14 Kasım 2007

Bağlılık ve Bağımlılık


Kadın-erkek arasında genellikle “bağlılıkla” başlayan ilişkiler ne olur da “bağımlılığa” dönüşür? Ne olur da iki serbest ruh bir anda birbirine köle düşer?

İçimizde bin bir sebepten depolanamayan “öz sevgi “midir sebep? Çocukken hiç sevilmemek mi? Ya da sevgiye boğulmuş olmak mı? İnsanın kendisini sevilmeye değer görmemesi mi? Nedir iki cinsin bunca didişmesine sebep?

Herkes aşkın sıcacık, gülümseyen, mutlu yüzüne dönüyor, aşka düşüyor gözü bağlı...

Şimdiye kadar sayısız kez yapılmaya çalışılan aşkın tarifi, aslında âşıklara özel. Ama tarifleri bir araya getirdiğinizde ortak özellikler bulmak zor değil.

Aşk işte, bilirsiniz, dünyayı kucaklayacak kadar coşkun bir sevince boğar insanı. Eros oklarını kime fırlatmışsa, onu durup durup, sebepsiz yere güldürür. Bazen içini huzurla doldurur, bazen adrenaline tavan yaptırır. Saf mutluluk halidir aşk…
”Aşk sağlıktır”. Yanaklardan kan fışkırmasıdır. Gürbüzlüktür. Aşkın salgılattığı mutluluk hormonu “dopamin” in iyileştirici ve direnç sağlayıcı etkisi bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
İnsanoğlunun ulaşabileceği en yüksek, en kontrolsüz ruh halidir. Deliliktir.

Kendinizden, çevrenizdeki kadınlardan, okuyup, duyduklarınızdan bilirsiniz aşkın delilik aşamasından sonraki halini... Aşktan sarhoş iki âşık, birer bağımlıya dönüşürler zamanla. 

Peki, neler olur da o güzelim teatral, romans dolu aşk, bağımlılık kostümüyle çıkar sahneye?  

Erkek kadını hep mutlu etmiştir. Kadına çiçekler alan, büyüklü küçüklü hediyelere boğan, arayan hep odur. Her dakika sesinizi duymak, o sesle kendinden geçmek ister. Bulduğu her boş vakti sizinle paylaşmak ister.
Gösterdiği ilgiyle sarhoş olursunuz.

Ne kadar özel hissettiriliyorsunuz, ne kadar önemlisiniz, ne çok seviliyorsunuz ve bunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Aşkın doruk noktasındasınız. Öylesine güzel ki yaşadıklarınız, size verdiklerini katlayarak ona geri vermek istiyorsunuz. Veriyorsunuz da. Size verdiğinden daha fazla sevgiye ve ilgiye boğuyorsunuz onu.

Fakat o da ne? Size deliler gibi âşık olan adam, yavaş yavaş sizden uzaklaşmaya başlıyor.

“Niye ki?  Ne oldu da sessizleşti şimdi? Bak işte, aramıyor gördün mü? Birlikte vakit geçirebilirdik ama çok işi varmış! Hani işi varken bile, her şartta beni tercih eder, ufacık kaçamağı nimet sayardı? Artık eskisi gibi beni sevdiğini de söylemiyor.”

Erkek neden uzaklaşır?

İlk başlardaki o romantik, ilgili, âşık adamların nerelere kaçıp gizlendiğini bütün kadınlar merak eder. Birçok sebep sayılabilir ama yaşanan örnekler incelendiğinde, kadının erkeğe doğru daha fazla adım attığı durumda erkeğin geri kaçma eğilimi gösterdiği rahatlıkla görülebilir. Erkekler dengede durmayı seviyorlar. Kadınla birbirine aynı mesafede durmak onları daha güvende hissettiriyor.

Belki kendiniz yaşamışsınızdır, belki çevrenizdeki kadınlardan duymuşsunuzdur; “Benim kadar ilgili, özenli, aşık bir kadına nasıl böyle uzak duruyor, nasıl bu kadar duyarsız, anlamıyorum! Benim gibisini zor bulur!”

Erkek uzaklaşıyor çünkü o kadar çok yakınınızda durmak istemiyor. Çünkü kadın, erkekten de aynı yoğunlukta ilgi ve sevgi bekliyor. Gösterdiği ilgi sayesinde onu istediği gibi yönlendirebileceği yanılgısına düşüyor. Kadınların ilgilerini limitsizce erkeğin üzerine yöneltmesiyle, verdiği kadarını geri isteme süreci aynı zamana denk geliyor. Bunun karşılığında erkeklerin doğasında olan özgürlük duygusunun, kadın tarafından ele geçirileceği korkusu baskın hal alıyor erkekte. İşte bu noktada erkek geri adımlar atmaya başlıyor.

Bağımlılık başlıyor.

Kadın için bu nokta en tehlikeli duraktır. Bağımlılık başlamıştır. Hayatındaki erkekle ilişkisi, satıcıyla eroinman arasındaki ilişkiye dönüşmüştür.

Alacağı ufacık doz maldadır gözü kulağı. Erkek aradığında mutludur, ses çıkmıyorsa o da sessizleşir. O varsa her şey gökkuşağı gibi görünür gözüne. O yoksa her şey siyah-beyazdır. Hayata konsantrasyonunu yitirir. Hep bir beklenti ve endişe haliyle diken üstündedir. Eli, gözü, kulağı telefondadır. Mesaj sesi bekler. Çalan her telefon için “arayan o olsun ” diye dua eder. Her defasında da derin hayal kırıklığına uğrar. Bu yalnızlığı onu daha da hırçınlaştırır.

Ona ait eroini “başkasına satar mı?” diye içi içini yer. Olmayacak şeyler kurgular. Bazen kendi kurgusuna inanır, görülmedik şeyler yapar, söyler. Bencildir. Sevgilisi her şeyiyle onun olsun ister. Sadece kendisini sevsin ister. Sosyal çevresinden rahatsız olur. Bütün planlarına dâhil olmak ister. Yüzü sadece kendisine dönük olduğunda huzurludur. Başka tarafa döndüğünde kıskançlıktan çıldırır ve çıldırtır. Kendisi yanında yokken onun eğlenmesinden rahatsız olur. Yaşam alanını daraltır, sevgili nefes alamaz hale gelir.

Kadın acınacak haldedir. Özsaygısını yitirmiştir... O minicik doz sevgiyi alabilmek için yapmadığı numara kalmaz. Çeşitli yollarla sınamak ister erkeğin ona olan aşkını. Çünkü sevildiğine inanamamaktadır bir türlü. Adam aramaz, bekler bekler yine o arar... Satıcı gelmezse o satıcıya gider. Satıcıdaki eroin tükeninceye kadar dolaşır etrafında.

Gün gelir, erkek arar. Eskisi gibi coşkulu konuşmasa da onu sevdiğini söyler ya, o da yeter kadına... O özlemle beklediği, kendisini hayata bağlayan (!) ufacık dozu almıştır. Bir süre idare eder bu doz ama ancak sonraki görüşmeye, “bir sonraki krize” kadar. Sonra aynı hayata pamuk ipliğiyle bağlılık, aynı endişe hali, aynı hayal kırıklıkları... Aynı “acaba arayacak mı, acaba beni seviyor mu?” soruları...

Bağımlı kadın kendisine verdiği hasarın yanı sıra hayatındaki erkeği de yaralamaya başlar zamanla. İşte asıl kaçma süreci burada başlar. Erkek, kadının kendisine olan bağımlılığını fark ettikçe kadından daha da uzaklaşır. Erkek güçlü kadın sever. Erkek acımayacağı, saygı duyacağı, hayran olacağı kadın ister.

Kadına karşı içinde kalanın sadece acıma duygusu olduğunun farkına varıncaya kadar devam eder bu alış-veriş, kaçış-kovalayış.

Ve altın vuruş! Erkek bu zehirli ilişkide daha fazla kalmak istemez ve kadının hayatından ebediyen çıkar…

Kadını çok zor bir süreç beklemektedir... Diptedir. Yüzeye çıkabilmek, güneşi yeniden görebilmek,“temizlenip” zehirden arınabilmek için zamana ihtiyacı vardır. Her şeyin olduğu gibi aşk acısının da, bağımlılığın da ilacı “zaman”dır. Zaman onun, kendine, hayata ve erkeklere olan inancını, güvenini yeniden kazandıracaktır. Yolunu kaybetmiştir ama bulacaktır. Bulduğu yol bu defa kendisine çıkacaktır. Kadın kendine çıkan yolu bir kez buldu mu bir daha kimse onu yolundan çeviremez. Çünkü kendine çıkan yolda “öz sevgi” vardır... Bunun tadına vardıktan sonra kimse onu sevgiye “muhtaç” hale getiremeyecektir.

Aşk acısını derisinde hissedecektir belki ama Nietzche’in sözlerini doğrulayacaktır zaman; “Beni öldürmeyen şey, güçlendirir.”

Ve aslında ruhundan atmaya çalıştığı zehir, sonraki ilişkisinin panzehiri olacaktır. Zehirlenmeden, zehirlemeden sağlıklı ve huzurlu, keyif veren bir ilişki içinde olacaktır artık. Bunu bilinçaltına eker ve zaman içinde de ektiğini biçer...

Bağlılık ilişkileri

Bağlılıkla bağımlılığı ayıran en büyük özellik, ilişki içindeki iki kişinin kendilerine ve birbirlerine duydukları güvendir. Güven, ilişkinin hem çıtasını yüksek tutar hem de zemini sağlamlaştırır. Bağlılık duymak sevginin en güzel ve en derin sunuluş biçimidir bir bakıma.

Aşkın hep aynı heyecanla, delice ama bağımlılığın boyunlara geçirdiği ilmeği olmadan yaşanabilmesi kişilerle ilgilidir.

Bağlılık ilişkilerindeki çiftlerin iç dünyalarında karmaşa yoktur. Öz kimlikleriyle tanışmış, kaynaşmış ve sevmişlerdir birbirlerini. Hem kendilerine hem de ilişkisi içinde olduğu kişiye saygı ve güven duyarlar.

İlişki çok az çalkalanır. Çalkalanış kişiliklerden değil, kadın-erkek oluştandır. Bu farklılığın getirdiği sorunlar yaşanır zaman zaman ama derinliği olmadığı gibi bağlılığı koparıcı gücü de yoktur. Bağlılıkta ilgi ne azdır, ne de gereğinden fazladır. İlgi ve sevginin dozunu ayarlayacak bir buton yoktur elbette. İç dünyalarında“doygun” olan insanların, içlerinde kendiliğinden işleyen bir mekanizmadır bu.

Bağlılık duyulan ilişkilerde kimse kimseyi kontrol altına almak istemez. Birbirlerinin sosyal yaşamlarına saygı duyarlar. Birinin mutluluğu, keyfi ve huzuru diğeri için de aynı anlamı taşır. Korku, beklenti ve kıskançlık yoktur.

Her iki taraf da kendilerine ait bir yaşam alanına sahip olduklarını diğerine hissettirirler ve dolayısıyla herkes kendi yaşama alanına çekildiğinde, bu durum herhangi bir beklenti, korku ya da kıskançlığa yol açmaz.

Bağlılık ilişkilerinde eroinman-satıcı ilişkisi yoktur. Birbirlerine sadece keyif ve huzur vermek için ilişki içinde kalırlar.

Zorunluluk duymazlar hiç bir şey için. Çünkü birbirlerini zorunlu hissettirmezler. Yaptıkları ya da yapmadıkları her şey içseldir ve kimse bunu yargılamaz. Ne yaparlarsa yapsınlar“istedikleri” içindir.

Birbirlerine sorumluluk yüklemezler. Kendi sorunlarının sorumluluğunu alacak olgunluktadırlar.

Huzursuzlukların sebebi karşı taraftan kaynaklanıyorsa bunu dile getirirler. Direkt ve şeffaftır kelimeleri. Anlaşılsınlar diye beklemezler. Anlatırlar. Birbirlerine bağlı ama birbirlerinden aldıkları keyfe bağımlıdırlar. Ama bu bilinen anlamda bağımlılık değildir. Birlikte olmaktan alınan keyfin başka bir ifadesidir.

Onlar geçmişte ya da gelecekte yaşamazlar. Bu günü aşkla geçirmek önemlidir. Sorun yaşandığında suçlayıcı olmak yerine empatiyle çözüm yolu bulmaya çalışırlar. Objektif bakış açısına sahip olmaları, sorunların kolaylıkla aşılmasına yardımcı olur.

Bağlı çiftler birbirlerini oldukları gibi kabul ederler. Değiştirmeye çalışmazlar ki bu da ilişkiler için başka bir çıkmazdır. Birbirini değiştirmeye çalışan çiftlerin ilişkilerindeki çalkantı, eninde sonunda kişisel çatışmaya dönüşür ve ilişki ağır yaralar alır. Bizim değişemediğimiz ya da değişmek istemediğimiz taraflarımız varsa, karşı tarafın da bu hakka sahip olduğunu akılda tutmak gerekir.

Bağlı âşıklar sevgi açlığı çekmezler. Çünkü içlerinde kendilerine hatta herkese yetecek kadar sevgi vardır. “Beni seviyor mu” sorusunu sormaz, sordurtmazlar.

Birbirlerinin başarılarıyla gururlanır. Gurur, hayranlık ve saygı aşklarını ayakta tutar, besler, aşk ateşini körükler.

Her ilişkide olduğu gibi onlar da sorun yaşayabilirler ama çözmek için gayretli ve isteklidirler. Sorun değil çözüm odaklıdırlar. Hatalarıyla yüzleşecek cesaretleri vardır. Hatalarından öğrenirler.

Bağlılık ilişkilerinde kaçan kovalayan yoktur. İkisi de bir çizginin iki ucunda, birbirlerine eşit mesafede durmaktadırlar. Ne çok verir, ne çok beklerler. Amaçları birbirleri üzerinden egolarını tatmin etmek değildir. Kurnazca planlar, zehirli düşünceler yoktur zihinlerinde. Düşündükleri sadece mutluluk verebilmektir. Mutlu ettikçe mutlu olanlardandır bağlılık duyanlar.

Kendilerine gereksinim duyan biriyle birlikte olamazlar çünkü ilişkide zorunlu oldukları için değil, mutlu etmeye ve mutlu olmaya istekli oldukları için kalırlar. Acizlik değildir istedikleri, birlikte geçirilen saatlerin birbirlerine kattığı zenginliktir. Bizans oyunlarıyla geçirecek bir dakikaları yoktur çünkü vakitlerini aşka değer katmak için harcamak isterler.

Birbirlerine ilgilerini hep en yüksek noktada tutarlar. Aşktır yaşamak, yaşatmak istedikleri ve aşk ilgisizliğe gelebilecek bir duygu değildir. Bunu çok iyi bilirler. İlgisizliğin sınırlarını kendileri belirlerler ve kim sınıra dayanmışsa diğeri alır ceketini gider. Çünkü kendilerine değer verirler. Bu yüzden, değersiz hissettirildiklerinde gitmeleri zor olmaz.

Bağlılık ilişkilerinde“kişisel algılama” minimum düzeydedir. Aslında bütün ilişkilerde kişisel algılamamak sağlıklı bir ruhsal yaşam için gereklidir. “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.” Bunu akılda tutmak, kişisel algılamamayı kolaylaştıracaktır...

Bütün bunların yanında bağlılıkla bağımlılık arasında gidip gelen ilişkilerde vardır. Onların da kendi içlerinde bir dinamiği vardır. Her ilişki, kendi doğru ve yanlışlarıyla yürür. Doğru ne kadar çoksa, yol o kadar uzun ve keyifli; yanlış ne kadar çoksa, yol hem uzun hem de kazalarla dolu, yolcular yaralı berelidir.

Egolarından arınmış, kendini seven, hayatı yaşanası gören, ilişki içinde olduğu kişiye hak ettiği huzuru ve mutluluğu veren âşıkların dünyadaki izdüşümüyle aydınlık hayat…

Kararmayan, karartmayan aşklara…

 

1 yorum:

  1. Yazınız öyle iyi geldi ki.Eşimle ilişkimi sorguluyordum.Aynı noktada takılıp kaldığım bir anda birşeyleri anlamama yardımcı oldunuz.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...