünü.

Kabataslak her şey. Burası iyi gerçekten.

Geriye kalan tek tük iyi hatıra belki içimdeki huzurun kaynağı.

İçimde tortu kalmıyor.

Kendisi yok ki tortusu, gölgesi olsun.



Çocukluğum güzeldi…

O her şeyiyle kalsaydı iyiydi.

Unutuyor olmama üzülüyorum…

Hepimizin bir arada olduğu, şu anda hayatımızda teknolojinin geliştirdiği ne varsa onların olmadığı, sade, dupduru, oyunlu, sohbetli, komşuluklu, eli ayağı çamurlu çocukluğumun bütün fotoğrafları kalsa iyiydi.

Siyah beyaz olurdu hepsi ama şimdiki renksizliğin içinde en canlı renk gibi görürdüm ben hepsini…



Yaşlandığım zaman uzak geçmiş yakınlaşacak, yakın geçmişim uzayacak sanırım…

Öyle der yaşlılar.

Onlar dün yediklerini unutur, kırk yıl öncesini ince ince, dantel dantel anlatırlar size…

Hayran hayran dinlerim ben de.



Annem anlatırdı… Bir de tatlı tatlı anlatırdı ki, yaşatırdı.

Küçüklüğünden kalma ne varsa anlattı birlikte olduğumuz zamanlarda...

Özlemle, her anının ardına iç çekerek.

İnsan hem hatırlıyor, hem de özlüyor demek ki.

Hatırlamamak yine iyi aslında.

Hatırlamazsam, özlemem.



Annemi unutmam mümkün olabilir mi acaba?

Şu ara, ya onu özlersem, ne yapacağım? Diye konuşuyor içimdeki ses korkunç korkunç, panikle.



Ve bu benim annemin gidişini reddetmiş halim.

Kabul edip, özlemeye başlayacağım günleri şimdiden unutmak istiyorum.



Ve h a t ı r l a y a m a m a k.

2 yorum:

  1. Bazi yazilarini okuyorum... yorum yazmak istedigim halde, yazacak birsey bulamiyorum....nedense. Sanki tikanir gibi. Hani bazen "yorumsuz" yazmakla en büyük yorumu yapmis olursun ya, özellikle bazi fotograflarin altina?
    Bu da onlardan olsun:

    -Yorumsuz-

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fotoğrafın, duygunun, yazının karşısında öylece kalmak...
      İçinde bin tane yorumla yorumsuzca..

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...